İDDİANAME DEĞİL İFTİRANAMEYDİ! REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ SONUNCU KUMPASA DÖNÜŞTÜ

15 TEMMUZ GECESİNDE ve 17/25 ARALIK SÜRECİNDE YAŞANANLAR BAĞLAMINDA ESKİ BAŞSAVCININ TRAJİ-KOMİK İDDİANAMESİ

İDDİANAME DEĞİL İFTİRANAMEYDİ! REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ SONUNCU KUMPASA DÖNÜŞTÜ
banner608
banner601

Giriş

Askeri darbeler ile ilkesi ve ahlakı olmayan iktidar savaşları,  ülkemizin kalkınmasına, gelişmesine, huzur ve refahına kast ederek  insanlarımızın tarifsiz acılar yaşamasına sebep  olmuştur.   Tarihin son döneminde özellikle çok partili hayata geçtiğimizden bu yana ülkeyi seçilmişler mi yoksa atanmışlar mı yönetecek tartışması, 27 Mayıs kâbusunun ve darağaçlarının gölgesinde devam etmiştir. Ülke olarak sayısız badirelerden geçtik.  İlk defa bir siyasi iktidar 27 Nisan e-muhtırasına karşı direnerek milli iradeye sahip çıkmıştır.  Halk da  iradesine sahip çıkan iktidarı karşılıksız bırakmamış ve seçim rekabeti nedeniyle hemen bütün muhalefetin FETÖ trenine bindiği 17- 25 Aralık Yargı-Emniyet darbe teşebbüsü sürecinde seçtiği siyasi iradeye  sahip çıkarak  sinsi darbecilerin heveslerini kursaklarında bırakmıştır.  15 Temmuz kanlı FETÖ darbe girişimi ise sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde destansı bir devlet-millet işbirliği  ile engellenmiştir.

Tarihi ve sosyal  olay ve olguları değerlendirme yetisi olmayanlar, bazı yaşananları anlamlandırmada zorluk yaşamaktadırlar.  Askeri darbelerin ve darbe girişimlerinin oluşturduğu atmosferlerin pek  dikkat çekmeyen önemli bir özelliği vardır. Böyle dönemlerde   mikro iktidar odakları, mikro cuntalar ve çeteler de güçlenmektedir. Ülke bu sefer bunların doğurduğu olumsuz sonuçlarla karşılaşmakta ve boğuşmaktadır.  Demokrasi mücadelesi sadece ülkeyi seçilmişlerin yönetme mücadelesi  değildir. Seçilmişler mücadeleyi kazandığında iş bitmemektedir. Seçilmiş siyasi iktidarın, en tepeden tabana kadar dalga dalga mikro iktidar odaklarını/çeteleri ve cuntaları da dağıtma ve adaleti tesis etme mücadelesini de başarmaları gerekir. Birinci aşamayı kazanan seçilmişler, ikinci aşamada başarılı olamazlarsa  demokrasiyi  ve demokratik idealleri hayata geçiremezler. Çünkü yaşanan olumsuzlukların faturası bu odaklara değil seçilmiş iktidara çıkmaktadır. 15 Temmuz başarısız darbe  teşebbüsü  sonrası bu  oluşumlara bir de FETÖ artıklarının sinsi manipülasyonlarının eklendiği görülmektedir.

Askeri bürokrasi içindeki ayrık otlarının ayıklandığı ve seçilmiş milli iradeye tabi olunduğu bugünlerde askeri bürokratik oligarşinin tasallutundan kurtulmanın neticelerini, Irak, Suriye ve Libya’da küresel sömürgeci düzene karşı çok başarılı mücadeleler  vererek görüyoruz. Geçmişte Cumhuriyeti koruyup kolladığını iddia ederek milli iradeyi baskı altına alan, bütün milletin gözü önünde seçilmiş başbakana küfretmekten utanmayan, ülke içinde sağda solda bomba patlattığını övünerek anlatan, PKK ile mücadeleyi sabote eden ve nemalanan, balans ayarları yaptıklarını söyleyen askerler vardı. Diğer kurumlarda da görevinin gereklerini hakkıyla yapmayan hatta yetkilerini kötüye kullanan benzer örnekler ve odaklar görmek mümkündür. Dolayısıyla halkın onayına ihtiyaç görmeden herhangi bir odağa dayanarak veya seçilmişleri istismar ederek çeteleşen ve böylece hak etmediği güce ulaşmak isteyen  tüm mikro iktidar odaklarını tamamen dağıtmadan demokrasi mücadelesini kazanmak, adaleti tesis etmek ve  bir refah toplumu oluşturmak mümkün değildir.  

Rektörlük Seçimleri Sonucu Kumpas Operasyonuna Dönüştü!  

Uşak Üniversitesi 2015 Rektörlük seçimlerinde,  bilim insanlarının ezici bir çoğunluğunun oyunu aldım. Yüksek Öğretim Kurulu üyelerinin tercihi de dahil gerekli kurullardan geçtim ve  14 Mayıs 2015 tarihinde sayın Cumhurbaşkanımızın  kararnamesi ile ikinci kez rektör olarak atandım. 

Dört yıl birlikte çalıştığımız bilim insanları ve Yüksek Öğretim Kurulu, FETÖ’cü olduğumu fark edemedi(!)  FETÖ’yü deşifre eden, Milli Güvenlik Kurulu’nda bir terör örgütü olarak tescil eden kişiler, kurumlar ve kurullar da fark edemedi(!)  Bu konudaki hassasiyeti bilinen    sayın Cumhurbaşkanımız ve Cumhurbaşkanımıza  bağlı istihbarat birimleri  de  FETÖ’cü olduğumu fark edemedi(!)  FETÖ hassasiyetinin zirvede olduğu bir dönemde, ikinci kez atanmamda bütün imkânlarıyla  hakkımda araştırma yapan  devletin etkili ve yetkili hiçbir kurumu fark edemedi(!) Yanında, sağında solunda, yamacında bile bulunmadığım bu ihanet şebekesinin bir üyesi olduğumu fark eden bir deha çıktı(!)

 Dört yıllık hukuk fakültesini hasbelkader bitirmiş, disiplin dosyası ve soruşturmaları   hayli kabarık,  çok sayıda disiplin cezası almış bir sayın savcı  bunu fark etti ve beni  her an kaçma ihtimali olan bir terörist gibi  sabaha karşı baskın ile gözaltına aldırdı! Oysa Avrupa’dan hukuk profesörü bir rektör misafirim vardı ve bir gün önce Uşak Üniversitesinde “15 Temmuz İhanet Darbesi ve İslam’ın Geleceği” adlı bir konferans vermişti. Şehirden vali dahil yoğun bir katılım olmuştu. Baskın yemeseydim birlikte kahvaltı yapıp misafirimi uğurlayacaktım. Bizim nezdimizde öğrencimiz niteliğinde olan bir terör savcısının neler yapabileceğini, yasaların nasıl  istismar edilerek yetkilerin  kötüye kullanılabileceğini gösterdi!

 Evim, hiçbir mahremiyet gözetilmeden eşimin ve küçük kızlarımın korkulu ve şaşkın bakışları arasında didik didik arandı. Rektörlük makamı da mesai arkadaşlarımın ve öğrencilerimin gözü önünde dikkat çekici araçlarla oluşturulan yoğun trafik ile çok sayıda polis tarafından arandı. Arkasından savcıya benzer özelliklerde bir hakim, FETÖ’cü olmadığımı gösteren apaçık kanıtlara rağmen kuvvetli suç şüphesi ve kaçma ihtimali olduğu gerekçesiyle hakkımda tutuklama kararı verdi. Seçilmiş ve atanmış bir rektör olarak maruz kaldığım 17-25 Aralık tarzı oldukça traji-komik bu operasyon ve 907 günlük hapis hayatı tam da bahsettiğim FETÖ manipülasyonu ile yapılan model bir mikro iktidar odağı  operasyonuydu! 

Gözaltına alınmadan 1.5 Ay kadar önce  üniversiteden mesai arkadaşım Ali Galip BALTAOĞLU Antalya’dan ziyarete gelmişti.  Yarım saat-kırk beş dakika kadar görüşme fırsatımız olmuştu. O tarihe kadar 20 yıl Uşak’ta çalışmış bir sosyal bilimci olmasından dolayı Uşak’ın yapısını  iyi tahlil eden bir akademisyen arkadaşımızdı. Son gelişen olayları ve FETÖ ile mücadele ile ilgili konularda görüş alışverişi yaparken bana “sizi  FETÖ iftirası ile  alacaklar hocam” dedi. Güldüm ve kendisine “nasıl alacaklar, ne isnat edecekler, bir rektörü somut delil olmadan almak mümkün değildir, çocuk oyuncağı mı bu dedim. “Yeni seçimden çıktık, konumunuz iftira atılmaya uygun hocam, bu konumdaki biri için elini sallansan elli tane yalancı şahit bulurlar bu toplumda, terör savcısının  aleyhinizde etik olmayan yollarla ifade almak için yoğun baskı kurmaya çalıştığı, emniyet birimlerini kullandığı bilgileri   kulağıma geliyor. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz,  durum vahim. Bir an önce Ankara’ya git  ve tedbir al. Şu ana kadar yapılanların delillerini ortaya koyarak en üst düzeyde sorumlularla   görüş” önerisinde bulundu.   

Bu öngörü  bana inandırıcı gelmedi. Zira  böyle bir şeyi tahayyül etmem mümkün değildi. Önerisi ise benim zaviyemden  hiç yapılabilir bir şey olarak gözükmedi. Gerçi Ali Galip Hoca’ya  ifade etmesem de rektörlük seçimlerinde rakip adayları destekleyen kişilerin savcılık ve emniyet KOM’a gittiklerini ve ifade verdiklerini sık duyuyordum. Teröre bakan savcının ve başsavcının da aleyhimde yoğun bir gayret içinde olduğunu yakinen biliyordum. Ancak benim abdestimden şüphem yoktu. Ne arayıp ne bulacaklar diye düşünüyordum ve kendisine: “Bir rektörü yalancı şahitle almak kolay mı Ali Galip hocam, bizim kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi, hangi davanın adamı olduğumuzu herkes bilir, olmaz öyle şey.  Ayrıca ben Ankara’ya gitmem. Orada ben FETÖ’cü  değilim diye savunma yapmaya kalkmak, benim için utanç vericidir. Devlet benim kim olduğumu gayet iyi bilir. Zaten iyi bildiği için rektörlük seçimlerinde olağan hale gelen iftiralara itibar edilmedi ve  sayın Cumhurbaşkanı beni  ikinci kez rektör olarak atadı dedim.

Sonunda Oldu!

Ve  sonunda olmaz dediğim şey oldu. Hem de güçlü bir şüphe üzerine filan değil!  Olmazı olur yapan bir cüret ve cesaretle yapıldı ve  oldu!    Şahsıma kurulan kumpas yukarıda bahsettiğim mikro iktidar odaklarının  özgün bir faaliyetidir ve FETÖ olgusundan da azade değildir. Ergenekon vb. davalarda FETÖ’nün yaptığına benzer bir kumpasla gerçekleşti  bütün olanlar. Ankara’ya gidip tedbir al diyen Ali Galip hoca, gelmekte olan kumpasın yakın tanığı olduğu için operasyon öncesi ve sonrası defalarca oyunu açıkça deşifre eden makaleler yazdı. Tutuklandıktan sonra başka saygın köşe yazarları da olayın vahametine ve garipliğine dikkat çeken yazılar yazdılar.

Bunların yanı sıra Uşak  sivil toplum kuruluşları, siyasileri ve Uşak halkı da bu şark kurnazlığına asla inanmadığını her platformda defalarca dile getirdiler. YÖK ve sayın Cumhurbaşkanımız da şahsım hakkında tereddüt göstermedi  ve tutuklu olduğum halde rektörlük görevim devam etti. Yargı sürecinin tamamlanmasını beklediler. Sanıyorum bu hadise Türkiye’de tek örnektir. Fakat kumpası kuran şebeke kararlı idi ve bu işi kör göze parmak mahkûmiyete dönüştürmeyi başardılar.  Benim tutuklanmamdan dolayı şahsıma kefil olduğunu iddia ettikleri çok sayıda üst düzey  yöneticiyi  de FETÖ’cü olarak itham etme cüretini gösterdiler. Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla kabilinden sayın Cumhurbaşkanımızın iradesini hedef aldılar. Üstlerine vazife olmadığı halde taraf oldukları,  karıştıkları rektörlük seçimlerinde, kendi adaylarının değil de, şahsımın rektör olarak atanmasının intikamını böylelikle aldılar.  FETÖ zihniyetiyle ve stratejileriyle  manipülasyonda ve ahlaksızlıkta sınır tanımadılar.

Kumpas Davalarının  Kadim Taktiği!

FETÖ mücadelesi yapıyormuş gibi davranarak  devlet kurumlarını kasten uzun süre meşgul edip, 38 çuvala sığdırdıkları evrakları avukatım  mahkemeden ancak 20 gün kadar önce alabildi. Gerçeğin ortaya çıkması için yazılması gereken müzekkereler kasten yazılmadı ve  gerçek delillerin  dosyaya getirilmesi sağlanmadı.    Kabarık görünmesi için ilgili ilgisiz  her yere yazılar yazılarak şişirilen çuvalların  içinde delil filan yoktu. 2006’dan itibaren yüz bin civarındaki telefon görüşmelerimle ilgili kayıtlar bile birkaç klasörü buluyordu. Gerçeklerin saklanması ve algı oluşturulması  için köpürttükçe köpürtülen sözde deliller oluşturulmuştu. Bu tür yargılama ve  gerçekleri çuvalların içinde kaybetme, aslında bilindik bir   FETÖ taktiğiydi!

Öyle ki iddianamenin kabulü ile yargılanma arasında bir ay kadar bir zaman vardı. Cezaevinde kısıt birisi olarak, bu evrakları  bir defa bile okumam  ve 38 çuval belgeyi incelemem mümkün değildi. Hal böyleyken yangından mal kaçırırcasına, talep ettiğim deliller toplanmadan, dinlenmesini talep ettiğim şahitler dinlenmeden bir oldubittiye getirilerek bir hafta arayla  iki  celsede  FETÖ üyeliğinden 7 yıl 11 Ay’a mahkum edildim.  

Bu  olaylara dair bilgi  ve belgelere geçmeden  15 Temmuz gecesini ve  bunun yargıdaki değerlendirme şeklinden başlamak istiyorum. O gece neler oldu ve yargısal sürece nasıl yansıdı:

O Meşum Gece ve Sus Pus Olan Kamu Görevlileri!

15 Temmuz ihanetinin başladığını haber aldığım  saat 23:00 gibi milletvekillerimizle, STK başkanları ve çeşitli toplum kesimleri ile görüştüm: Neler oluyor  ne yapmalıyız? Ülke bir kaosa sürüklenmek isteniyordu.  Büyük bir korku ve tedirginlik oluşmuştu.    Araziye uyulmuş gibi bir hava vardı, sadece bankamatiklerde para çekenlerin oluşturduğu kuyruk dışında sokaklara bir sessizlik çökmüştü.

Sosyal medyada FETÖ ve aveneleri sevinç ve intikam çığlıkları atıyorlardı. Devletin en önemli makamlarındaki bir çok kişinin darbeye karşı tarafını belli etmekten özellikle kaçındıklarını hayretle gördüm! Bunun üzerine tehlikeye dikkat çekmek ve topluma cesaret vermek amacıyla o gece saat 12:19’da aşağıdaki  paylaşımı yaptım:

Elbette saklananlar neden saklandıklarını, niçin  saklandıklarını çok iyi biliyorlardı. Bir kısmı kripto FETÖ’cüydü!  Büyükçe bir kısmı da korkmuşlardı ve ikili oynuyorlardı! FETÖ kazansaydı bugün hepsi FETÖ’cüydü ve  CIAMAATA ve Fetullah’a  methiye düzüyor olacaklardı!  Bu ülke bu kadar mı sahipsizdi? FETÖ ile mücadeleyi başlatanlar bu kadar mı yalnızdı?  

Daha sonra yaptırdığım bir sosyal medya araştırmasında, korkan ve/veya  zihninin ardında hesap yapan bu  kişilerin,  darbenin başarılı olamayacağının  anlaşıldığı o gece saat 03:00’ten sonra FETÖ mücahidi kesildiklerini gördüğümde hiç şaşırmadım. Saat üçe kadar lal olan diller, üçten sonra bülbül kesilmişlerdi. Hele saat 4’ten sonra ise sosyal medyayı coşturmuşlardı.

Demem o ki,  o gece harekete geçmek yürek istiyordu. Bedeli ne olursa olsun böyle bir ihanete sessiz kalamazdım ve kalmadım. Uşak Üniversitesinin Rektörlüğü’nü üstlenen üst düzey bir yönetici olarak sorumluluğumu yerine getirdim. Tarafımı en baştan belli ettim.  İşte o gece yaptığım paylaşımların  bir kısmı saat sırasına göre şöyledir:

İddianamenin Mimarı  Eski  Başsavcı Bu Durumu Nasıl Değerlendirdi?

 Evet şaka gibi ama gerçek! Sayın eski başsavcı tespitine atfettiği öneme binaen olacak ki,  kalın harflerle ve altını da kalınca çizerek;  “Tweetlerin incelenmesinde; ATILAN TWEETLERİN ÖRGÜTÜN TALİMATINA UYGUN demokrasi vurgulu, darbeyi kınayan, Fetullah Gülen’in hiç isminin  geçmediği tweetler olduğu görülmüştür” demişti.   Olacak şey miydi?  Sayın eski başsavcı iddianamesinde, 15 Temmuz’un en kritik saatlerinden itibaren darbeye karşı gösterdiğim bu canhıraş tepkiyi örgüt talimatına  bağladı..!

Oysa, göz altına alındığımda  FETÖ’cü olmadığımı açıkça gösteren pek çok somut kanıt gösterdim. Ayrıca, FETÖ ile canhıraş mücadele ettiğimi gösteren çok sayıda somut delille birlikte yukarıdaki twitleri de savunma delili olarak sundum. Darbe teşebbüsünün ilk saatlerinde sus pus olan devletlilerin saat 3’e ve 4’e kadar suskunluğunu ispat eden araştırma sonuçlarını ve belgelerini dahi sundum.   Üst düzey kişilerle ilgili araştırmayı özellikle kendim için yaptırmıştım. Zira o günlerde FETÖ ile mücadele sorumluluğunu üstlenmiş bir rektördüm. Hayatla sınanılan o anlarda kimin samimiyetine güvenilebileceği hususunda elimde bir veri olsun istedim. FETÖ  mücadelesinin  daha sağlıklı yürütülmesinde bunun çok fayda sağlayacağını düşünmüştüm.   Ancak bu araştırma o gece ses çıkaramayanları maalesef çok rahatsız etti. Yaptırdığım bu araştırmanın peşine düştüler ve başımı çok ağrıttılar. Böyle bir araştırma mı olurdu? Değil mi aziz okurlar? 

Gelelim iddianame yazarının sosyal medya paylaşımlarımı değerlendirme şekline ve mantığına.  İddianameden,  ilgili kısmın fotoğrafını çekerek sunuyorum, ibretle inceleyiniz:

Şimdi de  lütfen    yukarıda sunduğum twitlere  tekrar bakınız. Paylaşımlarımın nasıl bir amaç güttüğü çok açık değil mi?  Twitlerin içtenliğinde kuşku duyulacak bir yan var mı? Orada  Fethullah Gülen’in ismi hiç geçmiyor mu?

Geçiyor hem de defalarca! Yapılanı anlatmakta kelimeler kifayetsiz kalıyor. Söz konusu kişi kimsesizlerin kimsesi olması gereken Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir başsavcısı!  Ben  cezaevine diri diri gömülmüş  halde çile doldururken, sayın eski başsavcı bu kadar açık bir gerçeği nasıl yalanla örtebildi?   Böyle bir yalanı ve çarpıtmayı  başsavcı makamındaki bir yetkili  iddianameye koyma cüret ve cesaretini nasıl gösterebildi?  Kime güvenecektik biz?

Darbeyi Fetullah Da Kınıyor Rektör de Demeye Getiriyor!

Darbenin püskürtüldüğü 16 Temmuz akşamı yani darbe gecesinden bir gün sonra telefonuma gelen Feto’nun sözde darbeyi kınayıcı fotoğrafını etiketleyerek aşağıda yaptığım paylaşımı da istismar etmişti sayın eski başsavcı. Feto resminden paylaşım yazısını kaldırırsanız  altında sadece Feto’nun resmi ve paylaşımı  kalır. Sayın eski başsavcı   bile bile  Uşak’ta ve Ankara’da rektörün cep telefonundan Fetullah Gülen’in resmi çıktı diye algı operasyonu yapmaktan çekinmedi  ve maalesef iftirada sınır tanımadı…

Söyleyin sevgili okurlar. Tarafsız iddia makamı ve tarafsız yargılama bu mudur?  Daha beteri ise şu: Pes dedirten ve insan aklına ziyan bu iddialar mahkemede nasıl mahkûmiyete dönüşebildi?  Savcıya mı ağlayalım bu iftiraları görmeyen ve değerlendirmeyen Ağır Ceza Heyeti üyesi hakimlere mi?

zeyt4 İsimli Sosyal Medya Hesabımın Değerlendirmesi.

Dahası var. 17/25 Aralık sürecinin başlarında dijital terör estiren FETÖ’nün tezlerini çürütmek için çok sayıda twit paylaşımlarım vardı. FETÖ bir terör örgütünden de öte ülkenin stratejik noktalarını ele geçirmiş bir istihbarat örgütüydü. 17/25 Aralık sonrası bütün ülkeyi provoke etmek için sosyal medyada hakimiyet kurmuşlar,  adeta dijital terör estiriyorlardı.  Bunlara karşı mücadele vermek gerekiyordu.

Düşündüm, bir rektör olarak ne yapabilirim diye? Resmi kişiliğim altında yapamayacağım şeyler,  veremeyeceğim cevaplar, söyleyemeyeceğim sözler  olabilirdi.   Dolaysıyla çeşitli adlarla twiter hesapları açtım. FETÖ’nün en tepesindeki kişiler tarafından yapılmış  beyanlarına cevaplar verdim. Hesaplarım defalarca çökertildi. Tekrar tekrar açtım. Şifrelerini uzun ve karmaşık yaptığım hesabımın kolayca çökertilmeleri üzerine şu paylaşımı yapmıştım:

Twitır hesaplarım cezaevinde aklıma geldi. Yakınlarımdan bu  twitlerimi bulmalarını istedim ve ancak 2014 yılı Haziran ve Temmuz aylarındaki zeyt4 isimli hesabımdaki paylaşımlarımı bulabildiler.  Delil olarak dosyaya koyduğumuz halde 17-25 Aralık darbe sürecinin hemen başlarında FETÖ’ye karşı duruşumu ve  kalbimin derinliklerindeki düşüncelerimi gösteren bu apaçık kanıtları da  maalesef hem başsavcılık hem de Ağır Ceza Mahkemesi görmezden geldi. Hafızayı beşer nisyan ile maluldür derler. O dönem şahsım bu paylaşımları yaparken ve konferanslarda FETÖ aleyhinde konuşmalar yaparken pek de kimseden ses çıkmıyordu. Bu yüzden sayın Cumhurbaşkanımız FETÖ mücadelesinde yalnız bırakıldığını defalarca söylemiştir.

 Öncelikle  Ali ÜNAL, İdris BAL, Bülent KORUCU, Hakan ŞÜKÜR, Abdülhamit BİLİCİ, Gültekin AVCI gibi FETÖ’nün lider kadrolarına, FUAT AVNİ gibi algı hesaplarına  sosyal  medyadan cevaplar vererek elimden geldiğince etkilerini azaltmaya çalıştığım bu twitlerden aşağıdaki birkaç örneği inceleyiniz lütfen. Bu paylaşımların, paralel yapının milli iradeye karşı akıl almaz iftiraları ve küfürleri bir ibadet aşkı ile sürdürdükleri dönemin şartlarında müstear isimle cevapladığım için üslubumu mazur görmeniz dileğiyle sunuyorum : 

FETÖ’cü olmadığım somut delillerle çok açıktı amma bir de kahpe bir sinsilikle yöneltilen  kripto FETÖ’cü iddiası vardı.  İşte bu paylaşımlar kripto FETÖ’cü olma ihtimalini tamamen ortadan kaldıran apaçık kanıtlardı. Ne yazık ki bu açık delillere   hem iddia makamı hem de  Ağır Ceza Mahkemesi  itibar etmedi. Aslını Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından araştırmak yerine çok  komik bir yorumla   bir rektöre sahte hesap açmak yakışmaz diyerek mahkum etmeyi seçti! Yassıada mahkemelerindeki trajikomik yargılamalara benzer yaklaşımlar ortaya konuldu.  Ben mahkemeye “bakın bu adamlara karşı mücadele babında bu kadar iş yaptım. Sayın Cumhurbaşkanımızın yalnız bırakıldım dediği dönemde, bu hesaplardan FETÖ’nün en üst kurmay isimleriyle sosyal  medyada da kapıştım. Konferanslarda açıkça tavrımı koydum. İhanetlerini  o günlerde de tescilledim, halkı aydınlatmaya çalıştım, bana hangi delille FETÖ’cü isnadı yapılır diyorum.”  Mahkeme   böyle sahte hesaplarda twit atmak bir rektöre yakışmaz diyor.

Ankara’da Hakimler Var!

Şükürler olsun ki Ankara’da ehli insaf, ehli adalet  hakimler vardı.  Ağır Ceza mahkemesinin bir rektöre sahte hesap açmak yakışmaz gibi hukukla bağdaşmayan  trajikomik gerekçeyle görmezden geldiği  twitleri Yüksek Mahkeme gördü ve beraat gerekçesine yazdı! Yüksek Mahkeme, bundan gayri Ağır Ceza Mahkemesi’nin gözlerini yumduğu  daha nice delili gördü  ve beraat verilmesi gerekirken mahkumiyet verilmiştir, hükmüyle hakkımda verilen mahkumiyet  kararını külliyen  bozdu.  Yargıtay’ın  bozma kararına   yerel savcılık ve mahkeme uydu, beraat ederek aklandım ve beraatım de kesinleşti elhamdülillah.

FETÖ  ile mücadele süreci bitmedi…

15 Temmuz’a gelinen süreçte meşru başbakandan “dönemin başbakanı” diye iddianame hazırlayan savcıları, vicdani olarak vermesi gereken kararları Pensilvanya’ya soran hakimleri gördük.  Yaşadıklarım FETÖ’nün  kökünün tamamen kazınamadığını, FETÖ mantalitesinin  ve uygulamalarının devam ettiğini gösterir niteliktedir. FETÖ ile mücadelede asıl ağır yükü omuzlayan hakim ve savcılarımız elbette içlerindeki FETÖ artıklarını ve yetkisini kötüye kullanan çürük elmaları ayıklamaktadırlar ve ayıklamaya devam edeceklerdir. Bu tespitlerimde işine haram karıştırmayan yargı mensuplarının ve tüm kamu görevlilerinin alınganlık göstermemesini özellikle istirham ediyorum.  Ülke olarak ağır bir süreçten geçiyoruz. Bu konuları konuşmaz yazmaz ve  gerçekler üzerinden fikirler  ve stratejiler  üretip  mağdurların mağduriyetini  en kısa sürede gideremezsek milletimiz ve devletimiz zaafa düşer. Emekler heba olur.   Yapılan güzel işler ise görünmez olur!

Şahsen bizi mağdur edenlerin hepsi   FETÖ’cüdür demiyorum, diyemem.  Kimin ne olduğunu yakından tanımadan  bilemem. Ancak bu süreçte mikro iktidar odaklarının   FETÖ’nün ekmeğine  yağ sürdükleri, Uşak’ta şahsıma yapılan kumpasa benzer başka kumpaslara da imza attıkları için (inşallah bunları da paylaşacağım) FETÖ mücadelesini sulandırdıkları kesindir.  Bahsettiğim odak Uşak’tan önemli ölçüde tasfiye edildi. Ancak gittikleri yerlerde fırsatını buldukça hukuk cinayetleri işlemeye devam edeceklerdir. Karşımızda son derece sofistike teknik ve taktiklerle ilerleyen bir FETÖ melaneti vardır. Devletin ilgili birimleri bunların peşindedir. Emin olmadan insanlara FETÖ türü  isnatlarda bulunmak büyük günahtır. Ancak yetki sahiplerinin bu kişilerin yaptıklarına, dosyalarına ve özellikle kritik HSYK seçimlerindeki telefon trafiklerine analitik olarak bakmaları ve değerlendirmeleri  elzemdir. FETÖ meselesinin muhalefet tarafından iktidara vurma aracı olarak kullanılması ayrı bir üzüntü kaynağımdır. Zira Muhalefetin bu tutumu iktidarda  kendini koruma reaksiyonuna yol açmakta, muhalefet  kendini FETÖ sorunundan azade görmektedir.   Muhalefet FETÖ’yü muhalafet etme aracı olarak gördüğü için    bu tehlikeli terör ve istihbarat örgütüne istemeden de olsa destek verir duruma düşmektedir. Bu konuyu basında en iyi gazeteci Nedim ŞENER ortaya koymakta ve tehlikeye sık sık işaret etmektedir. Sonuçta bu iktidarı da muhalefeti de sorumluluk altına alan ve bağlayan yarım asırlık bir meseledir.  Maalesef mevcut  durum sadece FETÖ’ye yaramaktadır ki, bundan tüm ülke zarar görecek ve son pişmanlık fayda vermeyecektir. 

Delil Karartılıp Suç Uyduruldu

Bu süreçte benim isteğim çok basitti. Delillerimin savcılık ve mahkemece adaletle değerlendirilmesi, o kadar!   Müddei iddiasını ispatlamakla mükellef olduğu halde ben FETÖ’cü olmadığımı ispatlamak zorunda kalmıştım, ancak işe yaramadı! Yaşadığım süreçlerde maalesef deliller karartıldı ve suçlar uyduruldu. 

Neticede farklı tecrübeler  yaşadık; üniversitede kendilerine makam/mevki verdiğimiz, elinden tuttuğumuz, Uşak’a gelmesini sağladığımız bazı kişilerin bu süreçte nasıl kirli hesaplar yaptıklarını, koltuk uğruna her türlü ahlaksızlığı ve çirkefliği göze alabildiklerini, hemen çetenin bir parçası oluverdiklerini yaşayarak gördüm.  Meğer dindarlık, milliyetçilik,  ve cemaat kisvesi altında   ne kifayetsiz muhterisler, ne alçaklar, ne ahlaksızlar, ne  adi simsarlar varmış!

Öyle ki;  kendilerini çok mübarek  yerlere  ait olarak gördükleri halde,  yeminle iftira atıp da nasıl o mübarek odakların   makbul insanı  olarak kalabildiler,   şaştım kaldım doğrusu! Dinlerini ve dünyalarını  ne kadar küçük pahalara satabildiler! Bunları yapanlar  nasıl çocuklarını  kucaklarına alabiliyorlar ve eşlerinin yüzüne  bakabiliyorlar,  gece nasıl uyuyabiliyorlar, gerçekten şaşıyorum.

Velhasıl  başkalarının mutsuzluğundan kendilerine mutluluk devşireceğini zanneden  zavallılar,  kendinize çok yazık ettiniz!

Bu Yazı Dizisini Niçin Başlattım.

15 Temmuz darbe girişiminin  4. sene-i devriyesine yaklaştığımız bu günlerde yaşadığım örnekten yola çıkarak bürokratik  oligarşiye ve yer yer yaşanan fırsatçı çeteleşmeye dikkat çekmek  amacıyla bu  yazı dizisine  başlamayı bir sorumluluk olarak gördüğümü söylemeliyim. Bu ülke için söyleyecek sözü  olanların tecrübe ve birikimlerini paylaşmalarının  çok kıymetli olduğuna inanıyorum.  Üst düzey bir görev yapmam hasebiyle ve  bir bilim insanı olarak  hakikatin hatırı bana yaşadıklarımı yazmayı zorunluluk haline getirmiştir. Yaşadıklarımın adliye arşivlerinin dehlizlerinde kaybolup gitmesini istemedim.

Bu yazı dizisini  devlet yöneticilerimiz, savcılarımız, hakimlerimiz, MİT teşkilatımız ve bu ülkenin ikbalini düşünen tüm kamu görevlilerinin ve halkımızın  dikkatle okumasını ve incelemesini öneririm. Bütün olanları,  hem de  memleket can derdindeyken  resmi kimlikler paravan yapılarak,  nasıl et derdine düşüldüğünü belge ve delilleriyle tek tek anlatacağım inşallah. Acı olan şu ki, bütün bu olanlar  binlerce yıllık devlet geleneğine sahip bir ülkede oldu. Elbet bu kadim geleneğin sahipleri yapılanları tek tek not aldı!  Yazdıklarım, alınmış bu notlara bir katkı olacaktır.

Bu yazı dizisinde  gerçekleri ve   şahsıma yapılan organize entrikayı  açık açık belgeleriyle  beraber paylaşacağım.  Nasıl kumpas kuruldu? Rektörlük seçimleri nasıl taammüden FETÖ dosyasına dönüştürüldü? Alenen şahsıma hakaret eden, iftira atan  hasiyet cellatları nasıl cesaretlendirildi, Uşak adliyesince haklarında neden dava açılmadı ve korunup kollandı?  Bazı provokatörlere neden hukuk işlemedi?  Bir çete mensubunun sosyal medyadan, seçilmiş iktidarı ve destekçilerini hedef alarak yaptığı ”Ak kefenli Ak yavşaklar çıkın bakalım meydanlara … kaç gram görelim” gibi galiz hakaret içeren paylaşımlarına karşı yaptığım suç duyurusu Uşak başsavcılığınca neden takipsizlikle sonuçlandı ve “biz de telefon tepelerini mi yayınlayalım”    türü paylaşımları ne manaya geliyordu?  İki yüz küsur sayfayı bulan sadece şahsım hakkındaki iddianamede hiç alakasız hususlar bile iddianame kabarık görünsün diye yazılırken, özellikle birilerini korumak için fezlekedeki ve hakimlikteki hangi iddialar iddianameye alınmadı? Gizli olması gereken dosya, FETÖ tarzı teknik ve stratejiyle  sivil uzantılara ifşa edilerek nasıl algı operasyonu yapıldı?  Kumpas adım adım nasıl ilerlendi?   Kimlere nasıl yalancı şahitlikler yaptırıldı?  Hangi FETÖ’cüler nasıl kullanıldı?  Uşak’ta FETÖ davaları nasıl sulandırıldı? Uşak’ta gerçek FETÖ’cüler hangi usullerle korunup kollandı? Neler oldu, neler yaşandı?  Hepsini tek tek  yazacağım inşallah.  

Vira bismillah!

Güncelleme Tarihi: 12 Temmuz 2020, 11:26

Kazım ŞEN

banner600
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER