TARİH PROVOKATÖRLERİ YALANCILARI ZALİMLERİ PİS YAZAR!

TARİH PROVOKATÖRLERİ  YALANCILARI ZALİMLERİ PİS YAZAR!   

Rektör Sait ÇELİK  elhamdülillah beraat etti. Neden beraat etti?  Zira  değil FETÖ’cü olmak FETÖ düşmanı bir adamdı. Şahsen  ben rektörle aynı ideolojik çizgilerden geçmiş birisi  değilim. Bugün de bazı dini ve siyasi konularda muhtemelen aynı düşünmüyoruz. Ancak esasta biriz. Zira  mümin kardeşliği hepimizi birbirine bağlıyor. 

Rektörün geçirdiği süreçlerin  adli bir hata sonucu ortaya çıktığı kanaatinde değilim. Bir kumpas sonucu,  atamasının altında iki ayrı Cumhurbaşkanının imzası olan bir rektörün hayatının organize bir güç tarafından bitirildiğine kaniyim.     Bu konularda  artık yazmanın ve belgeleri tarihe havale etmenin zamanı geldi. 

Rektöre operasyon yapılmadan önce Rektörün FETÖ’cü olduğuna dair gerçek ve sahte  sosyal  medya hesaplarından  yayınlar yapıldı, alçakça  hakaretler edildi. Hepsi bir algıya hizmet içindi. Bu tür işleri yapanlar arasında Sezayi, DAŞDEMİR başı çekenlerdendi.  Üniversitede hepi topu bir şube müdürüydü.   Kendini kullananlara Allah’a iman eder gibi  iman etmişti ve gerçek ismiyle de kendini ortaya atmaktan çekinmedi. Kumpasta etkin rol oynayan başka bir arkadaş daha  var. Bu arkadaşta  üniversitede  DAŞDEMİR’e göre daha zeki idi.  İftiralarını başkalarına seslendirdi. Sezayi kadar yiğit değildi!  Mümkün mertebe ortada görünmemeye çalıştı. Ancak yine de geride bazı ciddi  deliller bıraktı.  Daha doğrusu yüzde yüz başarılı olacağı zannıyla kendini deşifre ettiği yerde başarısız oldu. FETÖ isnadıyla köşeye sıkıştırdıkları sanık adam çıktı bunlara direndi. Kimseye iftira etmeyi kabul etmedi. Planı tutsaydı  herkes gerçekleri ahiretine taşıyacaktı!

Haa bir de yargılama günü mahkemeye çıkıp şahitlik yapmak istedi. Mahkeme reddetti. O mahkeme savunma tanığı olarak benim de de tanıklığımı iki kez reddetmişti.  Muhtemelen o da başka bir senaryonun ürünüydü! Bu olayın da kurgu olduğu kanaatine sahibim.   Basında bangır bangır bağırdığım, mahkemeye giderek tanıklık yapacağımı belgeleri ortaya koyacağımı yazdığım ve söylediğim halde tanık olarak dinletilme talebini mahkeme iki kez reddetmişti.   Muhakemeyi yapanlar belki de lehte şahitlik edeni reddettik, ama aleyhte şahitlik edecek kişiyi de reddettik, diyerek  savunma hakkının kısıtlanması fillerine meşruiyet mi  sağlayacaklardı?    Diye düşünmeden edemiyor insan! Kim bilir?

Şimdiden sonra hepsini tek tek ortaya sereceğiz.   Kim ne yaptı hepsini belgeleriyle yazacağız. Nasıl olsa dava bitti gizliliği ihlal ediyor diye yırtınamayacaklar! Sakin sakin yumuşaklıkla ve nezaketle yazacağız. Tarih provokatörleri  yalancıları zalimleri  ihmal etmez muhakkak yazar. Hem de  pis yazar!  

Geçenlerde Sezai DAŞDEMİR sosyal medyasında  benimle ilgili tekrar bir şeyler yazmış.  Onu ciddiye alan bazı muhalifler de  paylaşımının altına yorum yazmış. DAŞDEMİR, Serik Belediyesi ile ilgili bir rüşvet iddiasını 40 yıllık arkadaşım eski Serik Belediye Başkanı Ramazan ÇALIK’la ilişkilendirmiş. Oradan lafı bana getirerek golünü atmış!  Haklı çıktım filan diye de çemkirmiş. Rektör ÇELİK hakkında FETÖ’cü iddiasında ne kadar haklı çıktıysa, muhtemelen bu iddiasında da   o kadar haklı çıkar!  Ayrıca oralarda birileri rüşvet almış olsa bana ne?  Gerçi ismi anılmadığı halde bu işe ismi karıştırılan eski belediye başkanı  sanıyorum yasal girişimde bulunmuş.  DAŞDEMİR’le  yasalar uğraşacak. 

Diyeceksiniz ki bu adam ismi anılmaya değecek bir adam mı? Kesinlikle hayır. Ancak  iki sebeple yazılması gerekiyor. Birincisi ben tarihçiyim. Olayları belgeleyerek tarihe bırakmak benim işimin bir parçası. İkincisi ben bir Müslümanım ve her Müslüman gibi, Hucurat Suresi 6. Ayette buyurulan, “Ey iman sahipleri! Özü-sözü bozuk birisi(fasık)  size bir haber getirdiğinde, hemen araştırıp inceleyin/delil arayın! Yoksa bilgisizlikle bir topluluğu suçlar da yapmış olduğunuza pişmanlık duyar hale gelirsiniz.” emrine ve ikazına  muhatabım.

  Bu nedenle gördüğüm bildiğim delillere itibar ettim fasıkların haberlerine kulak asmadım. Bu nedenle Rektör Sait ÇELİK’in FETÖ’cü olmadığını söyledim. Yine bu  nedenle rektöre FETÖ’cü iftirasını atan fasıkların  yaptıklarını yazıp  delillendireceğim ki, fasıkları araştıran  müminlere delil  olsun da, hataya düşüp   insanlara ve toplumlara    zarar vermesinler.

 Dolayısıyla yaptıklarından  zerre utanmayan ve pişmanlık duymayan DAŞDEMİR  zulme uğrayan mazlumların ve toplumun  selameti için tanınmayı ve bilinmeyi  hak ediyor!

   DAŞDEMİR,    Rektör ÇELİK’e  şahsi  hesaplarından    sataşmakta, iftirada  ve hakarette  bir beis görmemişti.  Beni çok iyi tanıdığı halde  pervasızca bana FETÖ’cülük, kripto FETÖ’cülük isnat  etti!  Rektör tutuklandıktan sonra gerçekleri yazmaya devama etmem ve bunları ifşa etmem onu çok rahatsız etti.

 

Örneğin bizi yalancı çobana benzetti. Kendince istiskal etti. Yaşadığımız strese karşı yürüyüş tavsiye etti. Resimlerin ortasına yerleştirdiği bir takım yazı ve resimlerle ahlaksız imalarda bulundu.   İddianame yayınlandığında şaşkın bir panda resmi üzerine FETÖ tutuklusu rektörün kirli çamaşırları ortaya yayıldı. Bu durumlara ne dersin Ali Galip, diye sordu. 31 Ekim 2017’de  Ali Galip gözlüklerini tak  İddianameyi oku, dersini iyi çalış tavsiyesinde bulundu.  Daha önce de bizi gömeceğini “Mezarınız açık toprağınızın atılacağı günü bekleyin”  ilanında bulunmuştu.  Yasalara göre bütün bunlar suç değildi!

        

DAŞDEMİR, rektörün davasında tanıktan da öte şikayetçi konumundaydı. Yürütülen davaya etki edecek algı oluşturacak yayınlarda bulunamazdı! Bulunmamalıydı!  Tabi ki kitaba göre! Fakat kitabı yasayı filan  sallayan yoktu! Adam hem müşteki hem savcı hem hakimdi!   

 Öyle şeyler yaptı ve yazdı ki, sonunda, (22 Ekim 2017)  sosyal MedyamdaHem Provokatör Hem de Yalancısın Sezayi Daşdemir” başlığıyla sadece 37 kişinin, kızgınlık kahkaha ve beğeni imojisi koyma cesareti gösterebildiği bir  yazı yazdım.  Bunların içinde hiçbir üniversite personeli yoktu. Halbuki yazıya binlerce kişi bakmıştı. O günler korku iklimi tüm üniversitede yayılmıştı. Bugün unutulmuş görünüyor,   hatırlatayım.

 Bu provokatör şube müdürü Rektör tutuklandıktan sonra üniversitede FETÖ avcılığı üzerinden terör estiriyordu. Gün oldu T tipi sekiz kişilik koğuş resmi yayınladı. Gün oldu, öğretim üyelerini adınız bir gün tabeladan inecek diye tehdit etti.   Yani anlayacağınız alenen suç işleme özgürlüğüne sahipti DAŞDEMİR!   Yine aşağıda gördüğünüz üzere 8 Mayıs’ta  bunların oyunlarını deşifre ettiğim bir yazıya beğeni koyma cesareti gösteren bir hocanın ismini fotoğraflayıp  kendince ifşa edip üstü kapalı tehdit edecek kadar cüret sahibiydi bu şube müdürü!

 

O gün   “Hem Provokatör Hem de Yalancısın Sezayi Daşdemir” başlıklı sosyal  medya yazımı    bir makale olarak  aynen yayınlıyorum ki, arşivlere geçsin.  

19 Ekim 2017  tarihli paylaşımında görüldüğü gibi,   kendi ismiyle  “FETÖ tutuklusu rektörün kirli çamaşırları ortaya yayıldı. Bu durumlara ne dersin Ali Galip” diye sormuştu. Bu münasebetsizliğe   22 Ekim 2017’de cevap vermiştim.  İbretle okuyunuz.

“Uşak’ta Sezayi DAŞDEMİR adlı bir provokatör var. Yakın zamana kadar bu provokatörün destekçileri vardı. Şimdi şirket dağıldı. Sona doğru yaklaşıyoruz.

DAŞDEMİR, çeşitli zamanlarda sosyal medyada adımı kullanıyor ve ısrarla kaşınıyor! Rektör Sait ÇELİK’in FETÖ’cü olduğuna dair paylaşımlarda ve ihbarlarda bulundu. Sahte hesaplardan benim de FETÖ’cü olduğumu alenen söyledi.  Hatta ilk başta  kendi hesabından bana Kripto FETÖ’cü dedi. Hakaretler etti... Etmeye devam ediyor. Aldığı disiplin cezaları suç ortakları tarafından affedildi. Rektörün iddianamesi ortaya çıktı. Orada da iftiralarına devam etmiş, savcılar da adam zannıyla onun ifadelerini iddianameye yazmış.

Şu sıralar haklıymış gibi zafer çığlıkları atıyor, iddianamenin propagandasını yapıyor. İddia ile gerçek arasındaki bağlantıyı bilmiyor veya öyle işine geliyor. Kahraman edalarında etrafına hava basmaya çalışıyor. Gerçi, son zamanlarda biraz dağıldı panikledi valiye, vekillere ve Ak Parti teşkilatına falan da bulaştı. Fakat asıl bana çokça bulaşıyor. İsmimi ağzına almayı seviyor. Sosyoloji bilmiyor, psikoloji bilmiyor, hukuk bilmiyor, tarih bilmiyor ama kötü olan şu ki hepsini bildiğini zannediyor! Dikkat etmiyor ki kendinden başka herkes sustu. Asıl cephe sustu ayakçılar konuşuyor. Bana bulaşmanın sonuçlarını henüz hissetmiyor! Fakat aslında yaşamaya başladı! Fark etmiyor!!! Duygusal hissizlik yaşıyor ve son derece geç intikal ediyor! Ama hissedecek! Onun için çok geç maalesef…

Bak Sezayi DAŞDEMİR, rektörün kumpasla içeri alındığını düşünüyorum ve hala o noktadayım. Hani demiştim ya “Ne diyorsam o!” diye. ( rektör tutuklandıktan bir hafta sonra 7 Ocak 2017’de www.usak.tv’deki köşemde “Ne Diyorsam O!” başlığıyla bir makale yazmıştım Bkz. https://www.usak.tv/ne-diyorsam-o-makale,178.html

Hâla ne diyorsam o demeye devam ediyorum. Alayınızı tanıyorum, ahlakınızı biliyorum. İki polisle iki savcıyla oturdun kalktın diye kendini devlet zannettin. Devletin ne olduğunu bilmiyorsun. Ama öğreneceksin… Çok sabırsızsın. Filmin sonunu bekleyemeyecek kadar sabırsızsın ve de bunun sonunu düşünemeyecek kadar akli meleke sorunu yaşıyorsun. İddianameyi zafer zannediyorsun. Yanılıyorsun!

Ayrıca, merak etme senin için özel bir makale hazırlıyorum. Kaşınanı kaşırım zira. Seni değil ama çoluğunu çocuğunu düşündüğüm için bunu yapmayacaktım. Bunu yapmamak için nefsimle çok mücadele ettim. Fakat o kadar ısrar ettin ki, bana başka yol bırakmadın. Sen senden dolayı yakınlarının hissedeceği manevi acıyı düşünmüyorsan, bence bir sakıncası yok. Gerçeklerle yalanlar arasındaki farkı öğreneceksin. Ahlaksızlıklara terbiyesizliklere tahammülüm yoktur, bilirsin!

İddianameyi de okuyor üretilmesinde senin de etkin olduğun delilleri inceliyorum. İddianame aynen tahmin ettiğim gibi. Bana, ben ne yapmışım nasıl oldu da yanlış bir insana kefil olmuşum, dedirtmedi yani! O mahkemede, iddianamede benimle ilgili söylediğin yalanları sana yedireceğim. Bir düşün bakalım o iddianamede Adil KARAMAN’ın desteksiz salladığı İFTİRALAR kullanılmadı da seninkiler niye kullanıldı! Bazılarının isimleri piyasadan çekilmeye çalışılırken sen niye gündemdesin? BİR DOLAR SENARYOSU fena değildi hani…))))

Şimdi savcılık makamı, yargı makamlarına ve yüksek yargıya Sait ÇELİK’in FETÖ’cü olduğunu ispat edecek. Biz de göreceğiz. Şahsen, delillerin toplanış biçiminden dolayı suçsuz bir adamın cezaevinde olduğunu düşünüyordum zaten. Şu anda yasal zorunluluklardan dolayı yazmıyorum. Oradan kendince sessizliğe gömüldüler diye naralar atarak şov yapma. Yemezler. TCK 288 madde gereği susmak gerektiği için susuyorum. Senin bağırman algı yaratmaya çalışman da suç ama savcı bana dokunmaz diye düşünüyorsun. Bu konuda haklı olabilirsin. Sonucu göreceğiz. Ayrıca başsavcının avukatı olmuş gibisin. Merak etme devletin savcılarının senin gibi adamların korumasına, savunmasına ihtiyacı olmaz. Başsavcı sağlam bir iddianame yazdıysa kendini aslanlar gibi korur. Sen gam çekme Sezayi…

Artık yargılama süreci başladı. Ama iddianamede beni ilgilendiren beyanların gerçeğini hem yazacağım hem de yargılama sırasında ifadeye koyacağım. Yazdığımda hepinizi, bu kumpasa karışan herkesi gömeceğimden kuşkun olmasın. En başta da seni tarihe gömeceğim Sezayi. Senin gibi bir adamın o iddianamedeki tanıklığı bile başlı başına bir sorundur. Unutma derin sevinç yaşayanlar, derin pişmanlıklara ve üzüntülere düşerler. Hiçbir duygunun derini sağlık alameti değildir. Benim bildiğim senin gibi adamlarla yakın çalışanlar sonunda derin bir pişmanlık ve hüsran yaşarlar.

Hatırla, Adnan ŞİŞMAN ve Genel Sekreteri Aziz BAYRAKDAR seni neden getirdiler Uşak Üniversitesine?  Sana Personel Daire Başkanlığını, ne karşılığı vaat ettiler? Ben büyük personelciyim sizin sorununuzu çözerim.  Ali Galip BALTAOĞLU’nu üniversiteden atmanızı sağlarım, mahkemeden dönemez dememiş miydin? Adamların ağzına bir parmak bal çaldın. Aranız bozulmadan önce en son görevin, bana ait Yargıtay’daki bir ceza dosyasını aleyhime sonuçlandırmaktı. Bu görevi de başaramadın. Oysa onlara YARGITAY’da tanıdıklarım var ben bu işi bitiririm demiştin. Hırsları akıllarının önünde olan ahlakı bir gereklilik olarak görmeyenlere anlamsız bir güven veriyordun! Onlar seni hukuka aykırı işleri yapman için üniversiteye getirmiş ve karşılığında Personel Daire Başkanlığı vaadinde bulunmuşlardı. Sonra baktılar ki işe yaramıyorsun seni kulağından tutup attılar. O günlerde benimle iletişime geçebilmek için, Nuh PETEKKAYA'ya ne taklalar attığını Nuh anlatsın istersen. Bu işlerin tanıkları Nuh’da dahil hepsi yaşıyor.

Hatırlıyor musun Sezayi yanıma yaklaşabilmen karşılığında yediğin haltların, işlediğin suçların itirafını senden yazılı ve imzanla almıştım. Bunları mahkemeye de sunmuş yazılı itirafını mahkemede sözlü olarak tekrar etmeni sağlamıştım. O günkü mahkemeyi hatırlıyor musun? Sen, ben, avukat Ümit İNCEEFE ve bir çok kişi oradaydı. Bana ait YARGITAY’daki dosyama hukuk dışı müdahale yaptırmak için Yargıtay’da yargıç ayarlamaya üniversiteden sağlanan hediyelerle nasıl gittiğini anlatmıştın, hatırlıyor musun? Mahkemeyi idare eden hakim sana aşağılayarak bakmış, bir de fırça çekmişti. Senin gibiler yüzünden yargının yara aldığını, doğru yapılan işlere de şaibe karıştırıldığını söylemişti. Gerçi hakim bu konuda tam olarak değil, kısmi olarak haklıydı. Senin gibi bir adamla sosyal medyada ve gerçek hayatta dostluk yapan savcı da poliste işine haram katıyor şaibe yaratıyor demektir. İş tek taraflı değil yani. Hakim karşısında kem küm etmiştin hatırladın mı? Yargıdaki ifaden dava dosyasında, bendeki itirafnamende bende duruyor. 

Gerçekler gerçektir Sezayi, değiştiremezsin!

İşte o gün Adnan ŞİŞMAN senin gibi bir adamla ortaklık ettiği için derin bir pişmanlık ve teessür yaşamıştı. Kendisini nasıl sattığını bittecrübe görmüş ve öğrenmişti. Muhtemelen senin gibi bir adamla birlikteliğini ve kendi ahlakını sorgulamamıştı ama seni sorgulamıştı! Zira nefsinin atına binen insanlar kendilerini sorgulayamaz! Gerçi biz o günlerde sana merhametle yaklaştık ve girdiğin yanlışlardan çıkman için çok uğraştık, çok nasihat ettik. Yol göstermeye çalıştık. Sen dinlemedin be Sezayi. Hiçbir etik kaygın yok. O kadar çok yanlış yapıyordun ki, zaman zaman bu adamın içine şeytan kaçmış diye düşünüyordum. Ama bugün eminim içine şeytan kaçmış! Kendi düşen ağlamaz Sezayi!

İşte aynen böyle, seninle yola çıkanlar bu yol arkadaşlığından dolayı derin bir üzüntü yaşayacak ve yeise düşecekler. Kendi ahlaklarını sorgulamasalar da seni günü gelince sorgulayacaklar ve faturayı sana çıkaracaklar. Bu nedenle başsavcının da savcıların avukatlığını bırak, kendine bak! Savcının iddianamesinin gerçekliğini ve tutarlılığını mahkemedeki yüksek mahkemedeki yargılama safahatı belirler. Şayet savcıların dayanakları sen ve senin gibi adamların beyanları ise yandı gülüm keten helva. Rektör Sait ÇELİK’in mahkemesine senin suç dosyanı ekleyeceğimden şüphen olmasın. Yargıçların da seni tanımaya hakkı var. Acele etme, bekle ve gör!

Dikkatimi çekiyor. Paylaşımlarında MHP il başkanının yanında, profilinde ise MHP Genel başkanı Sayın Devlet BAHÇELİ’nin yamacında poz veriyorsun. ))) Ne o!? Onlarla resim verince kendini güvende mi hissediyorsun? Hissetme bence…!)))

Senin korkuyla başının belada olduğunu bilecek kadar seni tanırım. Korku insani bir duygudur. Tedavisi çok basittir. Öncelikle korku duygunu kendi kendine itiraf et. Zira cesur bir adam değilsin. Korkakların cesur gibi davranmaya çalışması başlarına çok iş açılmasına sebep olur. Yapacağın iş çok kolay. Aynanın karşısına geçecek sabah evden çıkmadan önce ve akşam yatmadan önce yüzer kere aşağıdaki cümleyi tekrar edeceksin.

Ben Bir Korkağım Ben Bir Tırsağım, Korkak Olmasam Sahte Hesaplar Kullanmazdım. Bu Hesaplar Ardına Gizlenerek İnsanlara Küfür Etmez, İftira Etmezdim

Bu terapiden bir müddet sonra korkaklığını ve iyilik gördüklerine kötülükle mukabele etme tıynetini içselleştirecek ve rahatlayacaksın. Ondan sonra suç işleme eğiliminden kurtulacaksın ve sen de ailen de rahat edecek. Bu aşamadan sonra boyundan büyük işlere girişmeyeceğin için korkmana gerek kalmayacak, huzur içinde yaşayacaksın.

Senin hafızanı biraz tazeleyeyim. Hatırlıyor musun, eski rektör Adnan ŞİŞMAN’ın adamları (şoförü, genel sekreteri Aziz Bayrakdar vs,  adliyenin kapsında bekliyor diye adliyede savcının yanına girememiştin. Adliyenin kapısından tek başına geçmeye cesaret edemediğin için Ocaktan bir çok genci toplayıp onların ortasında savcının yanına gittin. Bir de bunu büyük bir kahramanlık gibi her yerde anlattın.. ))))

Yine günlerden bir gün sen, ben ve Kazım ŞEN Polen Pastanesinde oturuyorduk.. Eski genel sekreter Aziz BAYRAKDAR ve eski Rektör Adnan ŞİŞMAN pastanenin önünden geçmiş ve bizi görmüştü. Adnan’ı sattığının kanunsuzluklarını ifşa ettiğinin ilk günleriydi galiba. Siz göz göze gelmişsiniz. Ben onları görmedim. Benim gördüğüm beraber görülmekten dolayı suç üstü yakalanmış mücrim gibi kapıldığın panik ve korkuydu. Pastanenin içinde kendini oradan oraya atmıştın. Betin benzin atmış kanın çekilmişti. Zor sakinleştirmiştik seni. Çok şaşırmış bir türlü anlam verememiştim. Bu nasıl bir korkudur diye!

Sen busun işte Sezayi..Hatırladın mı? Şahidi Kazım ŞEN’dir.

Korku bir hastalıktır. Tedavin şart. Korktuğunu kendi kendine itiraf et ondan sonrası basit. Biz seni korkma diye teselli ederdik ama bu aşamadan sonra olmaz. Kork Sezayi, korkmalısın! Korkacak kadar yanlış işlere geri dönülmez yollara girdin çünkü! “Akacak kan damarda durmaz,” “başa gelen çekilir” veya “tedbir takdiri bozmaz,” gibi özlü sözlerle sana teselli cümleleri kuracaklardır. O gün geldiğinde “kendim ettim kendim buldum” diyeceksin. Yanlış yapan er geç hukuk önünde hesabını verir. Debelenmene gerek yok, kabullen. Bu işin sonunda biraz acıyacak.. Yalancı şahitlerin, kumpasçıların, en temel ahlaki kriterlerden yoksun olanların sonunun hüsran olması Rabbimin kanunlarındandır. Gün gelecek Uşaklılar da, dava arkadaşım dediğin adamlarda seni yanından kovalayacak. Bizi de aldattı, yapmasaydı diyecekler! Yaşayan görecek!

Haydi en kahraman Sezayi, profil resimlerinde şöyle aslan gibi tek başına bir pozunu bekliyorum. Bahçelisiz. )))) Yoksa tek başına hiçbir şey misin? Gerçi, resimle itibar olmaz, asılda asalet olacak ki itibar olsun Sezayi!

Tanıyorum seni, çok kişide tanıyor. Şimdi de ülke tanısın. Çok beklemeyeceksin, senin belgeselini hazırlıyorum. İddianamede ifade edilen hakkımdaki yalanlarının sonucunu göreceksin. Çok acı öğreneceksin. Herkesin senin gibi bir yalancıyı ve provokatörü tanımaya hakkı var. Otur oturduğun yerde sonucu bekle. Bu aşamadan sonra ben mahkemede konuşacağım. Sen de öyle yap. Zira suç işliyorsun.

Son bir kez seni ikaz ediyorum. Sosyal medyada benim ismimi ve resmimi kullanırken iyi düşün. Bin düşün bir yap. Terbiyesizliğe devam etmemeni sana şiddetle tavsiye ediyorum. Kupa papazı seviyesizliklerini bırak. Seni temin ederim sen bu işin sonunda kumpastan cezaevini boylayacaksın. Senin gibi çok kişi boylayacak. Orada iskambil-king oyununu oynatıyorlarsa, birbirinize her türlü papazı patlatırsınız…Papazlarla işimiz olmaz bizim.

Unutmaman gereken en büyük dezavantajın şu Sezayi. Ben seni damarlarındaki kanın basıncına kadar, hücrelerine kadar tanıyorum. Sen ise beni hiç tanımamışsın ve tanımıyorsun… Son yaşadığımız sürecin özeti bunun delildir. Yürü de nereye kadar yürüdüğünü görelim.”

Evet dostlar o günlerde yazmışım bu yazıyı. Mahkemede beni konuşturmadılar, belge sunmama izin vermediler. Sait ÇELİK’in savunma ve tanık dinletme haklarını tanımadılar. Böyle bir mahkemeyi hayal bile edemezdim. Mahkemede konuşma vaadimizi  tanıklığımız engellendiği için    yerine getiremedik ancak diğer sözlerimizin takipçisiyiz.  

Selam ve sevgilerimle

YORUM EKLE