FETÖ KADROLAŞMASINA SET ÇEKEN ve FETÖ’YE BİR TEK İHALE DAHİ VERMEYEN SAİT ÇELİK NASIL FETÖCÜ YAPILDI

FETÖ   KADROLAŞMASINA  SET ÇEKEN   ve  FETÖ’YE  BİR TEK İHALE   DAHİ VERMEYEN  SAİT ÇELİK NASIL FETÖCÜ YAPILDI
banner604

FETÖ  ve  Kadrolaşma Hareketi

Bilindiği üzere FETÖ’nün ülkemizin başına bela olmasının en önemli  sebebi  neredeyse  yarım asırdır  acımasızca yürüttükleri   kadrolaşma  hareketleridir.  1970’li yıllardan beri, hiçbir ilke gözetmeden  her renkten politikacıyı ve bürokratı kullanma becerisini gösteren bu melun hareket, belirli güce ulaştıktan sonra  tehdit, şantaj ve soru çalmak da dahil her türlü yasadışı eylemlerle kadrolaşmalarını zirveye çıkarmışlardır. Hedefine ulaşmak için kullanmayacağı argüman ve odak  olmayan, dahası dış güçlerin teknik ve lojistik desteğini de arkasına  alan bu yapının, gücü elde ettikçe bu konudaki pervasızlıkları da  artarak devam etmiştir.

 Yetkililer, kapıdan atsanız bacadan girmesini beceren bu örgüte birçok nedenden dolayı  yardımcı olmuşlardır.  Sinsi yapısını, milli ve dini  duyguları da kullanarak ustalıkla gizlemiş ancak bu yapıyı çözümlemiş çok az sayıdaki kişinin sesi de  maalesef duyulmaz olmuştu!

ABD ve Batı’nın bütün güç ve birikimiyle destek verdiği Fetullahçı Terör Örgütünün özellikle orduda  kadrolaşması oldukça dikkat çekicidir. FETÖ’nün ordu dışında yargı, mülkiye ve üniversitelerde de yaygın olarak kadrolaştıkları bir gerçektir.

Atatürkçülüğü ve laikliği paravan yaparak irtica bahanesiyle, milli iradeyi ve halkı  sürekli baskı altına alan kudretli paşaların, orduyu ABD’nin ılımlı İslam projesi olan FETÖ’ye  teslim ettiklerini görmek ironik bir trajedi olsa gerek. Fetö kadrolaşmak için Ergenekon davasını sulandırarak vesayet rejimi ile tarihi yüzleşmeyi bile mundar edip attı.  Hedeflediği kadroları boşaltarak yerine   kendi kadrolarını yerleştirmek için  bir çok suçsuz insana kumpas  kurup  hayatlarını kararttı. FETÖ’nün milletten yana  ve darbeci ordu geleneğinin karışışında konuşlanmış gibi yapması,  tavşana kaç tazıya tut stratejisiyle   her kesimi ve her siyasal oluşumu birbiri üzerine kışkırtması, sonuçta  ülkeyi ele geçirmeye kalkması nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzu bize göstermektedir. Bu şeytani zekanın ülkemizi getirdiği nokta her kesim tarafından net olarak  tespit edilmelidir.  FETÖ yarım asırdır  içerdeki bütün olay ve olguları her türlü kaos ortamını    kendi kadrolaşma hareketi için kullandı ve   maalesef  bu durum çok geç anlaşılabildi!

  Üniversite’de FETÖ Kadrolaşmasına  İzin Vermedim

Üniversitelere gerek KHK ile ilişiği kesilen gerekse de tutuklananlar açısından istatistiki olarak bakıldığında FETÖ’nün yapılanamadığı üniversitelerin en başlarında Uşak Üniversitesinin geldiği görülecektir. Davalar neticelendiğinde ceza alanların ezici bir çoğunluğunun da benden önceki önceki dönemlerde kadro aldıkları açığa çıkacaktır.

15 Temmuz’dan bugüne kadar,  rektör yardımcısından bölüm başkan yardımcılarına  kadar 450-500 civarındaki Uşak Üniversitesi yöneticileri içerisinde şahsım hariç, görevi başında hiçbir yöneticimiz FETÖ’den tutuklanmamıştır. Türkiye’de böyle bir üniversite yoktur diye düşünüyorum!

Sadece sahsımın FETÖ’den tutuklanmış olması bile kumpası  anlatmaya yeter!   FETÖ’cü bir rektörün,   rektör yardımcısından kapıdaki güvenlik görevlisine hatta çaycısına  kadar kadrolaşmış olması gerektiği,  bunun aksinin asla mümkün olamayacağı    çok açık gerçektir!   Eski başsavcı ve ekibinin şahsıma karşı aleyhte fiillerine  ve  aleyhime  delil  arama konusunda  aşırı gayretkeşliğine rağmen, görevdeki hiçbir idarecime FETÖ isnat edemedi.  Daire başkanları, müdürleri  ve dekanları  FETÖ’cü çıkmayan, ancak kendisi FETÖ’cü olan bir rektör profili  nasıl düşünülebildi?    FETÖ gerçeği nasıl böylesine  ters yüz edildi?  

15 Temmuz’un ilk günlerinde tüm Türkiye’deki üniversitelerde dekanların istifaları YÖK tarafından alınmış ve yine YÖK tarafından titizlikle incelemenin ardından Uşak Üniversitesinin dekanlarının hepsi tekrar görevlerine dönmüşlerdir (https://www.hurriyet.com.tr/usak-universitesinde-dekanlar-goreve-dondu-40181676)

15 Temmuz sürecinde komşu üniversitelerin bazı  fakülteleri önemli  ölçüde hasar almıştı. Bu yüzden Uşak Üniversitesinden diğer komşu üniversitelere hoca takviyesi yapmaktaydık.

  Uşak Üniversitesi Niçin Bu Kadar Temiz Çıkmıştır

Bunun cevabı açık/şeffaf ve liyakati esas alan uygulamalarımızdır. Yönetim prensiplerini önce şahsına uygulayan, ilkelerinde istisnaları olmayan  bir yönetim anlayışını üniversitemize hakim kılmıştık. Üniversitemi torpilden, iltimastan, kayırmadan ve ehliyetsizliğin getireceği mahzurlardan olabildiğince korudum.  Bunu nasıl başardım?

  Personel İdaresine Dair İlke ve  Uygulamalarım  

2011 yılında rektörlük görevine başladığımda çok az görülen bir uygulama olmasına rağmen devlette devamlılık esastır anlayışıyla eski rektörün atadığı hiçbir idari kadroyu değiştirmedim. Tekrar edeyim, hiçbir idari kadroyu kendi adamlarımla doldurayım derdine düşmedim! 

Halbuki  kendime yakın bulduğum insanlardan oluşturacağım bir ekiple çalışmak  şahsımı destekleyenlerin de beklediği ve alışılmış bir tutum olacaktı.  Eski rektörün atadığı idari kadroları, yaygın  uygulamalarda olduğu gibi,  kızağa alıp, yeni görevlendirmeler yapabilirdim. Ancak bunu yapmadım. Çünkü böyle yapıldığında, kızağa alınanlar özlük haklarını almaya devam ettiği gibi yeni görevlendirilenler de bu kadronun özlük haklarından yararlanacaklardı. Bu önemli bir kamu zararı oluşturacaktı.   Benim inançlarım ve milletime sadakatim buna izin vermezdi ve vermedi!  Öyle ki en meşru görüleni bile yapmadım. Bir rektörün   en mahrem  bilgilerine ister istemez vakıf olma konumundaki  makam şoförünü  değiştirmek en tabii hakkı olsa gerekti. Bu ihtiyacı dahi  hissetmedim.  Birincisi gizli, kapaklı hiçbir işim olmazdı. İkincisi çalışanlarıma, aksi vuku bulmadıkça  güvenmeyi tercih ettim.

Bir rektör için, özlük hakları itibariyle tercih sebebi  olan prestijli kadrolara, atama yapmak çok kolaydır. Zira yasalar rektöre bu konuda geniş yetkiler tanımıştır.  Pek çok örneği olmasına ve şehir eşrafının da tekliflerine rağmen hiçbir yakınımı ve akrabamı üniversitede istihdam etmedim. Ne kendi menfaatim için ne de FETÖ başta olmak üzere hiçbir grubun ve kişinin menfaati için üniversite imkânlarını kullandırmadığım gibi kadro olarak da yapılanmalarına müsaade etmedim.

Sık sık torpil iddialarına konu olan Yüksek Lisans ve Doktora sınavlarında yapılan mülakatı göreve gelir gelmez kaldırdım. Adayın ALES ve lisans eğitiminde aldığı notların dört yıllık ortalamasına göre alımları kesin kurala bağladık. Değerler bilgisayara giriliyor ve sıralamayı bilgisayar belirliyordu. Aksi uygulamalar çoğu zaman  keyfi tasarruflara ve kul hakkına girmeye yol açıyordu. Mülakat amacından saptırılmış ve  hak yeme aracına dönüşmüştü.   Mülakatı bu sebeple kaldırdım ancak çok büyük  tepkiler  de aldım. Şehirden, il dışından ve akademiden mülakatın yeniden konması konusunda sürekli ve ısrarlı taleplere rağmen bu ilkeden taviz vermedim.

  Ben tutuklandıktan hemen sonra lisans üstü öğrenci  alımlarında mülakat   uygulaması yeniden getirilmiştir! Doğrusu,  benim yaptığım uygulama ancak birkaç üniversitede olan istisnai bir uygulamaydı. Hiçbir FETÖ’cü rektörün/yöneticinin asla yapmayacağı ve tasvip etmeyeceği  bir uygulamaydı. Sadece bu uygulama bile FETÖ’cülerin kadrolaşmasında ayak bağı olmuştur.

Aslında   bunlara dair  bilgiler üniversitenin web sayfasında da vardı. Bu nedenlerle  savunma  iddialarımın  tamamının doğru olduğunu eski başsavcı ve Ağır Ceza Mahkemesi heyeti çok iyi biliyorlardı. Bu yüzden böyle aşikar bir delilin karartılması gerekiyordu! 

Soruyorum.. Hangi FETÖ’cü rektör böyle bir uygulamayı yapar? Yapmaz, yapmak istemez. Zira  FETÖ’cüler torpil ile girdikleri lisansüstü eğitimde  hızlı doktora yaptırılmak suretiyle üniversitelerde kadrolaşmışlardır.

 Fakat bilmemiz gereken  çok acı ve yakıcı  bir hakikat daha  vardır! Bu hastalığın sadece FETÖ’cülerde olmadığını da kabul edelim. Akis takdire   geleceğimizi  doğru inşa edemeyiz.    Düşmanlarına benzeyen ideolojik grupların düşmanlarının ahlakıyla ahlaklandıkları hususu, hiziplerin bir türlü  fark etmediği, fark etmek istemediği   hazin bir ülke  hakikatidir!     

Bugün bu ülkede FETÖ zihniyetine  ve diline sahip başka kesimlerin de olduğunu unutmayalım. Eski Adalet Bakanı Mehmet Moğultay’ın 3000 hakim aldık diyerek itiraf ettiği  ve “elbette örgütleneceksin, elbette kadrolaşacaksın” diyerek yaptığı konuşmayı internetten bulabilirsiniz. 1991-1995 dönemindeki hakim sayısını düşünürseniz, 3000 rakamının ne kadar korkunç bir sayı olduğunu anlarsınız. Moğultay’ın döneminde alınan yargıçları asla zan altında bırakmak gibi bir niyetim yok. Sadece, adaleti ve liyakati değil de haksız/hukuksuz olarak FETÖ gibi kritik kadroları ele geçirme zihniyetine dikkat çekmek istiyorum.

Diğer bir husus, Uşak Üniversitesinde gerçekleştirdiğimiz niceliksel ve niteliksel büyüme nedeniyle üniversitede itibarlı birçok iş imkânı ve kadro ortaya çıkmıştır. İdari kadrolarda    boş bulunan,  2 daire başkanı, 1 Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sekreterliği, Tıp ve Diş Hekimliği de dahil olmak üzere 6 Fakülte Sekreterliği, 3 Yüksekokul Sekreterliği ve 3 de Meslek Yüksek Okulu Sekreterliği kadrolarına asaleten atama yapmadım.  Tıpkı özel üniversitelerde olduğu gibi bu kadroların 2-3’üne bir kişiyi vekâleten görevlendirerek hem  daha fazla verim aldım, hem de kamuda tasarruf sağladım.

Bu kadroların önemini, çok sayıda örnekten birisi olarak şu yaşanmış vaka   anlatmaya yeter sanırım. Uşak belediye başkan yardımcılığı görevi yürüten bir şahıs çeşitli aracılarla üniversiteye atanmak istediğini, çalıştığı kurumu da oldukça abartılı yolsuzlukla suçlayarak defalarca kadro talebinde bulundu. Gerek kendisine gerek araya koyduğu nüfuzlu kişi ve guruplara, talebini kabul etmediğimi defalarca söyledim.  Bu şahıs kendi çapında her türlü şirinliği yaptı ama başaramadı.  İlkelerimden asla taviz vermediğimi görüp  ümidi kesince,  şahsım hakkında  FETÖ’cü diye yaygarayı koparmış ve iftirada sınır tanımamıştı. Tutuklanmamdan hemen sonra, yerime bakan rektör vekili Sayın DALKIRAN, anında çark ederek ibretlik bir vefasızlık örneği göstermiş, şahsıma FETÖ iftirası atan kişileri ödüllendirdiği gibi, bu şahsı da ödüllendirmişti.  Bu şahsı  boş tuttuğum 15 prestijli idari kadrodan birine alelacele  ve asaleten atamıştı. 

  Sayın DALKIRAN, aileme bir geçmiş olsun ziyaretini bile çok görmüş, yalnız bırakmış üstelik iftiracı provokatörlerin cezalarını ya kaldırmış ya da kapatmıştı. Böylece  bunlar daha rahat iftira/hakaret etmeye fırsat bulacaklar  ortalığı bulandırmaya  devam edeceklerdi!  Rektör vekilinin  bu fırsatı sağladıklarından birisi  şebekenin tetikçiliğini yapan ve sicili dosyası hayli  kabarık memur  Sezayi DAŞDEMİR’dir.   Diğeri ise şahsıma ilk gelen istihbarat raporunda adı FETÖ listesinin en başında yer alan Arş. Gör.Adil ERKEN’di. Bu arkadaşın başka çok ciddi vukuatları da vardı. Ancak  şahsın  bu ve diğer soruşturmalarının  kapatılmış ve ödüllendirilmiş olduğu anlaşılıyor!

Bir diğer şahıs ise  üniversitede kopya soruşturması geçiren ve bundan dolayı da şahsıma husumet duyan Dr. Öğretim üyesi Volkan TURAN’dır. Sayın DALKIRAN  rektör vekilliğine gelir gelmez  Volkan TURAN’ı kendisine hukuk danışmanı yapmış, üniversitenin hukuk müşavirliği bürosunun belge ve bilgilerini kendisine açmıştı! Bu kişinin kendisini üniversitede MİT’le irtibatlı gösterdiğine dair haber basına düşünce apar topar görevden alınmak  zorunda kalınmıştı!  

Bu şahsın hakkımda inanması güç suç nitelikli eylemlere  karıştığı iddialarını cezaevindeyken duymuştum. İddia vahimdi.  FETÖ’den tutuklanmış  olan apartman komşusu bir şüpheliyi cezaevinden getirtmişler.   Terör  savcısının  odasında,  savcıyla birlikte şüpheliyi itirafçı kontenjanından  kurtarma vaadiyle,   şahsıma iftiraya razı etmek için    ciddi  gayret sarf etmişlerdi. Olay  basında tafsilatıyla yazılmıştı.  İşte bütün bu eylemler FETÖ usulü bir kumpasın inanılmaz gerçekleri olarak halen ortada duruyor!   Mamafih  buna  dair şikayetler ve iddialar HSK’da halen işlem  görmektedir. Biz de  zamanı geldiğinde şikâyetçi olacağız  ve sonucuna bakacağız! 

 Sonuç olarak  tutuklanmamdan sonra  Sayın DALKIRAN,  üniversitenin huzurunu bozan bu sorunlu kişilerin (bütün büyük kurumlarda böyle sorunlu birkaç kişi çıkar. Ancak ilginç olan, şahsıma husumeti açık olan kişilerin yalancı tanıklıklarının  mahkemede kabul edilmiş olmasıdır) cezalarını kaldırdı! Kim bana FETÖ’cü iftirasını attı ise onu ödüllendirdi!  Hatta kışkırttı. Halbuki 5.5 yıllık yardımcılığımı yapmış olmasından dolayı  FETÖ’cü olmadığımı en iyi kendisi biliyordu. Kim için ve ne karşılığında? Bunlara ayrıca değineceğim. Tutuklandığım ilk günler kendisine “rektör FETÖ’cü mü” diye soranlara “ben bilemem” diyecek kadar hakka şahitliği gizlemiş, ancak rektörlük hayalleri suya düştükten sonra “ben rektörün hiç FETÖ lehinde konuştuğuna rastlamadım, aksine hep  eleştirirdi” diyerek iş işten geçtikten sonra günah çıkartmıştır. Oysa Allah Teala bir çok ayette buyurduğu gibi Nisa suresi 134. Ayette ”Ey inananlar, adaleti tam yerine getirerek Allah için şahidlik edenler olun, kendinizin, ana babanızın ve yakınlarınızın aleyhinde bile olsa, (şahidlik ettiğiniz kimseler) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah, ikisine de daha yakındır (onları sizden çok kayırır). Öyle ise keyfinize uyarak doğruluktan sapmayın. Eğer (şahidlik ederken dilinizi) eğip bükerseniz, ya da doğruyu söylemezseniz, muhakkak ki Allah yaptıklarınızı bilir.” Buyurmaktadır.

Bu zat daha önce Uşak’a gelmek istemiş  ancak önceki rektör kabul etmemişti. 2011 rektörlük seçimlerinde benim aleyhime ve mevcut rektör Ekrem SAVAŞ  lehine çalıştığını bildiğim halde sorun yapmadım.  Öncelikle anne/babasının yaşlı olmasına üzüldüğüm ve evlat olarak yanında olması gerektiğini düşündüğüm için. Sonrasında başka ailevi sıkıntılarını gidermesine yardımcı olabilmek amacıyla  üniversiteye almıştım. Üstelik rektör yardımcısı olarak da atadım. İlahiyatçı kimliğinin arkasında bu derece sıkıntılar olduğunu nereden bilebilirdim? Bu zatın  Uşak’ta halen  irşat mahiyetinde kürsüden vaaz-u nasihat ediyor olması sanıyorum İslam dünyasının en temel sorunlarından birisidir!

DALKIRAN ve suç ortaklarının cürümleriyle ilgili  bilgi ve belgeleri daha sonra tafsilatıyla  ortaya koyacağım inşallah.  Şimdi ana konumuza, üniversitedeki kadrolar bahsine dönelim.

Üniversitemdeki bu prestijli kadrolar 2011 yılından beri  başta  paralel yapı olmak üzere ülkenin her yerinden siyasiler, bürokratlar, STK’lar, çeşitli kişi ve gruplar tarafından   sürekli olarak talep edilmiştir. Kendisini, çevresini güçlü gören mikro iktidar odaklarından  bu kadrolara talip olmayan neredeyse kalmamıştır.

Şu çok açıktır ki FETÖ’cü bir rektör bu ve benzeri çok sayıda nitelikli kadrolara tereddütsüz olarak Uşak’taki ve Türkiye’deki en önemli/mimli adamlarını atardı!  Bu bilinen bir gerçek olduğu, yukarıdaki kanıtlar gibi bu kanıtlar da hiçbir şüpheye mahal bırakmadan   FETÖ’cü olmadığımı gösterdiği halde   savcılık ve mahkeme bunu görmek istememiş, bu konuda dosyaya delil getirtme ve şahit dinletme taleplerimiz reddedilmiştir.  

4/b Kadroları

Üniversitelerde istismara açık kadrolaşmaya konu olan bir diğer husus da 4/b kadrolarıdır. Üniversitelerde onlarcası/yüzlercesi kullanılan bu kadroları hiç kullanmadım ve bu kadrolara hiç atama yapmadım. Bu nasıl bir FETÖ’cülüktür?

Savcılık  böyle bir kadronun tarafımdan mutlaka kullanılmış olacağını düşünmüş olacak ki, üniversiteye müzekkere yazarak iddianameye aldığı tek konu 4/b kadroları konusudur. Lehimde olabilecek delilleri  toplamayan savcılığın bu konudaki yazısı umdukları sonucu doğurmamış, istemediği bir durumla karşılaştığı için lehimdeki bir delil   yine  es geçilmiştir!   

Temizlik ve  Güvenlik Görevlileri

Bütün bu itibarlı kadroların yanında, Temizlik İşçisi ve Güvenlik Görevlisi alımlarını bile kameralar huzurunda kura ile gerçekleştirdim. Asgari ücretle çalışmaya razı insanlarımızın hakkına da girmedim elhamdülillah. Bu konuları takip eden Uşak halkı  buna şahitlik edecektir. Gerçek şu ki, bu kadrolar için bile  yüzlerce nüfuzlu kişi ve grup araya giriyor. Binlerce talibin içinden bu aracıların en güçlülerinin tercihleri,  kabul edilsin isteniyordu.   Türkiye Cumhuriyeti Uşak Üniversitesi rektörü olarak görev yaptığım 5.5 yıl içinde böyle bir torpil sistemine  asla itibar etmedim. Yanlışa geçit  vermedim.

Üniversitedeki İhaleler.

Yıllık 160 milyon TL civarında bütçesi olan bir üniversitenin rektörü olarak 2011 yılından beri hiç bir ihalemizi FETÖ’cüler almamıştır! Neden? FETÖ’cü bir rektör idaresinde bu nasıl mümkün olabildi?   İlgili merciler bu konuda üstün gayret sarf ederek her ayrıntıyı didik didik ettiler. Ancak sehven bile olsa bir tane bile bulamadılar. Bu somut gerçek  dahi FETÖ’cü olmadığımıza delil olmamıştır.

FETÖ’cüler, öğrenci ve personel ile yakın irtibatlı olmak istedikleri için üniversitede kantin, kitap evi vb. işletmelere sahip olmak için can atarlar. Zira örgüte eleman  kazandırma üzerine kurulu olan bu yapının faaliyetleri, beşikten mezara kadar fert denetimi ve yönlendirilmesi üzerine kuruludur.

 Onlarca kantinimiz var. Hiç birisini hiç bir zaman FETÖ’cüler işletmemiştir.  Taleplerine rağmen  19 adet dükkânı olan öğrenci çarşımızda hiç bir dükkânı FETÖ’cüler kiralamamış/kiralayamamıştır!  Yine talep etmelerine rağmen yap işlet devret modeli ile kampüsümüze öğrenci yurdu yapmalarına da  müsaade etmedim. Bunları yapabilmek için çok sayıda nüfuzlu  aracıyı kullanmışlar fakat  başarılı olamamışlardır.

Sonuç olarak  bu tür konuları yakından takip eden ve FETÖ’yü dert edinip FETÖ’ye  göz açtırmayan bir rektörü, FETÖ’cü yapan böylesine açık bir  art niyet, şimdi sorgulanmayacaksa ne  zaman sorgulanacaktır?

Ülkemizin FETÖ tecrübesinden sonra anlamaya ve takdir etmeye başladığı üzere  liyakat ve adalet esasına göre rektörlük yaptım. Ancak uygulamalarımı ideolojik körlüğü olanların, kişi ve grup çıkarlarını her şeyin üstünde tutanların ve bunu gerçekleştirmek için çeteleşen mikro iktidar odaklarının ve yeni FETÖ’lerin  anlaması mümkün değildir!

Bir rektör olarak tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak adına ne gerekiyorsa onu yaptım. Göreve atanan yöneticilerin etrafını hemen çeviriveren güç odaklarının ve çeşitli adlar altındaki  legal görünümlü yapıların  talepleri Uşak Üniversitesi’nde karşılık bulmamıştır. Hiçbir kayırılma talebi, kul hakkına tecavüz anlamına gelen bitmez tükenmez istekler karşılık bulmamıştır. 5.5 yılda yaptığım somut  icraatlar, zihniyetimin apaçık göstergesidir. Ne yazık ki pek de yaygın ve alışık olunmayan bu ilkeli uygulamalarım fincancı katırlarını ürkütmüş olacak ki,  iftira, haysiyet cellatlığı yapılarak sonucunda hapse mahkum edilerek  cezalandırıldım!   Uygulamalarımın neticesi bana çok ağır bir fatura olarak geri döndürüldü.  Bunu görüyor ve  biliyorum.  Ne var ki bizler Allah’a namütenahi  iman etmiş kimseleriz ve  olanda hayır görüyoruz;

Gerek ağlat, gerek güldür,
Gerek yaşat gerek öldür,
Aşık Yunus sana kuldur,
Kahrında hoş, lütfun da hoş.

Sıkıntılarımızı hep dış güçlere bağlamak sorunlarımızı çözmeye yetmiyor maalesef. Kirlerimizden arınmadıkça, önce kendi nefsimizi düzeltmedikçe  kan revan içindeki İslam dünyasının selamete çıkması mümkün değildir. Kendi fotoğrafımızı dışarıdan görmek zorundayız. Bu sebeple  edep ve irfan dairesinde yazmaya ve  hakikati söylemeye devam edeceğiz inşallah.

Bu bölümü Özdemir Asaf’ın adalet adlı dizleriyle sonlandıralım dostlar. Bu da, işine haram karıştıranlara ve elan karıştırmaya devam edenlere  sitemimiz olsun!

İnsansız adalet olmaz
Adaletsiz insan olur mu?
Olur, olmaz olur mu!
Ama, olmaz olsun

Kazım ŞEN

banner600
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER