SAİT ÇELİK YAZIYOR: FETÖ İSNADI YÖNELTMEK İÇİN GEREKLİ HİÇ BİR KRİTER OLMAMASINA RAĞMEN DELİL KARARTILIP SUÇ UYDURULDU

SAİT ÇELİK YAZIYOR: FETÖ İSNADI YÖNELTMEK İÇİN GEREKLİ HİÇ BİR KRİTER OLMAMASINA RAĞMEN DELİL KARARTILIP SUÇ UYDURULDU
banner608
banner601

FETÖ ile Mücadele

15 Temmuz ihanetinden sonra ilk mesai gününden itibaren üniversitedeki FETÖ’cülerin tespit edilmesi çalışmalarına başladım. Kendimi  listenin en başına  koyarak bütün personelin isimlerini yetkili  mercilere gönderdim. FETÖ/PDY ile ilgili istihbarat raporları, Bylock, Bank Asya hesapları, FETÖ okul kayıtları, dernek ve sendika üyelikleri ve dijitürk abonelikleri ve benzeri  bilgileri talep ettim.

Dolayısıyla  HTS kayıtları dışında  Uşak Adliye ve Emniyetinde hangi resmi bilgi ve belge varsa rektör sıfatıyla benim elimde de vardı. Bu bilgi ve belgelerde şahsımın FETÖ ile iltisaklı olduğuna dair hiçbir veri  olmadığı gibi aksine FETÖ’ye karşı keskin tavır aldığıma dair açık  kanıtlar  bulunuyordu. Bu yüzden eski başsavcı ve ekibinin elinde de FETÖ’cü olduğumu gösteren hiçbir delil doğal olarak yoktu ve  FETÖ’cü olmadığımı gösteren apaçık belgeler sayın savcılığın da elindeydi. 

Hangi Rektör FETÖ’cüdür?

17/25 Aralık öncesi dönemde akademide bir rektörün FETÖ’cü olup olmadığını ilgilenen herkes rahatlıkla öğrenebilirdi. FETÖ’cü rektörler kendilerini saklamıyorlardı. Zaten bu yapının 15 adet resmi üniversitesi vardı ve kendilerinden olan devlet üniversite rektörleri ile ortak hareket ediyorlardı. Her platformda kendilerini büyük bir özgüvenle belli ediyorlardı!. Bu yüzden üniversitelerde, YÖK’te ve Ankara’da hangi rektörün bu yapıyla organik ilişkisi olduğu bilinen bir husustu. 

Şahsıma FETÖ üyeliği isnat edenler de bu gerçeği bilmekteydi! Kendi adıma en basitinden şunu söyleyeyim.  FETÖ’cü  bir rektörün bu örgütün mensubu olan devlet ve özel üniversitelerinin rektörleriyle iletişim  halinde olması gerekmez mi? Açıkça herkes tarafından bilinen FETÖ’cü rektörlerle Sait ÇELİK’in iletişimini gösteren  bir HTS kaydı mevcut mu? Değilse bu neyi gösterir?

Savcılığın  elinde FETÖ’cü olduğuma dair hiçbir somut delil olmadığı halde dahası FETÖ’ye karşı kesin tavır aldığıma dair çok sayıda açık kanıt olduğu halde göz göre bu esef verici hadise başıma gelmiştir.

Bylock Kriteri Açısından Sait ÇELİK’in Konumu Nedir? :

Bilindiği üzere darbe teşebbüsünün hemen arkasından FETÖ’cüleri tespit etmede en önemli kriter bylock olarak belirlenmiştir.  Doğrusu  ilk andan itibaren bylock’da bir takım sorunlar görmüş ve çok dikkatli değerlendirmek gerektiğine kani olmuştum. Nitekim  cezaevindeyken bir Mor beyin olayı patlak verdi ve 11480   kurban tahliye edildi. Sinsi ihanet şebekesi FETÖ, bylock’da bile tuzak kurmuştu. Sayın Ali AKTAŞ, ocaklara ateş düşüren FETÖ’nün bu şeytani tuzağını ortaya çıkartarak büyük bir ecre imza atmıştır. 

Şahsen, bylock ve benzeri özel şifreli yazışma programlarının  hiç birisinden  ne haberim oldu nede kullandım. 

Oysa Uşak il protokolünde ilk beşte bulunan bir kişinin adına kayıtlı olan telefonda bylock bulunuyordu. Ayrıca hakkında sözde Türkiye kamu imam yardımcısı ile önemli bir FETÖ’cü arasında geçen ilginç bir telefon tapesi de vardı. Tapede, önde gelen FETÖ’cü, bylock’u olan kişi hakkında  “beni nasıl biliyorsan onu da öyle bil” dediği halde, o devlet görevlisine   karşı temkinli davranılmış, tutuklanmamış ve mağdur edilmemiştir. Doğru da yapılmıştır.  Şahsen bu toplumu biraz tanıyan birisi olarak  ben de o kişi hakkında hiç tereddüt etmedim, FETÖ’cü olduğunu hiç düşünmedim. Neticede, daha sonraki aylarda, o kişinin telefonunu yakın bir akrabasının kullandığı tespit edilmiştir. Yani bylock’u kendisi değil yakın bir akrabası kullanmıştır. Dolayısıyla bir FETÖ’cü, il protokolünden   yakın bir akrabasının telefonu üzerinden bylock kullanarak muhtemel bir devlet takibinden kurtulmayı planlamıştı!

Bylock Olsaydı Bana Ne Olurdu?

Şahsımda böyle bir şüphe olsaydı,  iftiralardan oluşan 1500’e yakın ihbarı Uşak postanelerinden (çoğunlukla kamera olmadığı için veya kamerasına hakim olunan bir alanda olduğu için olmalı ki;  otogar   postanesinden)  Cumhurbaşkanlığı’na gönderen şebeke bu bilgileri defalarca gazete manşetlerine çektirerek  algı operasyonu yaparlardı!   İtirafçı yapılarak salıverilmiş bir FETÖ’cünün, başka bir FETÖ’cüden duydum dediği hakkımdaki  umre hazzı iftirası, gerçeği araştırılmadan gazete manşetlerine çekilmiş, sonra da iddianameye özenle yerleştirilmişti. 

Kısıtlısınız, eliniz kolunuz bağlı ve haysiyet cellatlığı  yapan bir şebeke; ailenizi, yakınlarınızı, çoluğunuzu çocuğunuzu  her gün böyle öldürüyor! Ne yaparsınız?

FETÖ’cü Rektörün Bylock’çu Makam Şöförü!

Yine bu çerçevede bir başka algı operasyonu yapılmıştı. Üniversitemizde   bir ilçe belediyesinden üniversitemiz şoför kadrosuna geçiş yapan bir personel vardı.   Bu genç uzman çavuşluktan belediyeye geçirilmiş oradan da üniversiteye geçişi için deve dişi gibi siyasetçiler ve birkaç sivil toplum örgütü referans olmuştu.

FETÖ ülkeye hakimken bu arkadaş için defalarca araya giren siyasetçiye FETÖ’cü mü diyeceğiz? Bu doğru olur mu? FETÖ gibi şeytani bir örgütün kullanamayacağı hiçbir ilişki yoktur!  Bu bilinen bir husus olsa gerektir. Doğrusu 17/25 Aralık öncesi  günlerde de bundan doğal bir süreç  yoktu! Sinsi niyetleri ortaya henüz çıkmamıştı. Asıl ihanetleri deşifre olduktan sonra örgüt ile amaç birliği içinde birlikte hareket edenler kınanmalıdır.

            İşte  benimle birlikte   gözaltına alınan ve tutuklanan bu personelin  benim makam şoförüm olduğu ve üzerinde bylock çıktığı yazılarak başka bir algı operasyonu yapılmıştı. Bugün dahi  bu memurun üzerinde bylock çıkıp çıkmadığını ve akıbetini bilmiyorum. Ancak bu şoför benim makam şoförüm değildi ve bu tür asparagas haberlerle yaptıkları cürümlere inandırıcılık katmaya ve güç verilmeye çalışılıyordu. 

Sonuç olarak  o günlerde  üst düzey devlet görevlisi üzerinde çıkan bylock’a rağmen hakkında  hemen işlem yapılamaması, bu ciddi bağlantı şüphesinin  derhal lekeleme tepkisine  dönüştürülmemesi doğru olandı. En azından bu kişiye bütün devlet imkânları ile araştırarak ona güvenip görev verenlere nezaketin gereği yapılmıştır. Kişinin bu konumunu destekler başka işaretlerin olup olmadığına bakılması   ondan sonra harekete geçilmesi hukukun ve profesyonelliğin gereğiydi.  

O devlet görevlisi için işletilen bu hukuki ilkenin hiçbir FETÖ kriterine sahip olmayan benim  için işletilmemesi büyük bir hukuksuzluk ve haksızlık olmuştur. Daha ne diyeyim!    

Lehimdeki Bank Asya  Delili Nasıl Aleyhime Delil Yapıldı!

Bilindiği üzere darbeden sonraki dönemde Bank Asya ilişkileri FETÖ üyeliğine destekleyici bir delil oluşturdu.   Benim de Bank Asya’da bir tasarruf hesabım vardı. Şöyle ki; her inanan insan gibi faiz konusunda hassasiyetimin getirdiği davranış kodlarına ben de sahiptim. Çok olmasa da birikimlerimi, riski azaltmak isteğiyle faizsiz finans kuruluşları içinde bölüştürerek -devlet güvencesinde gördüğüm dört ayrı finans kuruluşuna-  yatırmıştım.  Bu dört finans kurumu şunlardı: Al Baraka Türk, Türkiye Finans  Asya Bank ve Kuveyt Türk.

17/25 Aralık ihanet girişimi başlar başlamaz, paralel yapıya tepki olarak, vadesinin gelmesini dahi beklemeden paramı Bank Asya’dan çekerek diğer finans kuruluşlarına aktardım. Dolaysıyla nasıl ki Fetullah talimatıyla Bank Asya’ya para yatırmak FETÖ’cülüğün açık bir delili ise, Bank Asya’dan parayı başka finans kuruluşuna aktarmak da açıkça  FETÖ karşıtlığının  bir delili idi!    Bu değerlendirme ülkenin neresine giderseniz gidin hem iddia makamlarınca hem de mahkemelerce esas kabul edilmektedir. 

Şahsımın maruz kaldığı mahkemenin muamelesi  dışındaki hemen bütün mahkemelerde, kişilerin  Feto’nun talimatı ile Bank Asya’ya para yatırılıp yatırılmadığı tespit edilerek haklarında işlem  yapılmıştır.  Görev yaptığım dönemde, şahsım da dahil tüm personelimin Bank Asya’da paralarının olup olmadıklarını resmi yazı ile talep etmiştim. Gelen belgeleri, bankacılık ve finans hocalarından oluşturduğum bilirkişiye inceleterek 17/25 Aralık sonrası Fetullah talimatı ile para yatıranların tespitini yapmaları talimatını vermiş ve bilirkişiden gelen raporları da FETÖ ile mücadele komisyonuna göndererek disiplin işlemlerinin yapılmasını sağlamıştım. Özellikle baktığımız  iki konu vardı.  Feto’nun talimatıyla para yatırılmış mı ve banka kayyuma devredildiğinde para çekilmiş mi  gibi konuları araştırıyorduk.  Bunun dışında bir işlem FETÖ ile mücadeleyi sulandırarak FETÖ’nün ekmeğine yağ sürmekten başka bir anlama gelmezdi!  

Savcı Bank Asya İle İlgili Araştırma Yapmadı ve İddianamesine Koymadı.

            Bylock’ta olduğu gibi Bank Asya kriterinin şahsımda olmadığını bilen eski başsavcı iddianameye böyle önemli bir delili koymadı! Zira aslında bu delil elinde zaten  vardı. Yani olmaması mümkün değildir.  Lehimde olduğunu biliyordu ve bu yüzden dosyama koymadı.

Bu ülkede FETÖ’yü  az çok tanıyan herkese soruyorum? Grup taassubunun zirvede olduğu bir yapı olan FETÖ’cüler, Bank Asya varken başka finans kuruluşlarına para yatırırlar mı?  Al Baraka Türk, Türkiye Finans ve Kuveyt Türk’e para yatırmış kaç FETÖ’cü biliyorsunuz? Bu durum dahi FETÖ’cü olmadığımın delili iken bu konular ve bu konularda yaptığım savunmalar iddianamede neden hiç yer almadı? Neden savcı ve mahkeme tarafından görmemezlikten gelindi?

Mahkemeden  Tanık Dinletme Delil Toplatma ve Tespit Taleplerimize Ret! 

            Evet, soruşturma ve iddianame aşamalarında bu hususu da defalarca yazılı ve sözlü ifade etmeme rağmen ne savcılıkça ne de mahkemece tespit yapılmamıştır.  Bank Asya ile ilgili mahkeme sırasında  tespit ve tanık diletme talebimize duruşma savcısı : “bank asya kayıtlarının temini dosyanın delil durumu ve sanığın tutukluluk hali göz önüne alındığında yargılamaya bir yenilik ve katkı sağlamayacağından yargılamayı sebepsiz yere uzatacağından tanık dinletme talebinin reddine ve bank asya kayıtlarının temininden vazgeçilmesine karar verilmesi, talebin reddi halinde sanığın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti mevcut delil durumu, kanunda öngörülen ceza miktarı buna bağlı kaçma, saklanma şüphesinin bulunması nazara alındığından tutukluluk halinin devamına karar verilmesi talep ve mütala olunur,” diyerek karşı çıkmıştır.

Sayın  mahkeme heyeti de savcının itirazını uygun görmüş ve “Sanık ve eşi adına bank asyada hesap kaydı bulunup bulunmadığı ve hesap hareketlerinin gönderilmesine ilişkin tensip ara kararının cevapsız kalma durumu, sanığın bu yönde başvurulan savunması ve dosyaya soruşturma aşamasında daha evvel sanık yönünden getirtilen belgelerin mahiyeti göz önüne alındığında ara karar gereği işin tutuklu olmasına nazaran bu aşamada beklenmesi dosyaya bir yenilik ve katkı sağlamayacağı anlaşıldığından oturum ara kararından CMK 206/2-b hükmü uyarınca vazgeçilmesine oybirliği ile karar verildi, tefhimle açık yargılamaya devam olundu.” denilerek reddedilmiştir. 

Mahkemenin burada ”Sanık ve eşi adına Bank Asya’da hesap kaydı bulunup bulunmadığı ve hesap hareketlerinin gönderilmesine ilişkin tensip ara kararının cevapsız kalma durumu,” şeklindeki ifadesi, bu belgeleri daha önce talep ettiği anlamına gelmekle beraber lehte olacağı taleplerimizden açıkça anlaşılan bu belgelerin gelmesini beklememesi ne anlama geliyor? Yangından mal mı kaçırıyoruz?

 Mahkemenin yaptığı hukuk kılıflı absürt yorumlarla ve ifademi tahrif ederek yargısız bir infaza konu edildiğimizi açıkça göstermektedir. Sayın Mahkeme, Bektaşi fıkrasında “…..namaza yaklaşmayınız” sözündeki tahrifi bile aşarak  ”FETÖ’ye karşı tepkimi ortaya koyarak Bank Asya’dan paramı çektim” şeklindeki ifademden yola çıkarak kasta müstenit inanılmaz bir karar cümlesi kurabilmiştir.    Ayrıca    mahkeme heyeti,  bu cümlemin  öncesini sonrasını almadan, diğer finans kurumlarındaki  birikimlerimden ve  yatırımlarından söz ettiğim kısımları değerlendirme konusu yapmadan  gerekçeye yazmıştı!  

Mahkeme heyetinin FETÖ’cü olduğuma ve cezalandırılmaya  öncelikli gerekçesi daha doğrusu 1. gerekçesi yukarıda ifade ettiğim kesilmiş cümlemdir.  Gerekçeli kararın ilk paragrafını aynen sunuyorum, ibretle okuyunuz:   

 “Bu belirlemeye konu hususlar itibariyle;

a-)Anayasamızın 14'üncü maddesinde yer alan " Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirinin Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan failiyetler biçiminde kullanılamayacağına "(benzer yönde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 17. maddesinin "Bu Sözleşme hükümlerinden hiçbiri bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşmede yer alan hak ve hürriyetlerden birinin tahribini amaçlayan bir eylemde bulunma veya sözleşmede öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlandırılmalarını amaçlayan bir karar alma hakkı verdiği biçiminde yorumlanamayacağı’na) dair " hakkın kötüye kullanılmasının himaye/ koruma görmeyeceğine" ilişkin genel hukuk prensibi karşısında, Ülke genelinde yürütülen soruşturmalara yansıyan bilgi ve belgeler, etkin pişmanlık hükmünden istifade eden şüpheli ve sanık beyanları, devlet kurumlarında mevcut bilgilere istinaden FETÖ/PDY terör örgütünün talimatıyla Dernek kurma (Anayasa 33, AİHS 11), Sendika kurma ve üye olma (Anayasa. 51) ve mülkiyet hakkının (Anayasa 35) örgütsel birlikteliği temin ve eylem sergileme kapasitesini muhafaza etme ile kişi, grup ve kurumlar aleyhine ve fakat; örgüt lehine bu hakların kullanımını sağlama amacıyla kurulduğu belirlenen, dolayısıyla temelini oluşturan kişi haklarının kötüye kullanılması suretiyle meydana getirildiğinden kanun nazarında himaye görmeyecek dernek, vakıf, şirket, banka, sendika şeklindeki oluşumlar yönünden; Yukarıda (A-2-c nolu paragrafta) ayrıntılı izah edildiği üzere örgütün en önemli finans kaynaklarından biri olan (mülkiyet hakkının kötüye kullanılması amacına hizmet eden) "BANK ASYA’DA BEYANI İTİBARİYLE 17/25 ARALIK 2013 TARİHİNDEN KISA BİR SÜRE SONRAYA KADAR  PARA HAREKETİ İÇEREN  SANIĞIN HESABININ VARLIĞI.”

Anlamayana anlatalım. Bu yapılan hukuk değil olsa olsa bir nevi Zati Sungur gösterisidir. Böyle bir tecrübeyi yaşayarak öğrenmek ne kadar acı vericidir.  Olay kurdun  kuzuyu yemeyi kafasına koyduğunu gösteren teşbih hikayeyi hatırlatmaktadır.  Lehde delil okus pokusla aleyhe delil yapılmıştır!

Lütfen gerekçeye dikkat ediniz. Mahkeme heyeti, aleyhte delil varmış hissi uyandırmak için, yaptığı okus pokus’u, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve diğer yasalar ile süsleyerek ve hukuk kılıfına sokarak kamufle etmektedir! Bunu basit bir değerlendirme hatası olarak düşünmek mümkün müdür?  Üstelik sanki şahsımın sözüymüş gibi  "Bank Asya’da beyanı itibariyle 17/25 Aralık 2013 tarihinden kısa bir süre sonraya kadar  para hareketi içeren  sanığın hesabının varlığı.”  denilmesi  nasıl bir iştir?

“Al Baraka Türk, Türkiye Finans  Kuveyt Türk bank Asya’da birikimlerim vardı. 17/25 Aralık ihanet girişimi başlar başlamaz, paralel yapıya tepki olarak, vadesinin gelmesini dahi beklemeden Bank Asya’dan çektim”  sözünü,  beyana işaretle suç ikrarı gibi gösteriyor!  Pes doğrusu! 

Mahkeme, benim tırnak içine alındığı halde çarpıtarak ifade ettikleri cümlemi,   mahkumiyet kararına  1. gerekçe yaparken Bank Asya tespitinin  resmi kanallardan istenmesi   talebimi, savcı vakit kaybı olacaktır diye reddediyor,  mahkeme heyeti de aynı kanaate olduğunu kayıtlara geçirirken istedik de gelmedi anlamında cümleler kuruyor!  

Dahası Mahkeme  “…17/25 Aralık 2013 tarihinden kısa bir süre sonraya kadar  para hareketi içeren  sanığın hesabının varlığı.”  cümlesinde    para hareketinin  ne olduğunu açıklamıyor. Zira belge gelmediği için bilmiyor!    Para hareketinin varlığını uyduruyor ve ne olduğunu bilmese de benim ifademden böyle bir hesabın varlığını biliyor!  

Evet  mahkeme bunu önünü arkasını kestiği  beyanımdan çıkarıyor ama beyanımın önünü ve arkasını tevsik eden  resmi kurum onaylı belgeyi delil olarak  dosyaya getirtme ihtiyacı   hissetmiyor? Yine “17/25 Aralık 2013 tarihinden kısa bir süre sonraya kadar”  ifadesindeki    kısa bir sürenin neye tekabül ettiğini  de bilmiyor ve gerekçeli kararda  açıklama ihtiyacı da  duymuyor!  Böylece benim lehte ifadem,  sadece  hesabın varlığına dair suç ikrarı haline getirilerek  mahkumiyetin en önemli gerekçesi yapılıyor…

Talebimiz Yargıtay’da Karşılık Buldu 

Bu taleplerimiz ancak Yargıtay’da karşılık görmüştür. Bank Asya belgelerinin sonradan geldiği ve dosyaya girdiği anlaşılmaktadır ki, Yargıtay 16. Dairesi bu belgeleri incelemiş ve beraat istikametinde karar alırken gerekçe yapmıştır. Yargıtay olayı resmi belgeler üzerinde incelemiş ve karar gerekçesinde   “örgüte müzahir Bankasya nezdindeki vadesiz mevduat hesabında Aralık 2013 tarihinden itibaren herhangi bir hareketliliğin gözlenmemesi, yine aynı banka nezdindeki vadeli mevduatını da vade tarihinden önce 10.12.2013 tarihinde kapatması” denilerek  Bank Asya’ya karşı tepkimi FETÖ’cü olmadığıma ve FETÖ’ye karşı kesin tavır aldığıma bir  delil saymıştır.

Bank Asya ve Üniversite  Camii Derneği!

Diğer yandan 17/25 Aralık sürecinde Üniversite Cami Derneği’nin  1 milyon TL civarında parasının Bank Asya’da olduğunu öğrendim. Bu dernek  benden önceki rektör döneminde kurulmuş bir dernekti.  Dernek firari FETÖ’cü  Ömer YEŞİL’in kontrolünde olarak kurulmuştu. Dernek yönetiminde olanlardan  birisi FETÖ’cü  isimlerin himayesinde   üniversite sendika temsilciliği seçimi kazanan, ancak şahsımı FETÖ’cü diye oraya buraya şikayet eden, rektörlük seçimlerinden önce bir çok provokasyonda rol oynayan birisiydi.  15 Temmuz’dan sonra  şahsıma gelen ilk istihbarat raporunda    bu şahsın ismi, FETÖ’cü listesinin en başında olmasına rağmen, rektörlük seçimlerinde şahsıma hızlı muhalif olması işine yaradı ve dikkate değer garip şeyler neticesinde  bu arkadaş FETÖ’den hiçbir sıkıntıya uğramadı!  Üstelik aleyhindeki  açık delillere rağmen üzerindeki soruşturmalar kaldırılarak taltif edildi.

İşte bu Cami Derneğinin Bank Asya’da 1 milyon lira civarında parası olduğunu öğrenmiştim. Bu derneğin yönetiminden ildeki Dernekler Masası Müdürlüğü ve dolayısıyla valilik sorumluydu.  Şahsıma dair bir yetki olmadığı halde dernek başkanı Ömer YEŞİL’e  ve üyelerine bu parayı   Bank Asya’dan alıp Ziraat Bankasına aktarmalarını söyledim.  Ödemelerimiz var, şunları da halledelim, alacağız hocam gibi çeşitli gerekçelerle ertelediklerini ve yavaştan aldıklarını  görünce Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Görmez ile görüşerek paranın ivedilikle çekilmesini sağladım. Başkanımız sağ olsun “hocam aktarmayı ben buradan yaparım sen sıkıntıya girme, onlarla muhatap olma” demişti!  Bu süreçte Ankara’dan da TRT’de program yapan bir kardeşime gönül görevi vermiş ve diyanet nezdinde işin takibini yaptırmıştım.  Arkasından da dileğimiz gerçekleşmişti.  

Bu görev  Valiliğin/Müftülüğün kolayca yapabileceği bir iş olduğu halde, görev bana düşmüştü maalesef! Çünkü ben FETÖ’yi dert edinmiş bir rektördüm!  Tabii bu tarihlerde ben cevval bir terör savcısının benim FETÖ’cülüğümü tespit ettiğini ve peşime düştüğünü bilmiyordum!

Müddei iddiasını ispat etmeyince biz iftiraları çürütmek derdine düştük fakat  o bile çok görüldü!

  Mahkemeye diyorum ki, efendim ben değil FETÖ’cü olmak, biz etrafımızda tespit ettiğimiz kasti veya ihmal sonucu ortaya çıkan FETÖ lehine  durumları da takip edip sonuçlandırdık. Cami Derneği’nin Bank Asya’daki parasının peşine düşüp Ziraat bankasına yatırılmasını  sağladık. Bakın bunun şahitleri Cami derneğinin üyeleridir,  Diyanet İşleri Başkanı Mehmet GÖRMEZ ’dir. Diyanet işleri teşkilatında benim ricamla işi takip eden TRT programcısı  falan  kişidir. Lütfen bu kişileri dinleyiniz, ben FETÖ’cü değilim! 

Sayın Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ beyefendi bu konuda bizzat doğruyu söyleyecektir. Lütfen yapmayın. Ben FETÖ’cü değilim. Çoluk çocuğumuzu lekelemeyin. Annem, eşim şaşkın ve çok üzgünler. Tıpta okuyan kızım   var,  feryat ediyor. Yine tıpta okuyan oğlum  isyan ediyor. Orta  öğretimdeki kızım feryat ediyor. Altı yaşındaki kızım hiçbir şeyden habersiz babasının gelmesini bekliyor. Babamız FETÖ’cü  değil, iftira atıyorlar diye çığlık atıyorlar. Babaları bağırıyor,  ailesi bağırıyor biz fetöcü değiliz.  Haysiyet cellatları medyadan algı operasyonlarına, iftiralarına alçakça devam ediyorlar!  Kardeşim dediğim kişiler bunlar!

Ne kadar utanç verici bir durumdur  “ben FETÖ’cü değilim” demek zorunda bırakılmak! Ne kadar zor bir durumdur tüm Türkiye’ye ve dünyaya terörist ilan edilerek  FETÖ’cülerle birlikte 2.5 yıl aynı koğuşları paylaşmak. Bu arada aynen benim gibi  FETÖ’cü olmadığını fark ettiğiniz kader kurbanlarını da orada görmek onların acılarıyla kendi acılarını birleştirmek! Yaşayandan başkası bilemez bütün bunları. Bu nedenlerle bu yaşadıklarını yazma demek ne kadar haklı! Hariçten  gazel okumak ne kadar kolay ve hakkaniyete uygun! Taktir saygıdeğer kamuoyunundur.

Gerek savcılık aşamasında gerekse de  Ağır Ceza Mahkemesi aşamasında ne cami derneği üyelerini, ne paranın Bank Asya’dan çekilmesini takip eden arkadaşı ve ne de Diyanet İşleri Başkanımızı tanık olarak dinletmeyi başaramadık.   Taleplerimize mahkemede  ret kararı verdi.  Defalarca başsavcılığa ve mahkemeye yazıp söylememe rağmen, lehime delil olacağını bildikleri için, cami derneğinin parasının Bank Asya’dan Ziraat Bankasına aktarılıp aktarılmadığına dair ilgili yerlere müzekkere de yazmadılar! Lehimize olan hiçbir delili toplamak istemediler.   Zira onlar Yassıada mahkemesi misali bir yargılamadan yanaydılar. Kimse bütün bunların kasıt değil de değerlendirme hatası  olduğunu söylemesin! Söylerlerse ne olur! Elbette gerçeklerin er yada geç ortaya çıkma diye bir huyu vardır. Sadece söylemiş olmanın utancını tarih yazar ve hakikat değişmez!   Halbuki  CMUK 160/ (2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, ŞÜPHELİNİN LEHİNE VE ALEYHİNE OLAN DELİLLERİ TOPLAYARAK MUHAFAZA ALTINA ALMAKLA VE ŞÜPHELİNİN HAKLARINI KORUMAKLA yükümlüdür,  diyordu!  Bu görevi yerine getirmedikleri  gibi lehe delilleri aleyhimize çevirmek için kelimelerle oynadılar, çarpıttılar,   lehe olan tanıkları dinlemediler ve lehe olan  delilleri kararttılar.

Yazıya FETÖ’cü olmadığımıza dair diğer delillerle bu minval üzerinde devam edeceğiz inşallah.

Kazım ŞEN

banner600
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER