Yakın zamanlarda usak.tv haber  sitesinin  sahibi  gazeteci Kazım ŞEN  ve o sırada yanında olma şansızlığını yaşayan Hakan KORUK bir takım şehir eşkıyaları tarafından tuzağa çekildi. Kafalarına silah dayandı,  darp ve gaspa maruz kaldılar. Bildiğim kadarıyla failler UTAŞ A.Ş’de çalışan işçiler. Tuzağın kurulduğu çiftlik Utaş’a iş yapan kişiler, vs.
Kazım Şen’in   daha öncesinde benimle ilgili olarak  Ali Rıza CÜMEN   ismindeki Menzilci bilinen arkadaş tarafından dikkati çekilmiş.   CÜMEN ’le hiçbir görüşmemiz ve tanışmamız yok ama benimle ilgili iftiralarını Kazım ŞEN’e ifade etmiş ve  yazılarımı yayınlamama konusunda telkinde bulunmaya çalışmış.. 
Tanıyanlar bilirler bu sitede uzun süredir yazıyorum. Yazılarımda mecbur olmadıkça kişileri ve kurumları söz konusu yapmamaya çalışırım. Ancak bu eylemlerin sahipleri bu kez boylarını epey aştılar. İsmimi FETÖ iddianamesine sokup, bağlılarına sahte hesaplarından FETÖ’cü diye ilan ettirdiler. Politik rakiplerinin isminin de iddianamede geçmesini bir şekilde sağladılar! Eylemlerinin mahiyeti itibariyle organize oldukları,  belli ölçüde devlet kurumlarına sızdığı ve tesir ettiği görünen  bu arkadaşlar,  kumpasçıların ismini açıkça yazma ve deşifre etme hakkını bana fazlasıyla verdiler. Cevaplarını bu siteden alınca, daha da önemlisi sapıklıkla itham ettikleri inançlarım çerçevesinden inançları sorgulanınca hazımsızlık çektiler.  Emirlerindeki eşkıyalarıyla basına saldırdılar. Nedense, bu saldırının ardından adli anlamda çok şey çıkmayacağı hissini taşıyor, gerçek suçluların, azmettiricilerin  adalete teslim edilip edilmeyeceği hususunu merakla bekliyorum! 
Tetikçiler zavallıdır, tetikçiler acizdir. Bu nedenle elbette tetikçilerle ilgilenmiyorum. Amacım bu emri veren kravatlı eşkıyaları deşifre etmektir.  Zavallı insanlardan faydalanmaya kalkan, yolsuzluklarını, eşkıyalıklarını, insanlık dışı emellerini AK Parti içinde gizlemeye çalışan,     demokrasinin sağladığı hakları kötüye kullanarak Müslümanların imajını zedeleyen,  hırsı aklının önünde  zevat şunu bilmelidir.     Devlet ve kamu gücünü kullanarak insanlara kumpas kurma mevsimi geçti! Devlet kurumları içindeki (emniyet adliye belediye vs.) içindeki sirayet ettiğiniz birimlere çok güvenmeyin. Oyunlar çabuk bozulur! Bulanık suda balık avlayarak gerçek yüzünüzü saklamanız artık mümkün değildir. Ak Parti sizin gibilerin vebalini taşımaz, taşıyamaz. Bu ülke ve Ak Parti,  FETÖ tecrübesinden sonra  ülkeyi siz ve sizin gibilere bırakmaz.  Şu anda Ak Partiye en büyük zararı siz veriyorsunuz ve partinin üzerindeki en büyük kambursunuz.  Ak Parti iktidarının Milli Savunma Bakanı Fikri Işık bile FETÖ’nün yerine METÖ’nün gelmesini engelleyeceğiz diyorsa, yol yakınken bu tehlikeli yoldan dönmeniz faydanıza olur. Gerçi milyonluk ihalelerle hemhal olurken, ekmek parası  ve geçim derdindeki gazetecilere darp ve gasp etmeyi,  kendinize yakıştırmanız acıklı halinizi gösteriyor.  Şayet duyumlarım doğru ise, Belediyeyi yani kamu gücünü  kullanarak, esnafları korkutmak ve gazetecilerin  reklam gelirlerine engel olmak yoluna girmeniz sizin açınızdan son derece vahim ve korkutucudur. Çünkü bu metotlar FETÖ metotlarıdır. Böyle şeyler yapıyorsanız METÖ olma yolunda  epey mesafe katetmişsiniz demektir. İmanî açıdan durumunuz daha da sıkıntılıdır.  Zira rızık Allah’tandır.    Kimsenin rızkını kesemezsiniz. Ne rızık vericisiniz ne de rızık kesici. Haddiniz bilmenizde sayısız yararlar vardır! Zira Allah(cc) imhâl eder(mühlet verir) ama asla ihmâl etmez! (Bkz. FETÖ) 
Tetikçilerin tedarik edildiği  UTAŞ  deyince akla Menzil ve  Uşak Belediyesi geliyor. Şahsen, ne MENZİL’le  ne belediye ile hiçbir alışverişim olmamıştır.    Belediye Başkanı Nurullah CAHAN’ı da, ismimle yakından ilgilenen Ali Rıza CÜMEN’i de  tanımam. Başkan’la karşılaştığımız birkaç yerde medeni ölçüler içinde merhabalaştığımız, tokalaştığımız olmuştur, o kadar.   Belediyeye sadece çöp vergisi veya su parası ödemek üzere vatandaş olarak girip çıkmışımdır. Buna rağmen bu arkadaşlar beni tanımış, benimle ilgilenmişler. İsmimi gündemlerine almışlar.  Ana nedenin  üniversite ve inançlarım olduğu anlaşılıyor. Fikirlerimi ve inançlarımı tehlike görmüşler.   Sonuçta, anlaşılan,    FETÖcü diyerek etkisizleştirme kararı almışlar. Bu kararda elbette benden çok zarar gördüklerini düşünen ve bugün kendini Uşşaki_diye tanıtan, Menzilde de etkili görünen FETÖ sızması,  Adil  ERKEN  ve Menzil içine sızmış benzeri FETÖcülerinde derin etkisi var.
Ali Rıza CÜMEN adlı   iş adamı arkadaş Kazım ŞEN’e    benim sapık olduğumu, hadislere inanmadığımı, peygamber düşmanı olduğumu, Mealci  olduğumu söylemiş!  
Resulullah’a olan muhabbetimi de saygımı da  bu terbiyesizlerle tartışmam bile. Ama niye Mealci oluyorum, Mealci demelerinden muratları nedir? Neden peygamber düşmanı oluyorum? Bunu biraz tartışmak isterim. Madem benim inançlarım gazetecileri tuzağa çekip suç işleyecek kadar önemlidir, kamuoyu önünde inançlarımızı tartışalım.   
  Evet, ben  Resul’e  hadis namı altında isnat edilen, Resulullahı  küçük düşüren hezeyanlara ve  iftiralara inanmam.  Resul’ün  sünnetinin peşinden gidiyoruz zannıyla hurafeleri kendime din yapmadım. Kur’an’ın kendisini,  vahyin ortaya koyduğu davranış ve hayat biçimini peygamberimizin sünneti olarak bilirim.    Kur’an’ın yalanladığı birçok içeriği içinde barındıran  Resul’den 200 kusur yıl sonra yazılmış kitaplara ve bu kitapların yazarlarına  iman etmem.   Etmek zorunda da  değilim.  Mealci diye bir gurup bilmiyorum. Ömrümün hiçbir döneminde böyle bir gurupla ilişkim olmamıştır. Kur’an okuyan Yüce Allah’(cc)ın kitabında ilettiği mesajları doğrudan anlamaya ve yaşamaya çalışan bir Müslümanım. Kur’anı anlama çabasında olan insanlar olarak toplanıp teşkilat kurmadık, süt yoğurt, yağ, peynir,  kaşar satmadık. Hayatımız boyunca kaşarlardan uzak durmaya çalıştık! Kaşarlar devletin bütün  (üniversite, belediye, kamu vs) kurumlarında çokça bulununca, ister istemez karşı karşıya geldik. İnşaat şirketi kurmadık, müteahhitlik veya belediye işlerinde taşeronluk yapmadık. İktidar erkini ele geçirerek gurubumuza, mezhebimize, meşrebimize, şeyhimize adam ve güç devşirme peşine düşmedik.  İhalelere girip fahiş fiyatlarla almadık. Devletin malına, tüyü bitmemiş yetimin hakkına el uzatmadık. Sadece Allah’(cc) ın sözlerini Allah’(cc)ın kitabından anlamaya çalıştık.  
Buna kızıyorlar! Diyorlar ki, Kur’an okursan Mealci olursun. Sen kitabı anlayamazsın! Kitap anlaşılmaz! Kitabı ancak  alimler anlar, onlar anlayacak anladıklarını bize anlatacaklar!  Kim bu alimler  diye sorduğunuzda, orada da ihtilaf var, herkesin alimi kendine! Dolayısıyla adı Müslüman olan bu arkadaşlar grup grup, fırka fırka olmuş alimleri ve kitapları farklı. Farklı farklı kitaplardan farklı farklı tefsirler okuyorlar.   Allah onları  “Fakat din hususunda ayrıldılar ve ayrılanlar, kendi kitaplarından başka kitapları inkâr ettiler ve her bölük, kendi elindekine razı oldu, onunla övünmeye koyuldu.” (Mu’minun 53)”  ayetiyle deşifre etti. Fakat bunlar yaptıkları bu  işleri   meşru göstermek için , ısrarla,  Kitab-ı Kerim’in  Mübin yani, açık, vâzıh, âşikâr; açıklayan, beyan eden olduğunu gerçeğini  inkar ettiler!  Hâlbuki, Allah’ın bir sıfatı da Mübin olmasıdır. Mübin Kur’an’da en çok geçen en önemli kavramlardan biridir.    
Önce Yüce Allah(cc)’ın tartışmasız emir ve ayetlerinden örnekler verelim. Allah(cc) bize ne demiş anlıyor muyuz, anlamıyor muyuz, test edelim. 
  İşte böyle biz, Kur'ân'ı apaçık ayetler halinde indirdik. Şüphesiz Allah dileyeni doğru yola iletir.(Hac 16)
Bu indirdiğimiz ve uygulanmasını farz kıldığımız bir suredir. Düşünüp öğüt almanız için onda açık açık ayetler indirdik.(Nur 1)
Gerçekte o, kendilerine bilgi verilmiş olanların göğsünde apaçık ayetlerdir. Zalimlerden başkası ayetlerimizi reddetmez. (Ankebut 49)
Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir. (Şuara 2)
 Andolsun ki, sana apaçık ayetler indirdik. Onları fâsıklardan başka kimse inkâr etmez. (Bakara 99)
 Apaçık Kitab'a andolsun ki biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an kıldık.(Zuhruf 2-3)
Ey Kitab-ı Mukaddesin izleyicileri! Şimdi size,  gizlediğiniz Kitabın birçoğunu açıklamak ve bir kısmını da bağışlamak amacıyla elçimiz gelmiştir. Şimdi Allahtan size bir ışık ve apaçık bir ilahi kelam ulaşmıştır,(Maide 15)
 Ey İnsanlar, size Rabbinizden açık bir belge gelmiştir. Size apaçık bir aydınlatıcı (Kur’an) indirdik(Nisa 174)
Ona şiir öğretmedik, ona yakışmaz da. Bu, yalnızca bir hatırlatma ve apaçık Kur’an’dır.(Yasin 69)
 Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu (Kur'an'ı) mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır.(Duhan 2-3)
Elif, Lâm, Râ. Bunlar, doğruyu/gerçeği apaçık gösteren, kendisi de açık olan kitabın mesajlarıdır (Yusuf 1)
  Elif, Lâm, Râ. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir.(Hicr 1)  
Bunlar apaçık kitabın ayetleridir.(Kasas 2)
Tâ. Sîn. Bunlar Kur'an'ın, apaçık bir Kitab'ın ayetleridir.(Neml 1)
 Ayetleri apaçık indirmemize rağmen Allah'a ve Peygamber'ine karşı çıkanlar, kendilerinden öncekilerin aşağılandıkları gibi aşağılanacaklardır. Sözlerimizi inkâr edenler için alçaltıcı bir azap vardır.(Mücadele 5)
A.L.R. (Bu) öyle bir kitaptır ki, Bilge ve her şeyden Haberdar biri tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış ve sonra da açıklanıp detaylanmıştır.(Hud 2)
Allah bize kitabı APAÇIK  indirdiğini söylüyor. Muhataplarımız ise Kur’an’ın bu özelliğine iman hususunda sorunlu!   Onlara göre  Kur’an-ı Kerimi, Arapça bilen de tam anlayamaz. Rabbimizin  Zuhruf 2, 3’de anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an kıldık, demesinin  de imanı düzlemde bir anlamı yok! Bunu ilkokulda okumayı yazmayı sökmüş bir çocuk anlar da, bunlar anlamaz! 
Yüce Allah (cc) diyor ki; “Eğer biz bu Kur'ân'ı yabancı bir dilde indirseydik, onlar kesinlikle, “Ayetlerinin açıklanması gerekmez miydi? Bir Arap'a yabancı bir dille söylenir mi?” diyeceklerdi. De ki: “O, inananlar için bir yol gösterici ve gönüllerine şifadır. Kâfirlerin kulaklarında ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalıdır; sanki onlara uzak bir yerden sesleniliyor.”(Fussilet 44) “Anlayabilesiniz diye biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.”(Yusuf 2)
Demek ki neymiş, kitabın anlaşılması önemliymiş! Bu sebeple gönüllere bir duygu, içe doğuş, sezgi   olarak değil, Arapça inmiş. Ayetlerin kendi dilimizde yani Türkçe anlaşılması önemliymiş ve ayet amacına uygun olarak anlaşıldığında yol gösterici ve şifa imiş. (Yusuf 2, Rad 37, Zühruf 3,  İbrahim 4, Meryem 97 Taha 113, Şuara 195, Zümer 25, 28 Fussilet 3,44, Duhan 58 Ahkaf 12) ayetleri,  Kur’an’ın niçin Arapça indirildiğinin açıklamalarını içerir.   TEK SEBEP  ANLAŞILMASI’dır. Anlaması gerekenlerin, yani bütün iman edenlerin, bütün insanların  MAZERET ÜRETMESİNİN  önüne geçilmiş,  her elçinin kavminin diliyle mesaj ulaştırılmıştır. YETER Kİ ANLAŞILSIN!  
Biz anlamayız, anlayamayızcılar Kur’an’ı okusalar ve akıllarını kullansalar işi çözecekler ama Kur’an okumamakta ve Kur’anı kendi dillerinde anlamamakta direniyorlar! Biz Kur’an’ı ANLAYAMAYIZ MAZERETİNE SIĞINIYORLAR. Allah’ın emirlerini yasaklarını, tavsiyelerini kendi dilinde okuyup anlamaya, hayata geçirmeye çalışanları da  Mealci diye  yaftalıyorlar.   
Menzilci ve benzeri, mezhebini, meşrebini din edinmiş  türler der ki;   dil bilmek  başka ilim bilmek başka şeydir. Türkçe bilen, tıp, hukuk, fen bilgisini anlayabilir mi? benzeri dahiyane sorulara akılcı örnekler verirler! Bunların kafasına göre  dini sadece din adamları, ilahiyatçılar (ruhbanlar) anlar.  Herkesin kendi aliminin anlaması ise ayrı bir bahsin konusudur!   Şöyle bir cümleyi rahatça kurarlar “İnsanların yazdığı anayasayı bile anlamak için hukukçulara gidiliyor. Bir kanundan bile herkes aynı şeyi anlamazken, Allah’ın Kelamını nasıl anlayabilir?”  Kur’an ayetlerinin  sağlamlaştırılmış, muhkem, detaylandırılmış açıklanmış, apaçık olduğuna dair ayetleri açıktan inkâr ederler fakat çoğu,  Fetö’nün haşhaşileri gibi bunun  farkında bile değildirler. Kur’an’ın apaçık olmadığı yönünde fiiller içindeyken, Kur’an hükmünce zalim ve fasık durumunda (Bkz. Ankebut 49-Bakara 99) olduklarını görmezler.
Bu din tüccarlarının esareti altında yaşayanlar,  aldıkları telkin icabı bizlere Kur’an yetmez, çünkü Kur’an’da her şey yoktur, Kur’an sadece  özet bilgi  verir gerekçesiyle,  İslam’ı yaşamak ve anlamak için beşerin farklı farklı  kitaplarına, birtakım  hazretlerin  içinde hezeyanlar barındıran metinlerine yönelirler! Fethullah denen kâfir ve hainde “Kur’an Müslümanlığı denen bir sapıklık çıktı” diye üstüne basa basa taraftarlarına telkinde bulunurken, onları Kur’an’dan uzak tutmak ve Kur’an dışı metinlere, öncelikle de kendi metinlerine yönlendiriyordu. Şöyle diyordu  bu soytarı: “ Usul-i din uleması, hadisin Kur’ana ihtiyacından daha fazla, Kur’anın hadise ihtiyacı vardır diyorlar”  
Aşağıdaki videoyu dikkatle izleyin lütfen! 

 Menzil ve  benzerleri  biz FETÖ’ye ve inançlarına yabancıyız onun gibi değiliz diyorlar  Biz de diyoruz ki;  sizler de FETÖ  gibi  Kur’ani temeli olmayan hurafaelere, Mehdiye, kurtarıcılara inanıp,  bu inançların aynını yaşayıp söylemiyor musunuz?  İnsanları birtakım kurtarıcılara köle yapmıyor musunuz?   Milleti Kandırmayın! Siz Kur’an’ın kıymetinden bihaber şaşkınlarsınız! 
Bunların içinde Kur’an’da kendilerinin işaret edildiğine inananlar vardır! “Kur’anda Risalelere işaret var mı?“ sorusuna bir soruyla cevab: sende Kur’andaki işarî  manaları gören göz var mı???” gibi başlıklar altında taraftarlarına telkinde bulunurlar. Bunlara göre Kur’an doğrudan söylemez, işaret eder, bunları da kendi alimleri anlar, bize de anlatır. Sonra da ateş serbest uydur uydur söyle! 
Bazıları İmam Rabbani diye tutturur Kur’an okuyacaklarına bu adamın Mektubat’larını  okurlar. Rabbani denen kişi  Allah’ın bütün eşyaya hulul (içine girdiğine) ettiğine inanır.  O kadar ileri gider ki, Allah’ın kadınlara ve kadınların uzuvlarına hulul ettiğini söyler. Şu sözler onundur:
... “Bu tarikat edeplerine dair işlere devamım sırasında, Yüce Allah'ın ZÂHİR ismine bir zuhur yeri olma şerefine erdim; hem de tam manası ile, her şeyden ayrı bir manada.. O kadar ki: Bütün eşyada, tek tek bu tecelliyi gördüm, özellikle kadınların kisvesinde. Hatta ayrı ayrı her uzuvlarında  tecellisini gördüm. Bu kadınlar zümresine o kadar ram oldum ki: Anlatamam. Bu ram olma işinde çaresiz bir duruma düştüm…..Hâsılı: Su gibi eridim; bu kadınların elinde eriyip aktım…… O kadar ki: Bu tecellilerin özelliklerini yazı ile anlatmak mümkün değildir...”
Kısacası, bu kutsal kişi, bir kadınla birlikte olduğunda Allah’la birlikte olduğunu anlatıyor. Muhyiddin İbn Arabi'nin  Fususu’l-Hikem adlı eserinde de benzeri görüş ve teşbihler vardır.  Bu kişiye tarihte bazıları  Şeyh-i Ekber   derken,  fikirlerini tevhide ve ahlaka uygun görmeyenler  Şeyh-i Ekfer (en kafir şeyh) demişlerdir.   Çocuklara Ekber isminin koyulmasını caiz görmeyenler, bir takım ölümlü kutsal kişileri “Ekber” ismiyle tasvir etmekte bir beis görmemişlerdir. 
 İmam lakabıyla anılan  Rabbani’nin  böylesine  ahlaksızlık böyle bir edepsizlik içeren sözleri bazı  bakın tefsir uzmanlarınca  nasıl tevil ediliyor!
“İmam Rabbanî gibi büyük bir velinin sözlerini yanlış yönlere çekmek elbette yakışmaz.
 …. Kadınlarla ilgili sözleri ise, “İnsanlar için kadınlar süslü gösterildi” (Al-i İmran, 3/14) mealindeki ayet ile, “Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: kadınlar, güzel koku ve namazdaki gözümün aydınlığı” (Kenzu’l-Ummal, h. No:18913) manasındaki hadis-i şerif çerçevesinde değerlendirmek, yani ilahî hikmet, tezyin ve tasvir açısından bakmak gerektir. Öyle zannediyoruz ki, İmam bu hakikatin zuhurundan söz etmek istemiştir….. . İmam-ı Rabbani’ye bu tecellinin ayrıca kadınlar üzerinden gerçekleşmesinin kesin sebebini bilmemiz mümkün olmamakla beraber, kadınların cemal, letafet ve şefkat yönünden erkeklere nispetle daha baskın olduğu, bu sebeple onların ilahi güzelliği ve rahmeti daha iyi yansıtabileceği de düşünülebilir”
Tevhidi ve Şer’i açıdan fecaat niteliğinde,   sapıklığı âşikâr   söz ve inançları   İslam’a ve ahlaka uygun gösterebilmek adına Allah’ın konuyla ilgisiz ayetlerini kullanmak,  döneminden yüzyıllar sonra  Resullah’a isnat edilen sözlerle açıklamaya ve meşruiyet kazandırmaya çalışmanın adı, alimlik ve tefsir oluyorsa, o alimleri de müfessirleri de   REDDEDİYORUM. Bana Kur’an yetiyor!  
Allah Aşkına kimi kandırıyorsunuz?  Allah’ın APAÇIK ayetlerini bırakıp, Allah’a şirk koşulan bu kutsal kişilerin, neydüğü belirsiz kitaplarından din mi öğrenelim?  
Kitapta herşey yokmuş. Kime ne anlatıyorsunuz.  Yüce Allah, “Yemin olsun, biz, bu Kur’an`da, insanlar için her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduk. İnsan ise varlığın, tartışmaya en çok tutkun olanıdır” (Kehf 54)  Yemin olsun, biz bu Kur’an`da, insanlar için her benzetmeden nice örnekler sıraladık. Ama insanların çoğu inkâr ve nankörlükten başka bir şeyde diretmediler.”(İsra 89) diyor. Allah (cc) YEMİN EDEREK SÖYLÜYOR.  Başka ne gibi bir delil istiyorsunuz!  Siz bu APAÇIK ÂYETLERİ İNKÂR  ediyorsunuz. Sonra da dinini ben ve benim gibi yaşayanları SAPIK ve KÂFİR,  kendinizi MÜSLÜMAN sayıyorsunuz.   İşinize öyle geldiği için Allah’ın çelişkisiz ve açık  ayetlerini tahrif ederek ve uydurma hadislerle  etkisiz kılmaya çalışıyorsunuz. Kur’anı Kerimin tefsire ihtiyacı olduğunu, Kur’anı peygamberden başkasının, buna bağlı olarak sahabe ve alimlerden başkasının tam anlayamayacağı savıyla,  Nahl Suresi 44. ayetini “İnsanlara açıkla diye Kur’anı sana indirdik.” şeklinde tercüme ederek kendinize delil sayıyorsunuz. O ayetin tamamı şöyledir:   “Açık delillerle, kitaplarla gönderdik. Sana da bu zikiri / Kur'an'ı vahyettik ki, kendilerine indirileni insanlara açık seçik bildiresin de derin derin düşünebilsinler” 
Bu ayeti, tefsir etmek olarak çevirerek peygamberden 200 yıl sonra yazılmış metinlerle, çoğu uydurma hadislerle önce peygambere açıklatıyorlar, sonra  sahabelere!   Sonra da peygamberlerin varisleri oldukları iddiasıyla alim kisvesiyle  tefsirleri kendileri yapıyorlar  Ayeti bağlamından kopararak bakın şeytan nasıl sağdan ve soldan, arkadan ve önden (Bkz.Araf16-17)   yaklaşıyor!  Şimdi aşağıdaki linki  dikkatle izlemenizi öneririm. 
Böyle böyle   Allah’ın  ayetlerini  ve topyekûn dini tahrif ediyorlar.   Peki Allah(cc)’ın yemin ederek söylediği gerçekler, APAÇIK  ÂYETLER ne işe yarıyor?
Allah’ın şu hitabından hiç mi korkmuyorsunuz?   “Allah'a karşı taahhütlerini ve yeminlerini ufak bir kazanç karşılığında değiştirenler var ya; onlar, öteki dünyanın nimetlerinden asla nasiplenemeyeceklerdir; Allah, Kıyamet Günü, onlarla ne konuşacak, ne yüzlerine bakacak, ne de onları günahlarından arındıracaktır ve onları acıklı bir azap beklemektedir. Onlardan bir grup var ki, kitapta olmayan bir şeyi siz kitaptan sanasınız diye, dilleriyle kitabı çarpıtırlar ve Allah'tan olmadığı halde, -Bu, Allah katındandır!- derler, böylece bile bile Allah hakkında yalanlar uydururlar.”(Alimran-77-78)
 Kur’an’ın yetmediğini söyleyenler tarih boyunca, kutsal saydıkları kimselere, dünyada yaşama şekilleri, kuralları, neyi nasıl yapmaları gerektiği gibi hususlarda sorular sormuşlar ve putlaştırdıkları ve itaat zorunda olduklarını hissettikleri kişileri bu soruların cevabını vermeye zorlamışlardır. Putlaştırılanlar da nefislerine uymuşlar, onları köleleştirmek ve hizmetlerinde kullanmak adına,  “bu sorduklarınızın  dinle alakası yoktur kardeşim, gidin işinize” dememişlerdir! Dolaysıyla hurafelerden oluşan paralel dinlerin  oluşmasının önü açılmıştır. Kutsal kişiler ve güç odakları,  siyasal güçlerin  emrine amade alimlerin vasıtasıyla    bu paralel dinlerin oluşmasına ve gelişmesine yardımcı olmuşlardır. Çağımızda bunları gözlemleyen büyük adamlar çıkmış ve kısa ve veciz ifadelerle gerçekleri ifade etmişlerdir. Örneğin Bilge Muvahhid, Aliya İzzetbegoviç, “Kur'an ve İslam sadece hocalara bırakılmayacak kadar önemlidir” derken neye işaret etmiştir? “Din hurafeleri yok etmezse, hurafeler dini yok eder” tespitinde neyi anlatmıştır?  Veya “Bir şahsın yüceltilmesi hadisesi, geçmişte ve bugün var ama İslam'a kesinlikle yabancıdır! Çünkü bu bir çeşit putçuluktur!” ikazını  yapma ihtiyacını neden duymuştur,  düşünülmelidir. 

  Tuvalete hangi ayakla girilir, sarı, kırmızı, mavi, yeşil elbise giymenin hükmü nedir?  İpek giymek helal midir? Altın  takmanın hükmü nedir?   Gümüş takı kullanalım mı?  At eti yemek, çekirge yemek helal midir, gibi sorular sorup bunlara cevap isterseniz, elbet birileri bir cevap verir. Cevap veren kutsal kişiler, bunlar dinin konusu değil nasıl istiyorsanız öyle davranın diyeceğine, şu helaldir bu haramdır demeye başladığında,  arkası gelir. Fıkıhta mekruh diye bir kavram üretilip, tahrimen mekruh, tenzihen mekruh diyerek sınıflamalar yapmaya, Kur’an’da olmayan hususları farkında olmadan veya olarak yasaklamaya, kendinize göre tasnif etmeye başlarsınız. Kim bu sonuca vardı sorusunun cevabı alimler olur!  O alimlerin durumu Kur’an’dan net olarak açıklanmıştır. Bunu açıklamadan önce lüzumsuz sorulara münasebetsiz cevapların Kur’an’daki  hükmünü  görelim. Müslümanlar Kur’an okusalar bunu hemen yakalayacaklar ama okumadıkları için bilmiyorlar! 
“ Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayınız. Eğer Kur'an indirilirken onları sorarsanız, size açıklanır. Açıklamadığına göre Allah onları affetmiştir. Zira Allah çok bağışlayıcıdır; yumuşak davranandır.” (Maide 101) Bu ayetten anlaşılan şudur. Gereksiz soru sorup, cevap veya kendinizi bağlayıcı kural aramayacaksınız.  Kur’an’da herhangi bir husus açıklanmadıysa sorumlu değiliz! Allah bağışlayıcı davranmış ve bizi yükümlülük altına sokmamıştır.  Bu alimler kim oluyor da, zanna dayanan kaynaklardan, zanna dayanan yargılar çıkarıp, çürük temeller üzerinde  haramlar icat edip,  bizi dini yükümlülükler altına sokuyorlar? Yüzyıllardır bu yapıldığı için çeşit çeşit mezhep ve meşrep ortaya çıkmış, din arapsaçına çevrilmiş,  insanlar çelişkiler içinde bırakılmışlardır. Daha da vahimi, mezheplerin  zanna  dayanan yorumlarını DİNLERİNİN  ÖNÜNE  geçirmişlerdir. Bu alim geçinenler veya bazılarınca alim diye vasfedilenler “…Göklerin ve yerin gizlisi O'na aittir. O ne kadar güzel görür ve ne kadar güzel işitir! Onların, O'ndan başka bir yöneticisi yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.”(Kehf 26)ayetinden haberdar oldukları halde bunu yapmışlarsa, Allah’ın hükümranlığına ortak olmaya çalışmışlarsa hesap günü hesapları yaman olacaktır! 
Allah adına yalan uyduran, kural koyan  sözde alimlere  Kur’an şöyle seslenir:  "Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak, “Bu helâldir, şu da haramdır” demeyin! Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler” (Nahl Suresi, 116) ayetinin, “Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.” (Maide Suresi, 87) ayetinin, “Üzerine Allah'ın adı anılıp kesilenden yememenize sebep ne? Oysa Allah, çaresiz yemek zorunda kaldığınız dışında, haram kıldığı şeyleri size açıklamıştır. Doğrusu bir çokları bilgisizce kendi kötü arzularına uyarak saptırıyorlar. Muhakkak ki Rabbin haddi aşanları çok iyi bilir”(Enam Suresi, 119) ayetinin   hesabını verecekler. 
Allah’ın haram kılmadığını haram  kılanların durumu ( Nisa 119, Maide 88, Enam 118, 119,138, 139, 140, 143, 144, 145, 148, 149, 150 Yunus, 59, Nahl, 35, 15, 116 Nur, 21,) AYETLERİNDE APAÇIK BİR ŞEKİLDE ANLATILIYOR. 
Kitab-ı Kerimde haramlar konusunda inandığınız Allah’ı dinleyin emri veriliyor (Maide 88)  Allah’ı (cc) dinlemeyenler, Allah’ın haram kılmadığını haram kılanlar çeşitli ayetlerde,  Allah yerine şeytanı dost edinenler, bilgiye(Kur’ana) dayanmayan kişisel görüşleriyle  halkı saptıranlar,  haddi aşanlar, zanlarıyla hareket edenler, Allah’a iftira edenler, doğruyu göremeyerek kaybedenler, bilgiye (Kur’ana)dayanmadan hareket edenler, halkı saptırmak için yalan uydurup Allah’a yakıştıranlar,  acı bir azaba uğrayacak olan  zalimler, zanna tahmine uyanlar, Allah’a eş koşanlar,  Allah’a yalan yakıştırdıkları için başarısızlığa uğrayacak olanlar, akledemeyenler ve çok kötü hüküm  verenler olarak tasvir ve tarif edilmektedir.
Mantığı dumura uğramamış aklını ortalama olarak kullanan her  insan basit soruları sorma yetisiyle yaratılmıştır.  İnsanlar tarikat öğretileri içinde  bu basit soruları bile soramaz hale getiriliyorsa, sorulabildiği yerlerde de akıl mantık dışı açıklamalar tatmin edici bulunup kabul görüyorsa,  mantık kuralları tersyüz ediliyorsa düşünmek gerekmez mi? Örneğin, Hanefi Mezhebi’ne göre midye yemek neden haram oluyor?  da,(daha sonra gelenler mekruh demişlerdir),   Şafii Mezhebi’ne göre helal oluyor?  Veya Hanefi Mezhebi’nde namaz kılmayan kişi  neden dövülür de  Hanbeli, Şafi ve Maliki Mezhepleri’nde ise  öldürülür!? 
Din böyle çelişkileri kaldır mı? Hesap günü Allah bizi kategorilere ayırıp, siz  Şafii, Maliki Hanbeli  idiniz,  namaz kılmayanı öldürerek sevap işlediniz,   siz de Hanefi idiniz,   döverek   sevap işlediniz mi  diyecek!  Bu her iki fiili de cennetle mi mükâfatlandıracak!? Biri döverek diğeri öldürerek cennetlik mi olacak!?  Katil olarak cehennemlik fiil işleyenlere hesap sormayacak öyle mi?  Benim koymadığım bir cezayı siz  neden koydunuz?  İnsanların canını benim adıma yakarak  neden namazdan nefret ettirdiniz ve  uzaklaştırdınız?  Benim kullarıma  verdiğim seçme hakkını neden ortadan kaldırdınız? Bütün bunları  ne hakla, yaptınız, diye hesap sormayacak mı sanıyorsunuz?  Allah demeyecek mi, sınırları aşarak ilahlık tasladınız!  Benim adıma kurallar  koyarak, Allah adıyla  korsan hukuk oluşturarak insanları kendinize köle yaptınız!  Dayak ve ölüm korkusuyla mürai, iki yüzlü, münafık  bir toplum meydana getirdiniz!  Bana karşı yalan uydurdunuz sizden daha zalim kimse yok.   Lanetim sizin üzerinizedir(Hud 18) demeyecek mi?   Allah’ın koymadığı yasak ve cezaları koyanlardan hesap sorulmayacak mı? Kur’anı anlayarak okusanız hangi konularda ne gibi hesaplar sorulacağını öğreneceksiniz? Alimleriniz yalancı çıkmasın diye Kur’andan kaçıyorsunuz! 
Şu ayet size ne anlatıyor: “Allah'a iftira eden ya da O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? Onlara kitaptaki nasipleri erişecektir. Nihayet elçilerimiz gelip canlarını alırken, “Hani, Allah'tan başka yalvardıklarınız nerede?” dediklerinde, “Bizden kayboldular” dediler ve kendi aleyhlerine kendilerinin kâfir olduklarına şâhitlik ettiler.”

İman üzere olduğunuz zannı içinde,  Kur’an’ı anlamak ve hayatına geçirmek için okuyanları sapıklıkla ve kafirlikle itham ederken,  canınız boğazınıza   dayandığında (Vakıa 83) kendi benliğiniz aleyhine EVET BEN BİR KÂFİRMİŞİM-KÂFİRİM  diye şahitlik etme ihtimali sizi ürpertmiyor mu?  
Allah (cc)  “Ve elçi dedi ki: "RABBİM GERÇEKTEN BENİM KAVMİM, BU KUR'AN'I TERK EDİLMİŞ (BİR KİTAP) OLARAK BIRAKTILAR." (Furkan Suresi, 30) âyetini, “KENDİLERİNE OKUNAN BU KİTABI SANA GÖNDERMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU? Elbette inanan bir topluluk için onda rahmet ve ibret vardır.” (Ankebut Suresi, 51) ayetini, Din Günü’nde   önünüze koymayacak mı sanıyorsunuz? Kur’an Yetmez  diye Allah’ı yalanlarken neye güveniyorsunuz? Alimlere mi? 
Peygamberin Allah’ın hükümlerine ortak olduğunu, peygamberin helal haram koyma yetkisi olduğunu iddia edenlerin, vahiy ile hadis arasında ayrım yapamadıkları anlaşılmaktadır.    Kur’an’daki Allah ve Resulü (Elçisi) hitaplarından, Allah’ın hükmüne elçisinin de   ortak olduğu anlamını çıkarmak, gerçekleri örtmek, yani kafirlik değilse, en hafif tabirle Kur’an’dan haberdar olmamaktır. 
Allah’ın ayetlerini,   peygamberden 200 yıl sonra yazılmış  hadis  metinlerini kullanarak ortadan kaldırmak kimsenin haddi değildir!  Emeviler yapamadı siz de yapamayacaksınız zira kitap ortadadır.  Allah’ın arı duru dini gözleri ve gönülleri kamaştırmaktadır! Bu gerçeği görmemeniz ve işitmemeniz,  Kulaklarınızın  ve kalplerinizin Kur’ana kapalı olması nedeniyle Sünnetullah gereğidir! 
  Bugün hala birileri Sünnet kavramını,   haram ve helal icat etmede,  dine ekleme ve çıkarma yapmada  araç  olarak kullanmaktadırlar.  Öyle ki, “Peygamberimizin günlük olağan hayatın dışında olan ve dini yaşamı ilgilendiren her konuşması Allahu Teala’nın O’na bir vahyidir ve ondan hüküm çıkartılır. Mesela altını erkeklere haram kılması gibi.” diyebilmektedirler.   Resulullah’tan  200 yıl sonra yazılmış, Allah’ın Koruması olmayan uydurma metinlere dayanarak  ürettikleri fıkıhla, uydurdukları dine iman etmediğimiz için bizleri  “Müslüman görünümlü kâfirler” olarak nitelemektedirler. Şâyet böyle bir dine inanıyorsanız, Kur’an’ın korunmuş olduğuna inanmanızın anlamı nedir diye, kimse sormuyor bunlara. 
  Şunu biliniz, ey ihvanlar, ey müridler, ey şakirtler!  Şunu kafanıza iyice sokun. Kur’an alimlere inmedi! Öyle olsaydı Allah ayetlerine   APAÇIK  demezdi. ÇELİŞKİSİZ demezdi, DETAYLANDIRILMIŞ demezdi. Biz orada HERŞEYİ AÇIKLADIK çeşit çeşit örnekler verdik demezdi. Kur’an’dan  SORUMLU TUTULACAKSINIZ  hiç  demezdi.  
Herşeyden önce Kur’anı anlamak için okumayı denemelisiniz. Kur’anı anlamanız için Kur’anı bir bütün olarak değerlendirmeyi öğrenmelisiniz. Herhangi bir konuda bir iddiada bulunmadan önce Kur’an’da aynı konuda söylenmiş ayetlerin hepsini biraraya  getirip, Kur’anı Kur’ana açıklattırmalı, tefsir ettirmelisiniz! Aksi takdirde Kur’an’ın ayetlerini yeterli, detaylı, sağlamlaştırılmış görmeme kuruntusundan ve eksik gördüğünüz kısımları  sözde alimlere tamamlatma hastalığından  kurtulamayacaksınız.  Dinde bu içinde bulunduğunuz  durumun adı “ŞİRK” kavramıyla  tarif edilir! Şu ayet kimi anlatıyor hiç düşündünüz mü? “Ve onların çoğu başka varlıklara da tanrısal nitelikler yakıştırmaksızın Allah'a inanmazlar.” (Yusuf 106). Yoksa anlamanız mümkün değil mi? İnsanların çoğunun şirke düşmeden iman edemediğinden bahsediyor! İmanımızı şirkle kirletmemek için itina göstermeliyiz. 
Sizin anlattığınız din Allah’ın dini olsaydı,  şöyle açıklanması gerekirdi: Allah, şöyle derdi mesela. “Ey Resul, ey alimler  Kur’anı size indiriyorum. Siz  Kur’an’ın içine gizlediğim anlamları icazları(işaretleri)  bulun,  dini keşfedin, sonra da sizden daha kabiliyetsiz,  daha akılsız, daha anlayışsız  yarattığım, ilim sahibi  kılmadığım kullarıma  anlatın. Resul  ve Alim olduktan sonra, helalleriniz haramlarınız farklı da olsa hepsi kabulümdür,  benim dinimdir. Sizin çelişkileriniz benim çelişkilerimdir. Çelişkilerinize çelişki diyenleri cehenneme atacağım. Alimlerin çelişkilerinin mantıksızlıklarının Sünnetullah’a aykırı söylemlerinin   önemi yoktur, hepsi benim velimdir,  sevgili kullarımdır!  Dünyayı onların dualarıyla ayakta tutuyorum” 
Haşa, böyle bir Allah olsaydı, “ ey peygamberler ey alimler benim Allah olarak (haşa) hobim yarattığım alimleri test etmek, onlara bilmece çözdürmek, onların tefsir gücünü ölçmek, bu nedenle en iyi tefsir yapanı cennetin baş köşesine yerleştirmektir.  Alimlerimi tefsir gücünü ölçmek, diğer kullarımın da alimlerime kullaşma, köleleşme ve uyma kabiliyetlerini ölçmek için sınava   tabii tutuyorum. Alimlere din büyüklerine kul köle olanları bana kul olmuş sayarım.  Hangi alime yapışırsanız kurtuluşa erersiniz!” 
Evet böyle bir Allah, Allah’tan yok! Böyle bir Allah’a iman etmezdim. Benim Şanı Yüce  Allah’ım Kur’anda  101 yerde ey inananlar diyerek inananlara, 20 ayette ey insanlar diyerek tüm insanlığa 2 ayette de ey insan diyerek insan benliğine   seslenerek, inanan inanmayan tüm insanlığı ve bireysel olarak insanı muhatap alıyor. İşleyen akıl sahiplerinin, düşünenlerin, anlayanların kurtulacağını aklını kullanamayanların helak olacağını haber veriyor.
İşte böyle ihvanlar. Gazeteci dövmekle, dövdürmekle  olmuyor, öğrenilmiyor bu işler. Gazeteci dövmenin dayanılmaz hafifliğinde Şirk dini tebliğciliği yapmaya  benzemez bilmek!  Bilmek kurtuluşa ermektir.  Kurtuluşa ermek  ise Kur’an’ı  okumak, okumak okumak,   anlayarak okumaktan geçiyor.  
Şüphesiz  Rabbimiz kendi yolundan sapanları  da hidayete erenleri de en iyi bilendir. Siz ve sizin  gibiler,  biz ve bizim gibilere  onay veresiniz diye TEVHİDİ düşüncemizden ve anlayışımızdan  taviz vermeyiz.  Güven sağlamak için, alabildiğine yemin eden, aşağılık, kusur arayan, laf taşıyan, gıybet eden, iftira eden, kumpas kuran  iyilikleri engelleyen, mütecaviz, günaha dadanmış,  gazeteci dövecek kadar kabalığı ve haşinliği yol edinmiş, Allah(cc) tarafından soysuzlukla damgalanmış kimselere, güç ve makam sahibidir diye boyun eğmeyiz. Zira biz Müslümanlarız ve ALLAH NE DİYORSA  O ! (Bkz. Kalem 7-8-10-11-12-13-14) Yemişim sizin alimlerinizi! Bilmem anlatabildim mi? 
Bir daha sefere hadis inkârcılığı iddiasını ele alacağım. Sevgi ve saygılarımla.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Mete mert 2 ay önce

yazıyı yazan aylakçı herhalde... git de kitap yaz. bu kadar uzun ne haber olur, ne de köşe yazısı... editör siz de uyarın kısa yazsın biraz.

Misafir Avatar
Ali Galip BALTAOĞLU 2 ay önce

ölümün zor olacak diyen arkadaş. ölümü ve hayatı sen mi yarattın ki bunları biliyorsun. sadece bil haa. sen başka neler biliyorsun böyle! sen Allahı dinle kendini alim sanan zırtapozlara kulak asma! i̇şiniz gücünüz terbiyesizlik. yazıyı yazanın aylak olduğunu söyleyen arkadaş. biraz aylaklık da sen yapta biz okuyalım. bilgiye görgüye emeğe ve insana saygısı olmayanın hiçbir şeye saygısı olmaz. sen okuma bence o yazılar ilgilenenlere yazılıyor. sen kısa kısa olan yazıları oku, sonunda alim olursun! köşe yazısının hangi kısalıkta olacağını editöre öğretecek kadar bilgiçsin ama yazının önemini kavrayamayacak kadar da cahil. gerçek niyetini söylesen, gerçek ismini yazabilsen gerçekten ismin gibi mert olurdun, namert değil. doğru ol da yazı hoşuma gitmedi de. adam gibi yapabiliyorsan eleştiri yap. alaya alma. bu ayeti de hiç unutma hak, kendilerine gelince onu yalanladılar. alaya aldıkları şeyin haberi yakında kendilerine gelecektir” alayla tehditle yılmam bilesiniz.Allah ıslah ede

Misafir Avatar
mete mert 2 ay önce @Ali Galip BALTAOĞLU

bu sinirinin sebebini anlayamadım. eleştiri yapıyorum ve öyle düşünüyorum. i̇çeriğinde ne yazıyor tamamını okuyamadım. o kadar vaktim yok.i̇lgilenenler hepsini okumuştur. mert-namert işine girmişsin. onu sana havale ediyorum. eleştiri ile alay arasındaki farkı anlamayacak kadar cahil değilsindir sanırım. peki bu sinir niye?

-Beğenmedim(3)
Misafir Avatar
Hüseyin 2 ay önce

"ölümün zor olacak bil sadece" diye kendisini kurtulmuş, zavallı cehennemliklere de ayar verme havasındaki ruhban arkadaş, ölümü sen mi yaratıyorsun?

Misafir Avatar
Acı 2 ay önce

Ölümün zor olacak bil sadece

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.