Onlarda var da, bizde niye yok?

 Değerli Okurlar! Demokratik ülkelerde siyasetle uğraşanların, savundukları fikrin kamuoyu tarafından kabul görmemesi, reddedilip başarısızlığa uğratılması sonucu, yasal zorunluluk olmasa bile, demokratik teamül gereği, bulundukları görevi, istifa etmek suretiyle terk edip, yerlerine yıpranmamış bir ismin geçmesine olanak sağladıklarını biliyor muyuz?
 İşte bu hareket, çoğulcu-özgürlükçü demokrasinin erdemlerinden birini oluşturmuyor mu? Bu erdemli hareketi yapan siyasi yine siyaset sahnesinde saygınlığını sürdürmeye devam edip, mensup olduğu parti ise güç kazanarak siyaset sahnesinde etkin bir rol alacak güce ulaşmıyor mu?
Hiç düşündünüz mü? İngiltere”de yapılan referandum ülkemizde yapılsa ve böyle bir sonuç çıksa idi ne olurdu? Farz edelim referandumda evet oyu kullanılmasını isteyenler başarısızlığa uğramış olsun! Acaba bu başarısız sonucun çıkmasını sağlayan siyasilerin aklının  ucundan-bucağından, kıyısından-köşesinden, istifa etmek gibi bir husus geçer mi?  Akıllardan geçmek bir yana düşünülmesi bile abes değil midir?
İstifa etmek kimsenin aklından neden geçmez ki? Çünkü önümüzde birçok örnekleri yok mu? Girdikleri seçimlerden tekrar tekrar başarısız çıkan siyasiler görevlerinden istifa etmeyi hatırlarından bile geçirmemişler, bu doğrultudaki hatırlatmalara ise en sert bir biçimde yanıt vermişler, istifa etmeyeceklerini bildirmişler, istifa etmek için hiçbir neden ve gerekçe olmadığını huzur içinde söylememişler midir?
Barajın altında kalan partilerin genel başkanları yine aynı pişkinlik içerisinde görevlerine devam edebilmeyi içlerine sindirmemişler midir? Delegelerin çoğunluğu tarafından izlediği politikanın yanlış olduğu, kendisine ve ekibine güvenilmediği açıkça beyan edilen siyasiler, görevlerini bırakmamak, oturdukları koltuğa daha büyük bir sıkılıkla sarılabilmek için mümkün olan her yola başvurmuyorlar mı? 
Oysaki batı dünyasında bunların hiçbirine rastlamak mümkün müdür?  Bir seçimde, partisinin en ufak bir oy kaybına uğraması halinde, o partinin başında bulunan kişi hiçbir uyarıya, çağrıya gerek duymadan derhal görevinden istifa eder ve yerini yıpranmamış başka bir partiliye bırakmıyor mu? 
Böylece hem kendisinin erdemli bir davranışı söz konusu oluyor hem de mensup olduğu parti başarısızlığın nedenlerini sağlıklı bir biçimde tespit ederek başarıya doğru yol alacak kadroları oluşturma olanağına sahip olmuyor mu?
Özgürlükçü-çoğulcu demokrasinin eksiksiz olarak uygulandığı ülkelerde kural bu değil midir? Yani istifa etmek bir erdemsizlik değil erdemlilik olarak kabul edilmez mi? Başarısızlığa uğrayan siyasi, istifa etmek suretiyle hem kendini aklama, hem de mensup olduğu partiyi başarıya götürme olanağına kavuşturur. 
Batı dünyasında istifa, olağan bir durum olarak görülüp,  ister siyasi olsun,  ister bürokrat olsun, herhangi bir yerde bulunan, sorumluluk üstlenen kişi, başarısız olur ya da kendisi veya denetimi altında bulunan kişiler bir yanlış yaparlarsa, bunun sorumluluğunu hemen üstlenmek suretiyle gerçeğin ortaya çıkması, doğrunun bulunabilmesi için istifa müessesesini yaşama geçirmeleri, medeniyetlerinin bir ölçüsü değil midir? Bizde istifa diye bir müessesenin varlığından söz edebilmek neden mümkün olmuyor? Bu nedenle her şey yapanın yanına kâr kalıyor? 
 İngiltere”de yapılan referandum sonucu Başbakan Cameron’un istifası, temenni ederiz ki, bizde de akılları başa getirir, unutulan, var olduğu akla dahi getirilmeyen istifa müessesesinin erdemliliği, istifa etmenin kişiyi alçaltmayacağı, aksine yücelteceği hususu hatırlanır ve bir an önce uygulamaya konulmaya başlanır.  Peki ne zaman? Balık kavağa çıkınca mı? Hoşca kalın dostça-kalın!
YORUM EKLE