MÜFTERİ İFADELERİYLE TÜBİTAK VE BAP PROJELERİ NASIL KUMPAS PROJESİNE DÖNÜŞTÜ!

MÜFTERİ İFADELERİYLE  TÜBİTAK VE BAP PROJELERİ   NASIL KUMPAS PROJESİNE DÖNÜŞTÜ!
banner599

Eski başsavcı, yargı tarihine adını, 15 Temmuz’u kötü niyetine  alet eden   biri olarak  yazdırmıştır. İnanıyorum ki kastını ve husumetini kustuğu,  iftiralarla, çarpıtmalarla ve çelişkilerle  dolu iddianame dediği bu metin, çok uzak olmayan bir gelecekte Hukuk Fakülteleri’nde  olumsuz örneklendirmelerde, özgün misaller olarak, okutulacaktır.  Yazılarım bir bütün olarak ele alındığında, okuyucular, eski başsavcı ve ekibi tarafından neye maruz bırakıldığımızı daha açık bir şekilde anlayacaktır. Daha önceki  bölümlerde hakkımda uydurduğu suçlara değinmiştim.  Bu bölümde yine uydurulan başka suçlar ile devam edeceğim.  

Uydurulan SUÇ : TÜBİTAK Projesi

Bu paragrafta, eski başsavcı Mustafa GÜMÜŞ’ün    üç ayrı temel suç uydurduğu görülmektedir.  Şöyle ki:

SUÇ 1 : FETÖ’cülere Görev Vermek

Başsavcı,  öncelikle TÜBİTAK projesinde FETÖ üyeliğinden kovuşturma/ soruşturma geçiren, akademik kariyerleri ve bölümleri itibariyle ilgili proje konusunda hiçbir akademik formasyonu olmayan Nurullah ŞANLI, Aykut YILMAZ, Mehmet Emin YÜKSEKKAYA gibi öğretim üyelerini görevlendirdiğimi iddia ediyor.

SUÇ 2 :  FETÖ’ye Finans Sağlamak

Güya TÜBİTAK’ın proje dönemindeki yapılanmasını göz önüne alıyor ve TÜBİTAK’ı da FETÖ’cü olmakla suçlayarak FETÖ’ye finans sağlamaya yönelik bir eylem olduğu  iddiasında bulunuyor.

SUÇ 3 :  BAP Ve TÜBİTAK Projelerinde Proje Yürütücüsü   Olarak   FETÖ’cüleri Görevlendirmek

Başsavcı  Mustafa GÜMÜŞ “rektörlük döneminde bir çok BAP ve TÜBİTAK projelerinde FETÖ ile ilgili öğretim üyelerinin proje yürütücüsü/sorumlusu olarak görevlendirildiği” diyerek proje yöneticilerini özellikle FETÖ’cülerden seçtiğim iddiasında bulunuyor.    

GÜMÜŞ’ün Bilmesi Gerekenler  

Böyle bir iddianame hazırlayabilmesi için Başsavcı GÜMÜŞ’ün   iddia makamı olarak  üniversitelerde hocaların niçin ve nasıl proje hazırladıklarını ve bu projenin kabulünde hangi safhalardan geçtiğini bilmesi gerekir. İddianameyi hazırlarken, bir rektörün, öğretim üyesini proje yürütücüsü/sorumlusu olarak görevlendirmediğini yani böyle bir yetkisi olmadığını öğrenmiş olmalıdır. 

  

            Örneğin, BAP için proje hazırlayan bir öğretim üyesi,

  1.  Önce hakemlerin değerlendirmesinden geçer.
  2.  Hakemlerden yeterli puanı alan bir proje, BAP yönetim kurulunca değerlendirilerek kabul edilir.
  3. Arkasından ilgili rektör yardımcısının onayından geçer
  4. En son olarak da Rektör’ün onayına sunulur.

Burada rektör onayı kısmı sadece prosedürün tamamlanmasıdır. Hakem  değerlendirmesinden iyi puanla geçen bir projeyi, yönetim kurulu, geçerli bir gerekçe ortaya koymadan reddetmesi mümkün değildir. Hakemlerden ve yönetim kurulundan geçmiş bir projeyi rektör, geçerli bir gerekçe sunmadan onaylamamazlık  edemez! Hukuki bir gerekçe ortaya koymadan rektör onaylamaz ise öğretim üyesi idare mahkemesine gidip bu kararı iptal ettirebilir.

İşte böyle bir süreçten  başsavcı,  beni sorumlu tutuyor. Şayet başsavcı  FETÖ’cülere haksız proje verdiğimi iddia ediyorsa:

  1. Önce bu projeleri tek tek belirlemeliydi?  Böyle belirlenmiş bir proje var mı?  YOK! 
  2. Sonra  işlem yapmaya bu projeye onay veren hakemlerden başlaması gerekiyordu?  İşlem yaptığı bir hakem var mı?  YOK!
  3. Daha sonraki aşamada buna onay veren yönetim kurulu üyelerine işlem başlatması gerekiyordu.  İşlem başlatılan yönetim kurulu üyeleri var mı? YOK!
  4. Sonra da projelerle yetkili ve ilgili rektör yardımcısı hakkında işlem  başlatması gerekiyordu. Böyle bir süreç başlamış mı? YOK! 

Bu dört YOK’tan,  Rektör Sait ÇELİK için  suç icat etmeye çalışan başsavcı GÜMÜŞ bunu neden böyle yaptı? Böyle yaptı, zira  Mustafa GÜMÜŞ,  iddia ettiğine kendisi de inanmıyor, yani suç uydurduğunu çok iyi biliyordu.  Bu nedenle FETÖ isnadı yaptığı projeler yoktu, bu nedenle projeci hocaları, proje  hakemlerini, BAP yönetim kurulunu ve ilgili rektör yardımcısını  dinlenmedi.   Suç kanıtı toplamaya girişmedi. Bir şey çıkartacağını bilseydi muhakkak girişirdi. Suçsuz yere hocaları isnat altına alıp beraat edecekleri bir dosya hazırlanmaktan özellikle kaçındı. Bu da şeytani bir plandı. Böyle bir şey yapsaydı cephe genişleyecek, yapılanlar Ankara’da daha yüksek sesle ve daha çok seslendirilecekti. Böyle bir şeye mahal vermek istemedi.  Başsavcının amacı üzüm yemek değil bağcıyı dövmekti.

Başsavcı’nın Suç Kurgusunun Kaynağı  

Bu iddiada ilginç bir ayrıntı var. Başsavcı iddiasını  resmi bilgi ve belgelere  değil  bir yalancı şahidin tanıklığına dayandırmaktadır.  Şıracının şahidi bozacı misali durumudur.  

Kendi desteklediği rektör adayı Rıfat OKUDAN dışındaki bütün rektör adaylarını ve hatta aday olma ihtimali olan üniversitedeki bütün profesörlerin FETÖ’cü olduklarına dair  10 sayfalık bir ihbar yazısını Cumhurbaşkanlığına gönderen  yalancı şahit  Selcen Özyurt ULUTAŞ’ın mahkemede verdiği ifadesinin proje ile ilgili kısmının fotoğrafı çekerek dikkatinize sunuyorum:

Yazıda görüldüğü üzere mahkemenin,  yalancı şahidin polis fezlekesindeki ifadesinde çelişki gördüğü ve çelişkiyi gidermek için yalancı şahide  tekrar soru sorduğu  görülmektedir. Şahsımın gösterdiği tanıkların dinlenmesi reddedilirken, ifadesinde kısmi çelişki görüldüğünde, ağır ceza davasına tanık yapılanların çelişkilerini gidermesi için ayrıca fırsat tanımak nasıl bir hukuki sorgulama şeklidir, bilmiyorum. Üstelik yalancı tanık şahsıma husumetini açıkça ilan ettiği halde tanıklık vasfını nedense  kaybetmemiştir!  Dahası bu tanığın ifadesi  ağır hapis cezası  almama gerekçe yapılmıştır. Halbuki bu konuda  Yargıtay’ın  “Sanık ile tanıklar arasında geçmişse dayalı bir husumet olması durumunda tanık beyanlarına itibar etmemek gerekmektedir” şeklindeki kararları yargılayanlarca çok iyi bilinmektedir!   İşte böyle bir mahkemede yargılandım.

Mahkemenin talebiyle yalancı şahit, çelişkisini kendince giderirken  şunları söylüyor:

 

  1.  Osman Nafiz Kaya, TÜBİTAK ile ortak yürütülen öğretmen yetiştirilmesiyle alakalı ismi uzun olduğu için şuan hatırlamadığım projede tekstil mühendisi olan Mehmet Emin Yüksekkaya, Gıda Mühendisliği Ana Bilim Dalı Başkanı Nurullah Şanlı, Moleküler Biyoloji öğretim görevlisi Aykut Yılmaz gibi projeyle alakası olmayan kişileri görevlendirilmişti.
  2. Benim bildiğim kadarıyla TÜBİTAK projelerinde projenin TÜBİTAK'a sunulabilmesi için rektörün üniversite onayını vermesi gerekiyordu.
  3. Formasyonun dışında bu şekilde akademisyenler projede görev almıştır.
  4.  Ayrıca bu projede Georgia State Üniversitesi de ortaktı.  
  5. İnternete girildiğinde bu üniversitede Fetullah Gülen ile alakalı belgesel yapıldığı  hatta üniversite şakirt yuvası yazıldığı da görülebilir, ben ifademde bu durumdan da bahsetmiştim.
  6. Bu üniversitenin proje paydaşı olması sebebiyle Fetullah Gülen’in yanına gidip gelmenin kolay olabileceğini  tahmini olarak söyledim yoksa doğrudan bir şey yoktur.
  7. Bir dönem Fen daha sonrada Edebiyat Fakültesi Dekanlığı yapan Cengiz Soykan içinde üniversitede bu yapının içinde olduğu söyleniyordu, rektör yardımcısı olarak da ona görev verildi.

İşte baştan aşağı yalan ve iftira olan bu ifadenin, savcı tarafından hiçbir araştırmaya ve soruşturmaya konu yapılmadan  kasta müstenit bir  cüretle iddianame haline getirilmiş olduğuna hayret etmemek mümkün değil. Böyle bir durumda iddianın bu yalancı şahit tarafından oluşturulduğunu söylemek bile mümkündür! Yalanları tek tek deşifre edelim.

A) Projede İmzam Yoktur:

Öncelikle bu  proje, yöneticisi olan Prof. Dr. Osman Nafiz Kaya’nın Elazığ Fırat Üniversitesinde çalışırken, 15.04.2014 tarihinde Fırat Üniversitesi adına başlayan bir projedir. 11 Haziran 2014 tarihinde, proje yürütücüsünün Uşak Üniversitesinde göreve başlaması nedeniyle, TÜBİTAK-SOBAG’ın “Kurum Değişikliği” onayıyla Uşak Üniversitesi adına yürütülmeye başlanmıştır. Müfteri  Selcen’in ifade ettiği gibi projede benim imzam yoktur.

  1. Proje Ekibi  TÜBİTAK’ın Talebi ve Onayıyla Değiştirilmiştir  ve Proje Ekibinin Oluşturulmasında Rektörün Bir Yetkisi, Dahli ve Onayı Yoktur

            22.07.2014 tarihinde kurum değişikliği onaylanan projenin araştırma ekibinin büyük kısmının daha önce Fırat Üniversitesi’ndeki akademisyenlerden oluşması TÜBİTAK tarafından uygulanabilir görülmemiştir. Dolayısıyla  proje ekibinde de değişikliğe gidilmesi gerektiği, yürütücüye ifade edilmiştir.  Bunun üzerine proje yürütücüsü tarafından  proje ekibiyle ilgili değişiklik talebi TÜBİTAK-SOBAG’a (Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma Destek Grubu)   sunulmuş ve uygun bulunmuştur. Böylece Uşak Üniversitesinde proje ekibi yeniden oluşturulmuştur.  Buna göre Uşak Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölüm Başkanı ve  Fen Bilgisi Eğitimi ABD Başkanı’nın, Proje yöneticisini yönlendirmesi/tavsiyesi ve tanıştırması sonucu yeni proje ekibine Doç.Dr. Yaser AÇIKBAŞ, Doç. Dr. Nurullah ŞANLI, Yrd. Doç. Dr. Aykut YILMAZ, Doç. Dr. Mehmet Emin YÜKSEKKAYA ve Doç. Dr. Mehmet ŞAHİN dahil edilmiştir.

 Proje ekibinin oluşturulmasında rektörün bir yetkisi  olmadığı gibi dahli de yoktur. Ayrıca sorumluluğunda da değildir. Uşak Üniversitesi Rektörü olarak diğer projelerde  olduğu gibi bu projede de kimlerin görevli olduğuna dair hiçbir malumata  sahip değildim.  Bir üniversitede her yıl bunun gibi onlarca proje gerçekleştirilir. Projelerde  kimlerin görevlendirildiği rektörü ilgilendiren bir konu değildir.   İşin acı olan tarafı bunu başsavcı da çok iyi bilir!

  1. Projeye Georgia State Üniversitesi   Ortak Değildi

Ayrıca, Selcen Özyurt ULUTAŞ’ın mahkemedeki ifadesinde geçen “bu projede Georgia State Üniversitesi de ortaktı” ifadesi ise başka bir kara  iftiradır.  Çünkü projenin hiçbir ortağı yoktur.  Proje belgelerine  bakıldığında ortağı olmadığı açıkça görülür.

Durum bu iken yalancı şahit Selcen, mahkemede çelişkiyi gidermek adına verdiği ifade de  “Ayrıca bu projede Georgia State Üniversitesi de ortaktı” diyerek iftirasını yineledi! Mahkeme belgelerde böyle bir ortaklık yok neden iftira atıyorsun demediği gibi bu müfterinin ifadeleriyle beni mahkum etti. Şaka gibi!

Dahası müfteri  şahit bu yalanını projeyle hiçbir ilgisi olmayan bir gerçekle perdeleme   uyanıklığını göstermektedir. Şöyle ki;   “…internete girildiğinde bu üniversitede Fetullah Gülen ile alakalı belgesel yapıldığı, hatta üniversite şakirt yuvası yazıldığı da görülebilir…” demektedir.  Devamla  “ben ifademde bu durumdan da bahsetmiştim, bu üniversitenin proje paydaşı olması sebebiyle Fetullah Gülen'in yanına gidip gelmenin kolay olabileceği…” diyerek iftiralarına deli saçması başka  iftiralar da katmış ve böylelikle algı yaratmak amacına matuf bu ifadeler, iddianamenin bir parçası yapılarak eski başsavcı tarafından amacına uygun kullanılmıştır!   

banner595

Troller Soruşturma Dosyasının Paydaşı Olup Yayın ve İfade Tarihleri Manidardı

Bu arada bütün bu iftiralar, başsavcının dosyalarına vakıf  olan sosyal medya trollerince algı oluşturmaya dönük paylaşılıyordu. Tanık Selcen’in de  yakın iletişim halinde olduğu Sezayi DAŞDEMİR tarafından bilgi verildiği kanaatinde olduğumuz Beştepe hesabındaki şu paylaşıma dikkat ediniz!

Yalancı tanık Selcen’in Cumhurbaşkanlığına ihbarı 9 Nisan 2015.  KOM’daki ifadesi 13/08/2016 tarihinde alınmış. Bu paylaşımlar  ise 8 ve 9 Ağustos  2016’da yapılmış.   Savcılığın operasyonu tamamen bu dışarıdaki uzantılarıyla birlikte yürüyordu. Oysa yasa gereği gizli yürütülmesi gereken dosyam bazıları için gizli değildi!   Aynı türden ve tarihleri manidar olan aşağıdaki paylaşımlar da iftiraların kamuoyunda dillendirilerek inandırıcılık kazanması çalışması olduğunu göstermektedir.


  1. Projelerde Yetki ve Sorumluluk Proje Yöneticisine Aittir

   Eski başsavcının TÜBİTAK projesi hakkında ürettiği kasti ve kötü niyetli bir kurgudur! Öğretim üyelerinin proje yaparak bilimsel yayınlar üretmek asli görevidir. Yapmadığı takdirde görevinin ihmal etmiş olur. Proje yürütücüsü veya sorumlusu, yaptığı çalışmalar sırasında görevinin kötüye kullanırsa sorumluluk da tamamen proje yürütücüsü/sorumlusuna  aittir.

 Bütün akademi doğal olarak bunun böyle olduğunu bilir. İşin yasal sürecini inceleyen her hukukçu  bunu kolaylıkla  tespit eder.   Bu çerçevede   eski başsavcı  GÜMÜŞ’te  bilir!   Başsavcı, proje ile ilgili bilgi ve belgeleri üniversiteden alarak  bu gerçeği öğrenmiş olmasına rağmen kasten suç icat etmiştir.  Üstelik Projenin sonuç raporu, 25.05.2017 tarihinde TÜBİTAK tarafından hiçbir eleştiriye  tabi tutulmadan kabul edilerek tamamlanmışken başsavcının böyle bir projeyi suça dönüştürmesinin mantıklı açıklaması yoktur!

Müfteri  Selcen’in kendi dekanına iftira ederken bile görev yaptığı fakültenin adından  dahi bihaber olduğu “bir dönem Fen daha sonra da Edebiyat Fakültesi dekanlığı yapan..” diye devam ettiği ifadesinden anlaşılmaktadır. Müfterinin  çalıştığı Fakültenin ismi Fen Edebiyat Fakültesidir!

Meşhur hikayede "yahu bunun neresini düzelteyim; Hz. Davut değil Hz. İbrahim; kız değil erkek; Ayşe değil İsmail; Azrail değil Cebrail; keçi değil, koç"! diyerek itiraz  eden kişi misali hayret makamındayız! Müfteri  Selcen’in uydurduğu hikayelerin baştan sona kadar yalan ve iftiralardan meydana gelen çelişkiler  ve saçmalıklar manzumesi olduğu çok açık olduğu halde İddianamenin önemli bir parçası olabilmiştir.   

İddianame Yazarı Eski Başsavcı GÜMÜŞ’e Sorularım Var

 

Bu kadar açık gerçekler karşında görevini kötüye kullanarak şahsıma kumpas kuran eski başsavcı Mustafa GÜMÜŞ’e bazı soruları sormanın hakkım olduğuna inanıyorum.  Böyle alicengiz oyunlarıyla 2.5 yıl diri diri mezara gömdüğü,   terörist diye basın yayın yolu ile tüm dünyaya ilan ettiği,  lekelenmeme hakkına sonuna kadar tecavüz ettiği, ailecek hayatını  kararttığı bir profesörün, gömüldüğü yerden çıktığında kumpasçı başsavcıya açıktan bazı sorular sormasını anlayışla karşılayacağını umut etmek isterim.    

  Beka mücadelesi yürüten bir  devletin, FETÖ mücadelesini, namusuna, yetki  ve sorumluluğuna  teslim ettiği  ey Uşak eski başsavcısı! 

Bu proje ile ilgili belgeleri üniversiteden istediğin ve içeriğine vakıf olduğun halde:

  1. Projeyle “FETÖ’ye finans sağlamaya yönelik olduğu” iftirasını üstelik hiçbir delil de ortaya koymadan bile bile niçin iddianameye yazdın?  Üniversiteden size gönderilen belgelerden tespit ettiğiniz üzere TÜBİTAK projelerinin  ve diğer projelerin  bütçelerinin her kalemi oldukça açık ve ayrıntılıdır. Nereye hangi harcamaların yapıldığı en ince ayrıntısına kadar belirtilmiş ve belgelendirilmiştir. Hangi kalemden FETÖ’ye finans sağlanmıştır? İddianamenizde bu hususu   neden açıklayıp belgelendirmediniz?

  

  1. İddianamenizde proje konusunda hiçbir akademik formasyonu bulunmayan bazı öğretim görevlilerinin projede görevlendirdiğini yazıyorsunuz. Bunu hangi formasyonunuzla veya hangi bilirkişi raporuyla tespit ettiniz? 

  1. Bu projelerde görevlendirme takdirinin proje yöneticisine ait olduğunu bildiğiniz halde bunun hesabını neden  benden sordunuz?  Burada şayet suç tespit etti iseniz ise niçin ilgili proje yöneticisi hakkında hiçbir işlem başlatmadınız?  

  1. Hazırladığın İddianamende, TÜBİTAK’ta FETÖ’cü yapılanma olduğunu söylüyorsunuz.  Ancak bu projeyle ilgili TÜBİTAK’a hiçbir soru sormamakta ve TÜBİTAK üzerinden bu konunun araştırmasına girişmemektesiniz!  Neden? Bunun sebebi iddianızın kendi iftiranız olduğunu bilmeniz olabilir mi?   

  1. İddianamenizde “…proje bütçesi ve TÜBİTAK’ın proje dönemindeki yapılanması da gözetildiğinde …” demişsiniz. Bu durumda  projenin 22.07.2014 tarihinde kurum değişikliğini onaylayan ve sonuç raporunu 25.05.2017 tarihinde kabul eden TÜBİTAK  hakkında bu proje dolaysıyla  neden işlem başlatmadınız? Zira bu proje dolayısıyla  benim hakkımda ve TÜBİTAK’ın o dönem yapılanması hakkında suç iddianızı açıkça yazmışsınız. FETÖ’ye finans sağlandığını iddia ettiğiniz projenin sonuç raporunu TÜBİTAK 25 Mayıs 2017’de onaylamış! Bu durumda TÜBİTAK’a soruşturma başlatmanız gerekmez miydi?

  1.  25.05.2017  tarihinde başarıyla son bulan bu projeyle ilgili herhangi bir suç teşkil edecek bir husus yoksa,  6.10.2017  tarihli iddianamenizden yaklaşık 5 ay önce,   başarıyla sonuçlandırılmış bir proje  olgusunu nasıl suç isnadı olarak  iddianamenizde yazabildiniz? Bu nasıl bir hiledir? Bu tür hileler sizce görevi suiistimal değil midir?

  1. Aşağıda sunduğum, 9.08.2016 ve  19.04.2017 tarihli Beştepe ve  Murat KOPARAN paylaşımları  sizin için ne ifade ediyor? Bu sosyal  medya trolleriyle nasıl bir ilginiz var ki; iddianamenizdeki her şey bu adamların paylaşmalarında var olabildi!  Soruşturmanız hani gizliydi? Ayrıca, TÜBİTAK’ta  FETÖ’cü yapılanma iddianızın kaynağının da birlikte iş tuttuğunuz aşağıdaki gibi trol hesap sahipleri olduğu kanaatini taşıyoruz. Bakın bu hesapta TÜBİTAK, “FETÖ’nün yatağı” olarak tarif edilmiş. Sizde bu tarifi oradan almış; “…..tübitak’ın proje dönemindeki yapılanması da gözetildiğinde…” şeklinde bir cümleyi hiçbir araştırma ve delillendirme gereği duymadan, ortak çalışma yürüttüğünüz trol hesabına dayanarak yazmışsınız!  Oldu mu? Siz yaptınız oldu! Zira siz bir başsavcı idiniz!  Öyle mi?

Bu kadar sorudan sonra yaşını başını almış bir hoca  olarak size şunları söylemek zorundayım.  Projelerde görevlendirilen kişilerin formasyonunu takdir etmek ne başsavcının ne rektörün, ne de tarih alanında kariyerinin henüz başında ve hiçbir proje tecrübesi olmayan  acemi müfteri Selcen Özyurt ULUTAŞ’ın harcıdır. Bilmediğiniz konularda formasyon iddiasında bulunacağınıza keşke başsavcı kimliğinize yaraşır bir biçimde hukuka dair formasyonunuzu geliştirseydiniz. Zira bunu yapmış olsaydınız muhtemelen böyle bir iddianameye imza atmazdınız!  

Bir başsavcı olarak   harcınız ve yetkiniz olmayan işlere teşebbüs  ettiğiniz, ancak harcınız ve yetkiniz olan asıl alanlara girmediğiniz anlaşılmaktadır.  Bunun sebebi açıktır.  Yalancı şahide  dayandırdığınız, sosyal  medyada sahte hesaplarda köpürttüğünüz  ve algı için kullandığınız iddialarınıza siz de inanmıyorsunuz. Şayet yenilir yutulur olmayan iftiralarınıza inansaydınız kim hakkında işlem başlatmanız gerekiyorsa onlar hakkında işlem başlatırdınız. Proje üzerinden, FETÖ’ye finans sağlama ve FETÖ’cüleri görevlendirmek suçlarını iddia ettikten sonra, bu suçun yasalar önündeki asıl ve gerçek  faili olan  proje yöneticisi hakkında işlem yapmayarak kendinizi trajikomik duruma düşürecek süreçlere sokmazdınız.

   

Ey Mustafa GÜMÜŞ şunu aklınızdan  çıkarmayın!  İnsanları lekelenmemesi bir insan hakkı olduğu gibi kurumların da topyekûn lekelenmemesi, o kurumda çalışanlar açısından bir insan hakkıdır. Bir kurumu FETÖ’cü ilan etmenin böyle bir iddiayı iddianamelerinize geçirmenin fütursuz bir haddi aşma olduğunu bilmelisiniz! Aksi takdirde bunu bilen biri bunu size bildirir!

Yukarıda açıkladığımız bütün bu hususlardan sonra bana isnat ettiğiniz ancak başkalarının sorumluğundaki suç isnatları ortada kalmıştır. Suç isnat edip gerçek failler hakkında   gereğini yapmamış bir başsavcı olarak görevinizi ihmal veya kötüye kullanma suçunu işlediğinizin düşünülmesi çok mu yadırgatıcıdır?   Bütün  bu yanlış işleri   kasten ve   ısrarla  yaptığınızı tespit etmiş bir mağdur olarak soruyorum: Devletimizin emperyalist maşası FETÖ ile mücadeleyi   yetki  ve sorumluluğunuza   teslim ettiği  bir başsavcı olarak, milletimize, devletimize ve her türlü kutsalımıza  ihanet ettiğinizi iddia etsem  suç işlemiş olur muyum?

 Yazılarıma, uydurduğunuz başka suçlar ile devam edeceğim inşallah. 

Kazım ŞEN

banner592
YORUM EKLE
banner591
SIRADAKİ HABER