HUKUK KEPAZELİĞİNİN ŞAHİKASI HEM MÜŞTEKİ HEM TANIK SEZAYİ DAŞDEMİR!

HUKUK KEPAZELİĞİNİN ŞAHİKASI HEM MÜŞTEKİ HEM TANIK SEZAYİ DAŞDEMİR!
banner604

Eski Başsavcı Mustafa GÜMÜŞ’ün delil karartıp suç uydurarak hazırladığı iddianamenin  ardından, Ağır Ceza Mahkemesi de gösterdiğim şahitlerin dinlenmesini  reddederken,  şahsıma karşı husumetlerini gizleme ihtiyacı dahi duymayan yalancı şahitlerin ifadelerini  mahkumiyetime gerekçe yapmışlardır.

Yalancı şahitlerden  birisi Sezayi DAŞDEMİR’dir. Aynı zamanda davanın müştekisidir!

 Sezayi DAŞDEMİR’in  şahsıma husumetine dair kanıtlar nelerdir? Kollukta ve Mahkemede neler söylemiştir? Bu yazımda bu soruların cevabını  ve  bu hususlarla  ilgili bazı  olay ve olguların arka planını  anlatacağım. 

Önceki Rektör Adnan ŞİŞMAN’a Karşı Mücadele Etmekten Asla Vazgeçmemiş!

Kendi ifadesine göre, Sezayi DAŞDEMİR Kars doğumlu, Açık Öğretim Fakültesi mezunu. Kırıkkale ve Giresun üniversitelerinde memur olarak çalışmış ve 2007 yılında Uşak Üniversitesine gelmiştir. Her çalıştığı üniversitede vukuatlı bir kişi olarak biliniyor. Uşak üniversitesine geldikten kısa bir süre burada da sorun yaşamaya başlıyor. Bu durumu  “…. kısa süre içinde mevcut yönetim ile ciddi sıkıntılar yaşadığını ve kendisine Uşak Üniversitesi’nden bir başka kuruma geçmesi için baskı yapıldığını, başına istemediği hadiseler geldiğini, kampüse  alınmadığını, girmek istediğinde güvenlik marifeti ile dışarı atıldığını, kampüsten sürgün edildiğini,  idari soruşturmaların yanında  adli soruşturmalar geçirdiğini ancak eski rektör Adnan ŞİŞMAN ve ekibi ile mücadele etmekten asla vaz geçmediğini”  ifade etmiştir.

Şube Müdürü Memur Sezayi 2011 Rektörlük Seçiminde  Aday Çıkarmış!

DAŞDEMİR; benim de  aday olduğum 2011 yılı rektörlük seçimlerinde Hakan ALTINTAŞ’ı ikna ederek rektör adayı olarak çıkardığını (ki Hakan ALTINTAŞ Gaziantep Üniversitesinde FETÖ şüphesiyle KHK ile ihraç edilmiştir) ve onun seçim danışmanlığını yaptığını söylemektedir!  Bu seçimlerde toplam oy kullanabilecek 17-18 Paralel Yapı mensubunun bulunduğunu ve  dönemin rektörü Adnan ŞİŞMAN’ın tekrar atanmayacağını anlayan Paralel Yapı mensuplarının kendileri ile iki ayrı toplantı yaparak seçim pazarlığı yaptıklarını, ancak kendilerinin bunu kabul etmediğini(!)  Paralel Yapı’nın o dönem yurt dışından ismini hatırlayamadığı bir profesörü (biz hatırlatalım Ahmet ÇETİNCAN) aday olarak getirdiğini,  ayrıca mevcut rektör Ekrem SAVAŞ’ın da rektör adayı olduğunu ifade etmiştir. Bu kişinin Paralel Yapının 2011’de adayının olduğunu söylemesi, sonra da bana FETÖ’cülük isnat etmesi, söylemlerindeki çelişkiyi gösteriyordu ama bu gibi tutarsızlıklar mahkemeyi ilgilendirmiyordu!

Rektör Adayı Olarak  İlk Görüşmemi Kendisiyle Yapmışım!

Seçim döneminde BAB biriminde memur olarak çalışmakta olan Sezayi DAŞDEMİR ile sadece bir defasında ayak üstü koridorda karşılaşarak selamlaşma dışında aramızda hiçbir konuşma ve temas geçmediği halde ifadesinde  “seçime kısa bir süre kala üniversite dışından Bingöl Üniversitesinden mevcut rektör Sait ÇELİK ilimize gelerek adaylığını açıkladı. İlk görüşmesini benle yaptı… Bana hitaben yanlış yolda olduğumu, arkadaşları kendisine yönlendirmemi ve bana çalışma ekibinde bir görev vereceğini söyledi. Ben de odamda kendisine biz bu yola çıktık, size başarılar dilerim dedim. İkram ettiğim çayı içmeden sinirli bir şekilde kapımı vurarak çıktı demektedir.

Buradan DAŞDEMİR’in  profesyonel bir yalancı kimliğiyle kendisini 2011  yılı rektörlük seçiminin önemli bir unsuru gibi göstermek istediği anlaşılmaktadır!   Sadece öğretim üyelerinin oy kullandığı bir seçimde, üniversitede orta düzey bir memur olan  bu şahsın böyle senaryolar üreterek  kendini çok önemli bir şahsiyetmiş gibi  anlatması, psikolojik  yapısı hakkında bir  fikir edinilmesine katkı sağlıyor. Rektörlük seçimleri açsından hiçbir önem arz etmeyen bir memur her topa giriyor. Aday çıkartıyor, aday  profesörün  yerine görüşmeler ve pazarlıklar yapıyor! 

İfadesinde bir çok sürgün, baskı ve iftiralara maruz kalarak mobbinge uğradığını, psikolojisinin bozulduğunu anlatan Sezayi DAŞDEMİR’in oldukça sorunlu bir memur olduğu çok açıktı. Doğrusu bu durum seçim sürecinde benim de dikkatimi  çekmişti. Sürekli gerçek dışı kurgularla  her şeye burnunu sokarak kendinden söz ettirmeye  çalışan bir memurdu! Oy verme hakkının olmadığı bir seçimde rektör adayı profesör  akademisyenler hakkında fikir beyan ediyor,  kendi desteklediği aday dışında diğer adaylara iftiralar atıyor, desteklediği aday lehine bir ortam oluşturmak için gayri ahlaki yöntemlere baş vuruyordu. O dönemde Bingöl Üniversitesinde rektör yardımcısı olmam dolayısıyla benim Kürtçü ve PKK’lı olduğum yalanını da ortalığa yayarak fitnesine devam etmişti.

DAŞDEMİR’in Geçimsiz İftiracı ve Komplocu Yapısı

Ben göreve başlamadan önce DAŞDEMİR’in Üniversite Genel Sekreteri Aziz BAYRAKDAR’a hakaret ve tehditten bir mahkûmiyeti olduğunu duymuştum.  Seçim sürecindeki  iftiralarına  rağmen rektör olarak göreve başladıktan sonra Sezayi DAŞDEMİR’i uzun süre rehabilite etmeye, çıkardığı sorunları uzlaşma yolu ile çözmeye  gayret ettim.

Fakat o hiç rahat durmadı. O dönemde seçimden sonra rektör yardımcısı olarak atadığım  Prof. Dr. Fikri ŞENOL ve onun asistanı hanımefendi hakkında iğrenç iddialarda bulunduğu ve dedikodu yaptığı kulağıma geliyordu.  İşte bu dönemde DAŞDEMİR,  misafir olarak gittiği komşunun evindeki internetten bir haberin altına  sahte isim kullanarak Prof. Dr.  Fikir ŞENOL ve asistanı hakkında iğrenç isnatlarda bulunup hakaret  ediyor. Gerek Fikri ŞENOL gerek öğrencisi savcılığa şikayet ediyorlar. Daha sonra DAŞDEMİR’in misafirliğe gittiği komşusu öğretim üyesi eşinin   ifadesi alıyor. Buradan Sezayi DAŞDEMİR’e ulaşılıyor ve suçunu ikrar etmek durumunda kalıyor.

Uşak 4. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 20I4/55 Esas, 2014/195 Karar sayılı kararla hem Fikri ŞENOL’a hem de Doç.Dr. Necla YAMAN'a hakaretten ayrı ayrı 456 gün karşılığı 9120 TL adli para cezasına mahkum olduğu bilinmektedir.    Aynı kararda “sanığın daha önce işlediği bir suç nedeniyle hakkında hüküm açıklanmasının geri bırakılması hükümleri uygulanmasına rağmen    denetim süresi içinde suç işlemeye devam etmesi ve olumsuz kişiliği de dikkate alındığında yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkememizce   olumlu bir kanaatin oluşmaması dikkate alınarak sanık hakkında yasal imkansızlık nedeniyle    CMK'nun 231/ 5 maddesinde belirtilen hükmün  açıklanmasının geri bırakılması hükümleri uygulanmamıştır. Geçmişinde  bulunan sabıkası dikkate alınarak hakkında takdiren TCK'nın 62. Maddesi uygulanmamıştır”  denilmektedir. İşin ilginç yanı bu kararın verildiği mahkemenin iddianame savcısı   hakkımda kumpas ekibinde yer alan Bahadır SAKAOĞLU’dur. Yani daha sonraki dönemde bu adamla birlikte çalışan bu haysiyet celladı ile sosyal  medyada (İLBEYLİ adıyla) arkadaşlık yapan terör savcısı Bahadır SAKAOĞLU hangi ahlakta bir adamla çalıştığını gayet iyi bilmektedir.!

İftiraya uğrayan  hanımefendi  sonraki bir tarihte hakkımdaki kumpasta ismi geçen  Volkan TURAN adlı öğretim üyesi ile evlenmiştir. Volkan TURAN aynı apartmandan komşuluğunu yaptığı ve ailecek görüştüğü  Kenan AKARBULUT’a;  şahsıma ve Ali Galip BALTAOĞLU’na FETÖ iftirası attırmak, kripto FETÖ’cü  dedirtmek için terör savcısı  Bahadır SAKAOĞLU ile birlikte ikna seansı  yapan kişidir. İftira karşılığında FETÖ şüphelisine tahliye etmeyi  vaat edebilmişlerdir. Aksi takdirde eşini de içeri alırız iki küçük çocuğun ortada kalır tehdidinde bulunacak kadar tutuklu şüpheliye ağır baskılar yapmışlardır.

  Bu süreçte terör savcısı Bahadır SAKAOĞLU, Sezayi DAŞDEMİR  ve  Volkan TURAN’ı hangi menfaat bir araya getirmiş ve kanka yapmıştır?  Volkan TURAN eşine ağır hakaretlerde bulunan bu kişiyle nasıl birlikte olabilmiştir?  Çete olduğu anlaşılan bu organizasyonun parçası olarak savcının odasında güvenilir kişi ve sözde  istihbaratçı kisvesiyle bulunabilen Volkan TURAN’ı basında çıktığı üzere MİT’le bir irtibatı var mıdır? Varsa bu at izini it izine karıştıran devlet görevlileri kimlerdir?  

Bu şartlar altında 2015 yılı rektörlük seçim sathı mahalline girene kadar dört yıla yakın süre rehabilite etmeye çalıştığım DAŞDEMİR, 2015 yılı rektörlük  seçim sürecine de dahil olmuştur. Hiçbir ahlaki kuralı olmayan bu şahıs   memur vakar ve haysiyetiyle  bağdaşmayan bir tarzda olayların içinde  rol almıştır. Zira yalan dolan ve iftira ile haysiyet cellatlığı  yapmak ve en önemlisi  provokasyon onun işidir!    Bu kez de  Rıfat OKUDAN’ı desteklemek için  diğer adayları suçlayıcı kurgular  ve iftiralar üretip yayarak seçim sürecinde adından söz ettirmiştir.  

DAŞDEMİR’İN Bardağı Taşıran Yüz Kızartıcı Eylemi!

 2015’in Eylül ekim aylarında   Azerbaycan uyruklu bir öğrencinin babası    yurt dışından şahsımı bir kaç kez aradı. Sezayi DAŞDEMİR tarafından dolandırıldıklarını söylüyor yardım istiyordu.   Ne olduğunu anlamak için temkinli davrandım.  İşlem başlatmadan önce dolandırılan aile ve öğrenci ile tekrar tekrar görüştüm ve öğrencinin aracılar vasıtasıyla parasını kurtarması için gayret ettim. Çok kızmama ve  eylemleri ile saysız defa hak etmesine rağmen DAŞDEMİR’e karşı  nefsani davranmamaya çalışıyor ve eşi ve çocukları için de üzülüyordum. Bu nedenle bu adamı yıllarca rehabilite etmeye çalışmıştım. Ve galiba yanlış yapmıştım!

Sezayi DAŞDEMİR,  Uşak’ta trafik   kazasında vefat eden Azerbaycanlı öğrencilerin cenazesi sırasında bu  Azerbaycanlı aile ile tanışmış.  Uşak Üniversitesinde hoca olduğunu, Uluslararası Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMDER) Ege Bölgesi temsilciliği yaptığını ve Ülkücü olduğunu  anlatarak aileye karşı güven sağlamış.  Aileye her türlü sorunlarında yardımcı olacağını belirterek  telefon numarasını  vermiş.  Aile daha sonra Uşak Üniversitesinde çocuklarının kayıt yenilenmesi için 1800 TL harç parasını DAŞDEMİR’in şahsi hesabına göndermiş.

Ancak misafir öğrenci, Sezayi’nin kayıt parasını yatırmadığı için kaydının yenilenmediğini ve  kayıt süresinin de bir aya yakın geçmiş olduğunu öğreniyor.  Öğrenci ve arkadaşları, önceleri DAŞDEMİR’in kendilerini oyaladığını daha sonra da telefona çıkmadığının söylediler. DAŞDEMİR’in arkadaşı  ve  kaza yapan Azerbaycanlı öğrencilerin ortak tanıdığı trafik sigortacısı kişi, ben size 1800 lirayı vereyim siz kaydınızı yaptırın, sonra bana ödersiniz diyor. Öğrencinin özel durum nedeniyle opsiyon tanıdığımız öğrenci harç parasını bir ay tehirle  yatırdıktan   sonra kaydı yenilenmiştir. 

Bu süreçten sonra DAŞDEMİR kaçmaya devam ediyor. Ortak tanıdıkları  da borç verdiği parayı öğrenciden isteyince çaresiz kalan öğrenci velisi beni tekrar aradı.  Arkadaşları ile birlikte öğrenci ile birkaç kez görüştüm.   Parasını kurtarması için gayret ettim. Bütün bunlar sonuç vermeyince öğrencinin dilekçesi üzerine Sezayi DAŞDEMİR hakkında soruşturma başlattım. Ayrıca Azerbaycanlı öğrenci,  durumu Uşak Cumhuriyet Savcılığına da şikayet etti.  

Bu olay üzerine yaptığım araştırmada, DAŞDEMİR’in alışveriş yaptığı yerlere, hatta saç tıraşı olduğu berbere kadar parasını ödemediğini öğrendim. Personel dosyasına baktırdığımda üzerinde 20 civarında icra işlemi olduğunu gördüm.

İcra İşlemleriyle İlgili Birkaç Tespit

O günlerde şikayetler üzerine DAŞDEMİR’in icra dosyalarına bakma ihtiyacı hissettim. Bu icralara bakıldığında kişinin 15.835 TL civarında borçlarının yanında 125 lira, hatta 51 lira gibi hacizleri dahi bulunuyordu.  Son icrası 09/02/2016 tarihliydi ve 125.48 TL idi.  Hiçbir borcunu ödemeyen en ufak ödemelere bile haciz getiren bu şahsın  2016’dan sonraki yani şahsıma kumpas süreciyle birlikte belirgin bir biçimde rahatlayan maddi durumunun incelenmesi ve gelirinin sorgulanması gerekir kanaatindeyim.

Gelelim olaya! Olay savcılığa da aksedince Azerbaycanlı öğrenciye borç veren  kişi, trafik kazasında vefat eden öğrencilerin davası çıkışında gençlerin yanına gelerek DAŞDEMİR’den parayı aldığını, savcılıktaki şikayeti geri çekmeleri gerektiğini, aksi takdirde kendileri için iyi olmayacağını söylüyor. Öğrencinin ailesi ve arkadaşları bu tehditten korkmuş ve savcılıktaki şikayeti geri çekmişlerdir.

 Yapılan disiplin soruşturmasında; Soruşturmacı İbrahim KAYNAR’ın;  

“Yapılan soruşturma sonucunda sanığın banka hesabına gönderilen (Azerbaycanlı öğrenci Mahammad ALASGARLI’nın) harç parasını zamanında  yatırmayarak çıkar sağladığı, parasını gönderdiği halde yasal süresi içinde harç parası ödenmeyen yabancı öğrenciyi mağdur ettiği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır. Bu fiiliyle devlet memurluğunun yanında ülkenin itibarını da zedeleyen Sanık Sezayi Daşdemir’in DMK’nun  125/D-c maddesi gereği bir yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezasıyla tecziyesinin uygun olacağı düşünülmektedir” şeklinde yaptığı  değerlendirmeyle DAŞDEMİR disiplin cezası almıştır.  

Bu cezayı aldıktan sonra aşağıda bazı örneklerini sunduğum gibi şahsımı, soruşturmacıları  ve kendisine verilen cezaları onaylayan disiplin kurulu üyelerini Paralel Yapı mensubu olmak başta olmak üzere çeşitli şekillerde suçlamaya ve hakaret etmeye başlamıştır. Yazılı hakaretleri üzerine de tekrar soruşturmalar geçirmiş ve cezalar almıştır. Yabancı uyruklu öğrenciyi dolandırması sonucu aldığı cezada  ülkenin itibarını zedelediği de ifade edilmekteydi.  Aldığı ceza üzerine yaptığı paylaşımda:

demektedir. DAŞDEMİR  sosyal medya  hesaplarından hakkındaki  bu soruşturmayı yapan ülkücü kesimden olduğundan emin olduğum İbrahim KAYNAR adlı öğretim üyesini de FETÖ’cülükle itham ederek sıra sana da gelecek diye tehdit etmiştir. Yine  yabancı uyruklu öğrenciyi dolandırmanın sonucu aldığı ceza üzerine aşağıdaki paylaşımları yapmıştır.

Böyle bir kişilik,   bir taraftan gerçek hesabından diğer taraftan İlbeyli ve Beştepe gibi sahte hesaplardan yabancı  öğrenciler ve öğretim üyelerine  hakaretler ve iftiralar etmeye devam etmiştir.  Bu haysiyet celladının yolsuzlukla FETÖ’cülükle suçladığı resimdeki öğretim üyelerinin de kahir ekseriyetinin ülkücü ekolden olduğunu söylemeliyim! Şu iki paylaşıma dikkat ediniz:

Ülkücü olduğu iddiasında olan bu şahıs karşısında kim varsa FETÖ’cü diye saldırmakta bir beis görmüyordu:

DAŞDEMİR’e göre  kendine destek vermeyen karşısındaki ülkücüler ve solcular sözde ülkücü ve sözde solcuydu ve FETÖ çanağından beslendikleri için sıra onlara da gelecekti!

DAŞDEMİR, yukarıda sunduklarımıza benzer pişkinlikte sınır tanımayan  pek çok paylaşım yapmıştır. Cezayı onaylayan yüksek disiplin kurulu üyelerine de çeşitli iftiralar etmiştir:

Ak Parti’de  Şikayet Etti..

Bu dönemde,  AK Parti Uşak İl Başkanı ve Uşak Milletvekilleri hep beraber makamıma gelerek Sezayi DAŞDEMİR’in parti teşkilatına hakaret ettiğini, provakatif twitler atarak siyasi kavga zemini hazırlamaya çalıştığını, 07.09.2015 tarihinde attığı aşağıdaki twiti de ekleyerek şikayette bulundular.

Sezayi DAŞDEMİR’in yukarıdaki twitinde olduğu  gibi bir devlet memuru vakar ve haysiyeti ile bağdaşmayan, buraya almayı uygun görmediğimiz, sokak serserisi ağzıyla yapılmış çok sayıda yazılı paylaşımı bulunmaktadır.

İl başkanı ve milletvekillerinin yazılı şikâyeti üzerine Sezayi disiplin cezası almıştır. Ancak provakatif davranışları yönüyle de Uşak Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığımız suç duyurumuz ise kovuşturmaya yer yoktur kararıyla neticelenmiştir. Bu olaydan sonra benzeri hakaretleri daha da artıran şahıs hakkında yaptığımız benzeri suç duyuruları, Uşak Başsavcılığın himayesiyle kovuşturmaya yer yoktur şeklinde sonuçlanmıştır.

Bu süreçte yalnız olmayan Sezayi’nin Uşak Adliyesi ve Emniyetince  korunmaya alındığını ve hatta kışkırtıldığını açıkça müşahede ettim. Adliye ve Emniyeti  arkasına alan bir şebekeye karşı kim ne yapabilir? Zaten kendisi de ifadesinde;

 “17-25 Aralık sürecinden sonra Güvenlik Şube Müdürü soyadını hatırlamadığım Selahattin bey, benle irtibata girdi, emniyete davet etti ve akabinde Terör Şube’de Ayhan CEYLAN isimli müdürle bir toplantı gerçekleştirdik. Hatırladığım kadarıyla 2015 yılı Temmuz ayında yapılan bu toplantıda karşılıklı görüş alış verişinde bulunduk…”

diyerek Emniyet KOM’da isim, yer ve tarih vererek bu gerçeği ifade etmiştir. DAŞDEMİR mizacında  3-5 kişiyi organize ederek hakkımdaki dosyanın tekemmül etmesi için üstün gayret gösteren dönemin Uşak Kaçakçılık ve Organize Suçlar Müdürü Yılmaz YENER’i de burada anmadan geçmeyelim.  Devletin polisi bir çok suç iddiasına maruz kalmış ve mahkum olmuş şaibeli  bir kişiyle görüş alışverişinde bulunuyordu! Uşak Emniyet ve Adliyesi  Uşak Üniversitesindeki aklı başında profesör ve doçentlerle değil, bini aşkın personeli ile değil de niçin şahsıma husumeti  çok açık olan ve  üniversitenin en sorunlu  memuru ile temasa geçer? Üstelik de KOM Şube müdürlüğünde hakkımda dosya hazırlanırken Sezayi’nin verdiği ifadede isimleri geçenlerden, Sezayi’nin söylediklerinin doğru olup olmadığı sorulmamış ve araştırılmamıştır!  Adam o kadar güvenilirdir ki söylediklerinin tahkikine gerek görülmemiştir! Küçük bir tahkikat yapılsaydı iftiraları kolaylıkla anlaşılacaktı!   Bilerek isteyerek ve taammüden yapılmamıştır.  BU DAHİ TEK BAŞINA KUMPASIN AÇIK  DELİLİDİR! Bütün bunlardan dolayı şahsıma husumeti bulunan kişilerle, Uşak Emniyet ve Başsavcılığı’nın işbirliği içinde çalıştıkları ve amaçlarının üzüm yemek olmadığı ortadadır.

Sezayi önüne geleni ihanet şebekesi ile ilişkilendirmekten, ağır iftiralar atmaktan çekinmeyen bir karakterdir. İfadesinde FETÖ’cü olduklarını iddia ettiği Abdülkadir KÖKOCAK, Erkan DİNÇ ve Hakkı ODABAŞ başka üniversitelerde; Cengiz SOYKAN, Bilal SEZER, Ahmet COŞKUN, Zekeriya BATUR, Polat CAN, Mevlüt TERCAN, Osman Nafiz KAYA, İbrahim BULDUK, Hakan SERT, Cengiz TÜYSÜZ ve  İbrahim KAYNAR gibi pek çok saygın isim hali hazırda Uşak Üniversitesinde Öğretim Üyesi olarak çalışmaya devam etmektedir. İfadesinde bu kişilerle FETÖ’cü kadrolaşma yaptığım iddiasında bulunmaktadır. Kaldı ki bunlardan biri FETÖ’cü çıksa nasıl ben sorumlu tutulabilirim? Devletin istihbarat birimlerinin bilmediğini ben nasıl bilebilirim?

Sezayi DAŞDEMİR’le  Gazeteci Süleyman ÖZIŞIK ve  Yeğeni Ali ARASLI İlişkisi

Sezayi DAŞDEMİR verdiği  ifadede, yerel medyada da haber yapmak için Uşak Port sahibi Ali ARASLI’ya e-mail yoluyla belge gönderdiğini ancak Ali ARASLI’nın kendisini telefonla aradığını ve AK Parti il başkanı ile milletvekillerinin kendine rektör aleyhine haber yazılmamasını istediklerini bildirdiğini,  söylemiştir. Ancak ifadesinde geçmeyen bir başka husus daha vardır. Muhtemeldir ki Ali ARASLI, Sezayi ile Ankara’daki dayısı Süleyman ÖZIŞIK’ın görüşmesini sağlayarak aleyhimde  bir yayın yapması için tavassutta bulunmuştur. Şöyle ki:

Sezayi DAŞDEMİR 31 Ekim tarihli bir twitinde:

Paylaşımını yapmaktadır. İki gün sonra Sezayi DAŞDEMİR, ÖZIŞIK’ın aleyhimdeki   yazısını aşağıdaki şekilde paylaşmıştır:

Süleyman ÖZIŞIK Husumetinin Arka Planı

Olayın ayrıca şöyle bir arka planı daha vardır. Musa BİÇKİOĞLU’nun Uşak Üniversitesinde ilk kıblemiz Kudüs ile ilgili vereceği bir konferansa, hiç hesapta yokken Süleyman ÖZIŞIK da katılarak konferans vermek istemişti. Ancak daha önce ilan edilmiş bir konferansa, programda olmayan bir konuşmacının üstelik de para karşılığı katılmak istemesi etik değildi. Ayrıca   ÖZIŞIK’ın formasyonunun  ve birikiminin de Kudüs ve İsrail konusunda yeterli olmadığını düşünüyordum. Kendisine, önceden ilan edilmiş planlı bir programa katılmasının uygun olmayacağını  ve  talep ettiği parayı veremeyeceğimizi  nazikçe ilettim.

Hata mı Ettim?

 Bazıları benzer bir çok vakada olduğu gibi bu yaptığımın da hata olduğunu söyledi. Ne lüzum var hocam, kritik bir süreçten geçiyoruz, fütursuz biridir, zarar görürsün dediler. Para cebinden mi çıkıyor diyenler de çok oldu! Fakat benim uğruna hayatımı adadığım prensiplerim vardı.   Şayet böyle şeylere müsait olsaydım çıkar ve kumpas şebekesi ile paslaşırdım ve çoluk çocuğumu ortada bırakıp 907 gün FETÖ lekesi ile hapis yatmazdım!  Bu konularda küçük bir taviz verecek olsam doymak bilmeyen rant takımı ile baş etmemin mümkün olamayacağını, kimliğimi ve kişiliğimi kaybedeceğimi çok iyi biliyordum.  

Nitekim Süleyman ÖZIŞIK’ın yeğeni Uşak Üniversitesi MYO’da öğretim görevlisi olmak istiyordu.  Üniversite iş ve işçi bulma kurumu değildi. Öğrencinin karşısına olabildiğince yetkin hocalar çıkarmak, üniversitenin kalitesini yükseltmek  her şeyden önce biz rektörlerin vazifesiydi. Elbette ÖZIŞIK’ın yeğeni Uşak Üniversitesinde işe  giremedi!  Ancak meşhur bir gazetecinin araya girmesi ile Ardahan Üniversitesine Öğretim Görevlisi olarak başladığını, dönemin rektörü bana anlatmıştı.

 Bütün bunların karşılığı olarak,  bir zamanlar FETO meddahlığında  abartının zirvesine  çıkan    Süleyman ÖZIŞIK, bilgisiz, belgesiz ve delilsiz olarak şahsımı FETÖ’cü ilan etti!  Ancak, kendisine konferanslar verdiren, kamunun parasını kendisinden esirgemeyen  Uşak eski belediye başkanını Nurullah CAHAN’ı aşırı koruyucu ve övücü yazılar yazdığını, yolsuzluk iddialarını görmezden geldiğini  gördük!  Bir başka il hakkında belgesel çekip belediye başkanından büyük paralar istediğine dair başka iddialar da  vardır. Kendisine Para vermeyen başka bir  belediye başkanını  da FETÖ’cü ilan ettiğini duymuştum.  Nitekim Fatih TEZCAN’ın halen dolaşımda olan bir videosunu cezaevinden çıktıktan sonra izlediğimde hiç şaşırmadım. Çünkü bittecrübe yaşadım!  Buyurun inceleyin.

https://www.youtube.com/results?search_query=%C3%96z%C4%B1%C5%9F%C4%B1k+fatih

Kumpasları Sonucu Tutuklanmamı  İki Büyük Dana  Kurban Ederek Kutlayan Nurullah CAHAN!

İleride delilleri ile sunacağım gibi şahsıma kumpasın önemli aktörlerinden birisi de yalancı şahit Sezayi DAŞDEMİR’in yakın destekçisi Nurullah CAHAN’dır.  Basına aktardığı paralarla şahsım hakkında haysiyet cellatlığı yaptırmıştır.  Konuyla ilgili olarak sadece 2018 yılında ulusal medyaya aktardığı ve resmi çıkışı olan para miktarı 790 000 TL dir.

Tutuklanmam üzerine belediye binasının karşısındaki ara sokakta bulunan Uşak Et Galerisi adlı kasap dükkanı sahibi Necati YAR’dan iki büyük dana  alıp kestirerek kutlama yapmıştır. Nasıl olsa tosunların parası babasının cebinden çıkmıyor ya! Ankara’dan falan sendika başkanı geldi ve altı yüz kişilik akşam yemeği verdik diyerek düzenlenen faturaya, tosunların parasını da, belediye personellerinin her gün yedikleri öğle yemeklerinin parasını da eklersiniz olur biter!  Sendika’nın Uşak temsilcisi, biz ve üyelerimiz yemek filan yemedik, başkan, sabah çay simit ile kahvaltı yaptı, ardından Ankara’ya döndü dese de fark etmez!  Bunun gibi milyonları aşan nice harcama iddiaları… Gerçi bunlar devede kulak bile olmayan, adı anılmaya değmeyecek ve sadece yönetim anlayışını gösterecek olan iddialardır.  Bu yaşımda bir şey daha gördüm. bazıları kurban keserek Allah’a yaklaşırken, bazılarının kurbanı Allah daha doğrusunu bilir ya, cehenneme taşıyormuş!

Maalesef bu arsız  dava tüccarlarının  yiyip içip/talan ettiklerinin ceremesi Ankara’ya  kesiliyor. Bu istismarcıları milletimiz derin irfanı ile hemen fark ediyor ve usulsüzlüklerin komisyoncular eliyle Ankara’nın dehlizlerinde kaybolup gitmesinden endişe duyuyorlar. Anadolu’nun mütedeyyin damarı bin bir emekle bugünlere getirdikleri davanın böylece zarar göreceğinden ve yeniden 28 Şubatları yaşamaktan kaygı duyuyorlar. Bütün kaygıları ve gayretleri İslam dünyasında başarılı tek örnek olarak görünen büyük Türkiye projesinin çökmemesi içindir.

CAHAN’ın dar grupçuluk yaparak başladığı  Belediye Başkanlığı  sürecinin  vardığı nokta tam ibretlik bir vaka! Uşak halkının ve kentinin istikbalini ipotek altına alan korkunç borçlarla bırakılıp gitmek zorunda kalınan bir belediye başkanlığı makamı!

CAHAN yönetimindeki  eski belediye ve bağlı kuruluşlarından resmi ve gayri resmi yollarla ne kadar para çıkmış ve kamunun ne kadar zarara uğratılmış olduğunun yerindelik denetiminin de yapılarak araştırılması  gerekiyor. Böyle bir araştırma ile Uşak kamuoyu nezdindeki yaygın algının gerçekliği de  test edilmiş olacaktır.

CAHAN yönetimi hakkında İçişleri Bakanlığı Makamının 27.06.2019 tarih ve İNS:2019.64.1327 sayılı onayı, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığının  22.07.2019 tarih ve (24386049-679)-300 sayılı Özel Teftiş Görev Emri ile mülkiye müfettişlerince hazırlanan Özel Teftiş Kurulu Raporu dudak uçuklatacak cinstendir. Doğru olmamasını dilerim ama bu raporun üzerine gidilmemesi için, Nurullah CAHAN’ın çalmadığı kapı kalmadığı kulağıma geliyor. Bu bühtanlarla yaşayarak bir türlü normalleşemedim diyeceğin yere bizzat yargılanmayı talep etsen çok rahatlarsın sayın CAHAN.

Rabbime şükür halindeyim!  Neden biliyor musun sayın CAHAN?  Senin yönettiğin kadar bütçe yönettim ve kamuoyunda  zerre yolsuzlukla anılmıyorum. Çünkü haramzadelerle birlikte olmadım. Onlara hiç itibar etmedim. Yemeden ve kimseye yedirmeden Uşak Üniversitesini Türkiye’nin ve dünyanın sayılı kampüslerinden biri haline getirdim.  

ÖZIŞIK Şahsımı  FETÖ’cü İlan Edince  BİÇKİOĞLU Ne Dedi?

Aleyhimde yenilir yutulur olmayan bu yazının çıkması üzerine Kudüs rehberi Musa BİÇKİOĞLU’nu arayarak Süleyman ÖZIŞIK’ın aleyhimdeki yazısını anlattım.  Aralarının iyi olduğunu ve ailecek görüştüklerini biliyordum. Musa bey, Süleyman ÖZIŞIK ile  görüştükten sonra tekrar bana dönerek ÖZIŞIK’ın,  dosyayı Sezayi DAŞDEMİR’den aldığını söylediğini  ve  getirdiği dosyanın da aslı astarı olmadığını anladığını ifade etmişti! Ancak buna rağmen  ÖZIŞIK, Uşak Eski Belediye Başkanı Nurullah CAHAN ve eski başsavcı Mustafa GÜMÜŞ’ün şahsımı içeriye attırdıkları için  alkışlayan bir yazı daha kaleme almıştır. (https://www.internethaber.com/istifalar-ve-yalanlar-1812119y.htm).  Bu yazıya 6 yıl beraber çalıştığımız mesai arkadaşım BALTAOĞLU, her satırı ibretlik,  “CAHAN SEVDALISI SÜLEYMAN ÖZIŞIK’A AÇIK MEKTUP” başlığıyla gerçekleri ifşa eden bir cevabi makale yayınlamıştır (https://www.baltaoglu.net/guncel/200-cahan-sevdalisi-suleyman-ozisik-a-acik-mektup.html)

Dinime Küfeden!

Dinime küfreden bari Müslüman olsa derler ya, işte bu FETÖ mücahidi ÖZIŞIK’ın  17/25 Aralık’ın hemen öncesine kadar    aşırı abartılı FETÖ savunucusu olduğunu görüyoruz:


 

Üstelik bu paylaşımları yapan bugünün hızlı FETÖ mücahidi kesilen ÖZIŞIK aleyhimde yazdığı yazıda somut hiçbir delil ortaya koymadığı halde,  2001-2002 yıllarında FETÖ ile bağlantılı olanlardan hesap sorulurken şahsımdan niçin hesap sorulmadığını soruyor!

 Bu bir hokkabazlık değil de nedir? Kendisinin 2012/2013 ‘deki paylaşımları ve bağlantısı dolayısıyla hesap soruldu mu ki 2001-2002 yıllarında FETÖ ile bağlantılı olanlardan hesap sorulduğunu iddia edebiliyor. Bu nasıl bir izansızlık, bu nasıl bir vicdansızlıktır.   Her şeyden öte böyle bir yaklaşım bütün ülkeyi kriminalize  etmek ve dolaysıyla   FETÖ’nün emellerine hizmet etmek değil midir?   Kendisinin abartılı FETÖ yardakçılığı yaptığı sözleri şöyle dursun, 17/25 Aralık öncesi dönemlerde az da olsa  FETÖ’yü övdüğüme dair ufacık bir  söz söylemiş olsaydım,  yeri göğü inleterek haber yaparlar ve böyle bir sözü sağır sultana bile duyururlardı!  

Süleyman ÖZIŞIK’a  yazı sipariş eden Sezayi DAŞDEMİR  aşağıdaki twette görüldüğü üzere bu tür yazıların kendileri tarafından para karşılığı çıkartıldığını itiraf ediyor! Bu tür iddialar ondaki suça eğilim anlamındaki küstahlığı, saygısızlığı  ve pervasızlığı gösteriyor.

Tutuklandığımda ise Sezayi DAŞDEMİR:

paylaşımını yapacaktır. Ancak tıpkı tutuklanacağımdan ve gizli dosyamdan Murat KOPARAN’ın haberi olduğu gibi cezaevinden Uşak Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığım tahliye dilekçesinden bile ilginç bir şekilde  haberi olduğunu görüyoruz:

Yaptığı tetikçiliğe bir ödül olarak, şahsımın tutuklanmasından sonra hakkında açılan soruşturmaların, aldığı cezaların, suç duyurularının yetkililerce kapatılması ve kaldırılması üzerine:

paylaşımlarını yapacaktır.

Ali Galip BALTAOĞLU’nun kumpasa karşı yazdığı makalelere karşılık gerçek hesabından sözde gizli soruşturmanın tapelerini  yayınlamakla tehdit edecek kadar pervasız ve soruşturmayı bilen konumundadır!  KOM, TEM ve istihbarat gibi emniyet birimleri ile beraber çalıştığı açıkça ima ediyor. Bu yayınıyla sanki tapelerde bir delil  varmış gibi algı oluşturmaya devam ediyordu.  

Yaptıkları kumpası deşifre etmeye çalışan Uşak Sivil Toplum Kuruluşlarına ve Siyasilerine karşı da twitler paylaşmıştır:

Terör Savcısı Bahadır SAKAOĞLU ile Sezayi DAŞDEMİR’İN İlişkisine Dair Bir Başka Delil

Aşağıdaki sosyal medya hesabı terör savcısı Bahadır SAKAOĞLU’na  aittir ve arkadaşları arasında Hasan Rıza İLBEYLİ (Sezayi DAŞDEMİR) açıkça görülmektedir.  

Provokatör memur Sezayi DAŞDEMİR, aşağıda örneğini sunduğumuz yayınlarla   FETÖ üzerinden terör estirerek gün oldu T tipi sekiz kişilik koğuş resmi yayınladı. Gün oldu, öğretim üyelerini adınız bir gün tabeladan inecek diye tehdit etti. Üniversitede terör estiriyor öğretim üyelerine  sizi tutuklatırım tehdidinde bulunuyor,  görevden ihraçlarda  ben yetkiliyim mesajı veriyordu!   

Bütün bunlar emniyetin ilgili birimlerinin, başsavcı Mustafa GÜMÜŞ’ün ve Ağır Ceza Heyeti’nin itibar ettiği adamın itiraf niteliğindeki yayınlarıdır.

Kumpası çözmek   son derece kolaydır. Kendilerine verilen yetkiye ihanet eden devlet görevlilerini, şaibeli memur DAŞDEMİR ile ilişkiye girenler üzerinden tespit etmek mümkündür!  

Bir Hukuk Garabeti Müşteki mi Tanık mı?

İşte değerli okurlar yukarıda özet olarak anlatmaya çalıştığım gibi şahsıma husumeti oldukça açık olan memur Sezayi DAŞDEMİR, Ağır Ceza Mahkemesinde tanık olarak dinlenmiştir. Üstelik DAŞDEMİR, bu davada resmi olarak müşteki(şikayetçi) konumundadır. Mağdur olduğunu söyleyerek hakkımda iddialarda bulunup,  şikayetçi olan DAŞDEMİR, mahkemede tanık yapılmıştır  

Hukuk dilinde tanık, muhakeme konusu olay hakkında duyuları vasıtasıyla öğrendiklerini aktaran ve uyuşmazlığın konusunu oluşturan olayın tarafı olmayan, üçüncü kişi olarak tanımlanmıştır. Bir kişinin tanık olabilmesi için, HMK 240/1 maddesi gereği, davanın tarafı olmaması şarttır.

CMK’nın 236/1 hükmünde yer alan “Mağdurun tanık olarak dinlenmesi halinde, yemin hariç, tanıklığa ilişkin hükümler uygulanır” şeklindeki düzenleme, münhasıran mağdurun dinlenmesinde, tanığın dinlenmesine ilişkin usul hükümlerine atıfta bulunmakta olup; mağdurun “tanık” sıfatıyla dinleneceği şeklinde yorumlanmamalıdır (Neslihan GÖKTÜRK: Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX, Y. 2016, Sa. 1 Sayfa:373-374). Dolayısıyla Sezayi DAŞDEMİR  tanık sıfatına sahip olmamasına rağmen tanık yapılmıştır. 

DAŞDEMİR’den Tanık Olursa!

Davada müşteki olan DAŞDEMİR gibi bir mizacın tanık olamayacağını bilmek için Hukuk Fakültesini bitirmeye, yılların hukukçusu olmaya, Başsavcı ve  Ağır Ceza Reisi olmaya gerek var mı? Ancak mahkeme başkanı Ulaş BURAN, üyeler Sinan ÖZBEK ve Cihan ÖZSOY’un kararı ile DAŞDEMİR tanık yapılmıştır. O kadar ki yargılandığım ilk duruşmada DAŞDEMİR, yanında bir gençle beraber boş mahkeme salonuna, oradan da hakim odalarının bulunduğu bölüme  geçiyor.  On dakika  sonra  geldiği gibi mahkeme salonundan dışarı çıkıyor. Sonra da hakimler salona gelip yargılamayı başlatıyorlar.    

Yazılarımda delilleri ile ispatladığım gibi yaşadığım sürecin tamamında malesef iliksiz cübbeler ve  rütbeler  paravan olarak kullanılmış, olmazlar oldurulmuş ve bir seri hukuk cinayetleri işlenmiştir.  Düşünün şikâyetçi konumunda bir iftiracı var ve bu iftiraların  sahibinin  kendi iftiralarına tanıklık yapması garabeti!   

Bu olay büyük şair Necip Fazıl Kısakürek’in Sakarya türküsündeki dizelerini aklıma getirdi:

               Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!

               Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

               İftira etmek, kumpas kurmak, kumpasçı başsavcı olmak, Yassıada mahkemeleri misali savunma haklarının görmezden gelindiği, delillerin toplanmadığı, tanıkların dinlenmediği bir  mahkeme heyeti önünde  yargılanmak ve bunun bir bedelinin olmayacağını düşünmek,  benim aklımın alacağı bir şey değildir. Ayrıca, benim dava arkadaşlarım ve hangi partiden, hangi siyasal akımdan olursa olsun kültürüne ve irfanına güvendiğim, yetki sahibi olan milletimin aziz fertleri  buna nasıl izin verdi anlamakta zorlanıyorum.

               Evet sinsi FETÖ ile büyük bir imtihana tabi tutulduk. Ancak bir iç savaş ve kaos yaşamadık Elhamdülillah. 15 Temmuz ihanetinden sonra dört yıl geçti. Bu süreçte maalesef FETÖ bahane edilerek,  Anadolu’nun mütedeyyin kesimlerini küstürmenin gayreti içinde olan bir stratejiyi izleyenler oldu. İster istemez tabanda küskünler çoğaldı.   Art niyetli bu stratejiye destek veren çürük elmaların bir an önce  temizlenmesi ve mütedeyyin insanlarımızın gönüllerinin alınması elzemdir.   

               Bu bölümü Bilge Muvahhit Aliya’nın ülkesindeki kaos ortamında söylediği şu sözleri   dikkatlerinize sunarak sonlandırıyorum. 

“Görüyorsunuz, Allah bizi zor bir imtihandan geçiriyor. İnsanlarımız boğazlanıyor, kadınlarımız ve çocuklarımız öldürülüyor, camilerimiz yıkılıyor; ama biz ne onların kadınlarını ve çocuklarını öldürmek ne de kiliselerini yıkmak istiyoruz. Bunu yapmak istemiyoruz; çünkü, bazı istisnalar olsa da, bu bizim tarzımız değil. Çünkü aklı başında ve dürüst insanlarız. Aslında herhangi bir kutsal nesneyi tahrip etmemiz bizlere sarih bir şekilde yasaklanmıştır. Ve buna saygı gösterdiğimizde, kiliselere ve diğer dinlere saygı gösterme iradesini ortaya koyduğumuzda, Kutsal Kitabımıza dosdoğru bir biçimde ve harfiyen uymuş oluyoruz. Bu bizim zaferimizin anahtarıdır. Allah'ın yardımıyla kazanacağız, çünkü muayyen yasalara uyacağız.”

             İnananlar   bilmeliler ki Kutsal Kitabımıza dosdoğru bir biçimde ve harfiyen uymak zorundayız.  Ancak muayyen yasalara uyarak  FETÖ tüccarlarının, ve bilimum hainlerin temizlenmesi, mümkündür. Güç yalnızca “Allah(c.c.)’ındır!  Gücü kendinde gören FETÖ hainleri Allah adıyla kandırdıkları,  kitaba, muayyen yasalara , yani  Sünnetullah’a uymadıkları  için takla atmış rezil ve zelil olmuşlardır.  Yüce Allah kurdukları tüm tuzakları bozmuş  ve kendilerine çevirmiştir.  Adaletle oynayanlar bilerek bilmeyerek FETÖ’ye hizmet etmektedirler.    Oysa yüce Rabbimiz, “Allah'ın âyetlerini inkâr edenler, haksız yere peygamberlerin canlarına kıyanlar ve adaleti emreden insanları öldürenler (yok mu), onlara acı bir azabı müjdele!” demektedir. Adaleti emretmekle ve uygulamakla görevliyiz.  

Rabbimin bizleri adaleti emreden ve adaleti uygulayan muayyen yasalara uyanlardan eylesin.(amin)

Güncelleme Tarihi: 25 Eylül 2020, 13:11

Kazım ŞEN

banner600
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER