TERÖR SAVCISI İLE VOLKAN TURAN’IN İFTİRAYA AZMETTİRME ÇALIŞMALARI

TERÖR SAVCISI  İLE  VOLKAN TURAN’IN    İFTİRAYA AZMETTİRME ÇALIŞMALARI
banner628
banner601

Sevgili okuyucular  www.usak tv’de bildiğiniz gibi şahsıma kurulan kumpası açıkça deşifre ettim. Ancak  iki konunun belgelendirilmesi itibariyle    eksik kaldığını fark ettim.  Bunlardan ilkini yayınlıyorum. Diğerini üç beş gün sonra “KOM’da Pişirilen   İfadenin FETÖ Çatı İddianamesi’nde Kullanılması”  başlığıyla sunacağım.

Evet, yazı dizimizde söylem olarak çokça ifadeye koyduğumuz Volkan TURAN adlı üniversite personelinin eylemlerini belgeleriyle  ortaya koyalım.

Başsavcı Mustafa GÜMÜŞ ve ekibi, sadece beni değil,   şebekenin kumpas hazırlıklarını kamuoyuna mâl eden Öğretim Üyesi Ali Galip BALTAOĞLU’nu da  tutuklama hazırlıkları yapmaktadır. Ancak gerekli ve ikna edici bir delile de ulaşamamışlardı. Bu yüzden sonuç alıcı bir dizi suç icat etmekten başka bir çıkar yolları da yoktu. Yaptıkları çok sayıda delil karartma  ve suç uydurma  girişimlerine verilecek örneklerden birisi de FETÖ sanığı yapılan  Kenan AKARBULUT’un maruz kaldığı  baskılardır.

Neden Kenan AKARBULUT?

Kenan AKARBULUT, iyi bir matematikçi ve geometricidir. Terör savcısı Bahadır SAKAOĞLU’nun kızı da dahil olmak üzere Uşak’ta önde gelen pek çok kişinin  çocuğuna üniversiteye hazırlık  kursu vermektedir. AKARBULUT’un geçmişinde cemaatin eğitim kurumlarında çalıştığı   bir dönem vardır. Şöyle ki;

AKARBULUT yıllar önce   Uşakta Cemaate ait Üftade ismiyle bilinen dershanede  Matematik Geometri öğretmeni olarak görev yapmıştır.  Daha sonra   İzmir Körfez dershanesinde çalışmış, oradan da Kazakistan’daki okullarına gönderilmiştir.  Bir süre sonra  eşinin Uşaklı olması dolayısıyla    tekrar Uşak’a dönmek istemiş ancak     bu talebi cemaat tarafından kabul edilmemiştir   Bunun üzerine   istifa ederek onlara rağmen Uşak’a gelmiştir  Yani cemaat denilen yapı  FETÖ olarak tanımlanmadan çok önce  bunlarla  yolunu ayırmıştır.   Uşak’a döndüğünde de hain ilan edilmiş, onunla hiçbir mahremin paylaşılmaması hususunda cemaat mensupları uyarılmıştır.   Nitekim AKARBULUT’un mahkemesinde, bir FETÖ şüphelisi,  FETÖ’nün AKARBULUT’a düşmanlığına dair  tanıklık da etmiş!  

            AKARBULUT Uşak’a döndükten sonra   ,  2008/2009 yıllarında özel dersler vererek geçimini sağlamış. Bir müddet  FETÖ’ye  rakip  bir dershane olan   Final Dershanesi’nde çalışmış. Ancak duygusal olarak bu yapıdan kopmuş olsa da geçmişten gelen kişisel ilişkilerinden bazılarını doğal olarak muhafaza etmiş. O yapının içinde birkaç samimi arkadaşıyla ilişkisi devam etmiş.

AKARBULUT,  Uşak Üniversitesi’nde 2012 yılında öğretim görevlisi oldu. Bir çok ülkede yaptığımız gibi Kazakistan’ın başarılı  öğrencilerini de Uşak Üniversitesine kazandırmak amacıyla  sınav yapmak üzere Kazakistan’da görevlendirdiğimiz arkadaşlar arasında AKARBULUT da vardı.   Burada amacımız yurt dışından mümkün olduğunca çok öğrenci getirerek Uşak Üniversitesini uluslararası bir üniversite yapmak  ve Uşak şehrinin kültürel ve ekonomik hayatına katkıda bulunmaktı. Sınavlarımızı o ülkelerde yaparak iyi öğrencilerin gelmesini sağlamayı amaçlamıştık.      Kazakistan’dan o yıl ancak 3 öğrenci gelmiş olsa da maalesef bu durum kumpasçılar tarafından istismar edilen bir husus oldu.  Ayrıca AKARBULUT’un   Ali Galip Hoca ile samimiyeti ve yakınlığı da onu  FETÖ torbasına eklemek için iyi bir fırsat olarak görüldü. 

Kumpasta Delil  Oluşturma Sürecini Başlatılıyor

Öğretim Görevlisi Kenan AKARBULUT,  Terör Savcısı Bahadır SAKAOĞLU’nun operasyonuyla 10 Ekim 2016 tarihinde gözaltına alınarak tutuklandı.  Bu tarihten 10 gün sonra Savcı’nın  talebi üzerine AKARBULUT cezaevinden getirilerek ifade alma sırasında, yasal zorunluluk  olduğu halde Avukatının da olmadığı bir ortamda SAKAOĞLU’nun odasına getiriliyor.  4-5 saat boyunca savcı tarafından psikolojik baskı uygulanıyor. Şahsıma husumeti açık olan  Öğretim Üyesi  Volkan TURAN da  odaya gelerek Savcı ile birlikte AKARBULUT’u iftiraya ikna seansı yapılıyor.     

Kenan AKARBULUT Kumpası HSYK’ya   ihbar Ediyor

AKARBULUT 30 Mart 2017’de Cezaevi Müdürlüğü vasıtasıyla Hakimler Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) dilekçe göndererek başına gelenleri şöyle anlatıyor:

“…2015/2016 öğretim yılında kızı Başak SAKAOĞLU’nun üniversite sınavına hazırlanması aşamasında yardımcı olduğum için kızının hafta sonunda “Baba hocamı tutuklamışsınız” ifadesi üzerine fark ettiğini ve yardımcı olmak için çağırttığını söyledi….”

“… saat 16:00 ile 16:30 arasında bir ara cep telefonun ekranına bakıp bir şeyleri inceledi. Muhtemelen gelen bir mesajı inceledikten sonra, bir iki dakika içinde özel kalemini arayarak “bekleyen var mı?” dedi. Gelen cevaba göre içeri gönder, dedi. İki dakika sonra içeri Uşak Üniversitesinde görev yapan Yrd.Doç. Dr. Volkan TURAN girdi.

Volkan bey üç yıla yakındır tanıdığım, ailece görüştüğüm, 1.5 yıla yakın aynı apartmanda oturduğum, birisidir. Bazı geceler geç saatlere kadar konuştuğumuz,  genellikle dinleyici konumunda olduğum sohbetlerde üniversite içinde veya üniversitede  çalışan şahıslar  hakkında duyduğunu söylediği olayları kendi yorumu ve bakış açısıyla anlatan birisidir. Kendisinin üniversite İngilizce sınavında  kopya çektiğine dair soruşturmadan dolayı  Rektör Sait Çelik’e yine üniversitede görevli Yrd. Doç. Dr. Ali Galip Baltaoğlu’na husumeti olduğunu defalarca ifade etti. Soruşturmada kendisi  aleyhinde ifade veren herkesten hesap soracağını  anlatırdı.

Volkan bey içeri girince Savcı beye selam verdikten sonra bana sarılarak üzüldüğünü söyleyip, Başsavcılıktan savcı beyden görüşmeyi ayarlamasını istediğini, daha sonra görüşme izni almak için Ankara’ya gittiğini, buradan izin alarak tekrar döndüğünü söyledi. Sonra başsavcıya durumu ilettiğini ve görüşmeyi ayarladığını,   bunun benim son şansım olduğunu söyledi. 

Daha sonra “REKTÖR SENİ SATTI” “ALİ GALİP SENİ SATTI” “Alparslan seni sattı” gibi ifadeler kullanan Volkan Bey, “HEPSİ SENİN İSMİNİ VERDİLER, SENİ KURBAN SEÇTİLER,” dedi.  Böylece beni yönlendirmeye çalışmaya başladı.

Volkan Bey daha sonra Savcı Bey’e, “daha önce size anlattım ya” diye ifadeler kullanarak üniversite  içinde olduğunu söylediği dava ile FETÖ/PDY ile alakalı veya alakasız birçok olayı gündeme getirdi. Bunları anlatırken daha önce uzun uzun konuştukları ve bu görüşmenin planlı olduğu hissediliyordu.

Bu süreç zarfında rektör Sait ÇELİK hakkındaki olaylar üzerinde durdular.  Benim bunları tasdiklemem noktasında bana bakarak “demi Kenan Hocam” gibi ifadeler kullandılar. Bende Volkan Bey’in bana anlattıkları dışında fazla bilgim olmadığını, Volkan Bey’in daha çok şey bildiğini ifade ettim.  Bunun üzerine Savcı Bey, ben Volkan Hoca’nın da  ifadesini alacağım dedi.

Konuşmaların sonunda Savcı Bey, “hocam sen  özellikle rektör bey ve üniversite yönetimi hakkında kafanı toparla, bir düşün, Perşembe ifade vermek istiyorum diye bir dilekçe ver. Cuma günü ifadeni almak için çağırtacağım,” dedi.

Volkan Bey gelmeden önce Savcı “hocam ben seni anladım, Kimsenin hakkına girmek istemiyorsun. Fark ettim.  Kafandakileri topla,DUYMUŞSUN, BUNLAR KONUŞULUYOR” GİBİ İFADE VERSEN DE YETER,” demişti.

Bu sırada Rektör Bey’in, 15 Temmuz ile ilgili attığı tivitleri cep telefonundan açıp Volkan Bey’e göstererek “kendini bunlarla kurtaracağını zannediyor” dedi.  Daha sonra bana dönerek “Hocam sen ne ifade verirsen ver ben seni çıkaracağım, buradan çıkınca sen, ben hemen başsavcıyla konuşup, tutuksuz veya adli kontrol şartıyla serbest bırakılmanla ilgi karar çıkartacağım, yeter ki sen kafanı toparla, biraz işimi kolaylaştır” dedi. Arkasından 17.30/17.45 arası odadan çıktık. Volkan Bey bana sarıldı. Tekrar Uşak Cezaevine götürüldüm.

28.10.2016 tarihinde ifade için tekrar savcılığa getirildim. İfade vermeye başlamadan önce savcı Bahadır Bey,  “Volkan Hoca mesaj attı!  Ben de geleyim mi dedi.  Yok ben hallederim dedim,” dedi.  İfadem alındıktan sonra tekrar Uşak cezaevine götürüldüm.

24.10.2016’da yaptığımız görüşmede özelikle Volkan TURAN’ın ifadeleri ile ortaklaşa/önceden planlanmış bu görüşmede söylenenler ve yapılan yönlendirmeler, ETKİN PİŞMANLIK haklarından daha çok kendi hedefleri doğrultusunda ifade vermeye yönelik bir çok cümle vardı. MANEVİ BASKI UNSURLARININ DA KULLANILDIĞI BU CÜMLELERDE AÇIK BİR ŞEKİLDE, REKTÖR SAİT ÇELİK, ALİ GALİP BALTAOĞLU VE  ÜNİVERSİTE YÖNETİMİNİN FETÖ/PDY İLE BAĞLANTILIYMIŞ GİBİ, BUNLARI DUYMUŞUM GİBİ DAVRANMAM NOKTASINDA OLDUĞU İMAJI BELLİ oluyordu.

28.10.2016 tarihinde alınan ifademde bu şekilde beyanda bulunmadığım ve istenilen doğrultuda ifade vermediğim için Savcı bey çok sinirlendi. Bunu hareketleriyle yansıttı…”

   

  İkinci Dilekçe ve Apaçık Gerçekler.

Kenan AKARBULUT, Savcı Bahadır SAKAOĞLU tarafından alınan  ifadesinde  söylediklerinin, çarpıtılmış olarak yazılmış olduğunu iddianamesi ortaya çıktığında fark ediyor. İlk dilekçesine de cevap gelmeyince HSYK’ya bir dilekçe daha yazıyor ve yaşadıklarını teferruatıyla ifade ediyor. Verdiği ikinci dilekçede   korkmuş olduğu  belli oluyor.  Yaşadıklarından ve yaşamaya devam ettiği hakikatler karşısında korkması son derece doğal. Duygusal çekingenliği satırlarına yansımış.

AKARBULUT’un  HSYK’ya 14 Ağustos 2016 Tarihi’nde yazdığı ikinci dilekçesindeki korku dışındaki  psikolojisi şu: “Devlet beni ciddiye almadı!  Galiba yalan söylediğimi sandılar!”  Tekrar el yazısıyla beş sayfa boyunca yaşananları daha detaylı bir şekilde anlatarak başına gelenlerin gerçek olduğunu izah etme çabasına girişmiş. Savcı’nın kendisiyle paylaştığı  bazı özel bilgilere de yer veriyor ve savcı söylemese ben bunları nereden bilebilirim.! Lütfen inanın bana demek istiyor! İkinci dilekçe şöyle:

“BURHANİYE  T Tipi KAPALI CİK MÜDÜRLÜĞÜ ARACILIĞIYLA,

HÂKİMLER VE SAVCILAR KURULU (HSK) BAŞKANLIGINA,

ANKARA

30/Mart/2017 tarihinde kurumunuza yazdığım dilekçemle ilgili olarak bir dönüt olmadığı için tekrar bazı konuları ayrıntılı olarak anlatmam gerektiği kanaati oluştu. İzah edeceğim bu olaylar sonucunda mağduriyetim devam etmektedir.

24/Ekim/2016 tarihinde Uşak E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan Uşak Adliye Sarayındaki Cumhuriyet Savcısı M. Bahadır SAKAOGLU Bey’in odasına götürüldüm. Cezaevi Müdürlüğünde giriş - çıkış kayıtları, kamera kayıtları ve hazır bulundurulmamla ilgili evrak kaydı vardır.

Jandarma Kolluk Kuvvetinde görevli olan kişiler Savcısı M. Bahadır SAKAOGLU Bey’in odasında kelepçeleri çıkarıp odadan çıkınca Savcı Beyle yaklaşık 2 saat kadar odada yalnız görüştük.

30/Mart/2017 tarihli dilekçemde de belirttiğim gibi kızının üniversite sınavına hazırlık aşamasında Matematik Geometri dersleri konusunda yardımcı olmamdan dolayı kızının hafta sonu “Hocamı da tutuklamışsınız” ifadesi üzerine fark ettiğini ve yardımcı olmak için çağırttığını söyledi.

Bundan sonra Cumhuriyet Savcısı Bahadır SAKAOĞLU Bey benim 2008 yılına kadar çalıştığım dönemde "Hizmet Hareketi” olarak isimlendirilen şimdi "FETÖ/PDY silahlı terör örgütü" olarak tanımlanan ve anılan yapıyla ilgili olarak bu kişilerin "ERGENEKON DAVALARI" sürecinde kendisiyle uğraştığını ve yaşadığını söylediği olayları anlatmaya başladı. Sonra İphone cep telefonunun fotoğraflar bölümünü açtı. Ergenekon dava sürecinde dosyaya delil olarak konulmuş bir DVD  fotoğrafını göstererek: "Bu DVD'de benimle ilgili şunlar yazılmış bak" diyerek diğer fotoğraflara geçmeye başladı.

A4 kâğıdı boyutundaki bir sayfada 10 küçük resimle ilgili olarak "Kardeşim Özel Harekâtta bir bayan arkadaş misafir olarak geldi. Havalimanından alıp arabamla göl kenarına kadar gidip orada çay içtik. Bunu başka bir aracın içinden kameraya almışlar. Sonra da delil diye koymuşlar" dedi: "Ama bak altında yazıyor: Suç unsuruna rastlanmamıştır. Delil teşkil etmez  bu, dedi.

Ondan sonra bununla ilgili Sabah Gazetesinin ilk sayfasının altındaki haberin fotoğrafını gösterdi. O dönem  başsavcının kendisi ile uğraştığını bunun sonucu Uşak ve Kars'a sürüldüğünü anlattı. “Bu kişiler benimle uğraşmaya devam ettiler. Bir trafik kazasına karışmıştım, İzmir de. Duruyorken bir araba arkadan çarptı. Karşı taraf kusurluydu. Mahkemenin olduğu sıralar başka işlerim olduğu için gidemedim. Beni kusurlu gösterip 6 ay 1 gün ceza verip ertelemişler. Kabul etmedim. İtiraz ettim. Çünkü eğer sonradan onanırsa diğer dosyadan da ceza aldığımdan ihraç edilecektim. Sonuçta temyiz de haklı olduğum ortaya çıktı” dedi. “Böyle nasıl irtibata geçiyorlar ”diye sordu.

Bu ayrıntıları benim araştırarak özelliklede 10 (on) aydır tutuklu iken ulaşmanın imkânsız olduğunu takdir edersiniz. Savcı bey hayatından bu kadar ayrıntılı bahsetmesi beni öncelikle şaşırttı. Fakat konuşma ilerledikçe ve sonraki zaman diliminde olanları düşündükçe beni bir şeye ikna edebilmek için samimi olduğunu göstermeye yönelik bir hareket olduğunu anladım.

İlk aşama Savcı Bey'in samimiyeti, kinle hareket etmediği ve aynı zamanda mağdur olduğunu anlatma aşamasıydı. İkinci aşamada Savcı Bey aslında Hizmet Hareketinin tamamına ayni gözle bakılmaması gerektiğini samimi grup dışında perde arkasındaki gruplardan biraz söz etti. Ondan sonra Hükümet - AKP ve Cemaat arasında bilgi, edinim ve düşüncelerine dayalı bazı şeyleri anlattı.

AKP’nin Cemaatin kendisine engel olmasından endişe ederek önünü kesme ihtimalinden dolayı çıkar çatışması yaşamaya başladığı, buna önlem almak içinde Cemaat içine eleman yerleştirdiğinden bahsetti. Bazen de cemaat içinden insanları kendi safına çektiğini söyledi.  Bu kişiler vasıtasıyla cemaate gidip-gelen herkesi fişlemeyi amaçladığından söz etti………”

Bir Paragraf Çıkardım

Sevgili okuyucular burada bir paragrafı çıkartıyorum. Zira Türkiye Cumhuriyeti Savcısı’nın söylememesi gereken devlete bühtan olacak  bazı sözler  sarf ettiği görülüyor.  Bu sözler   Devlete güveni ortadan kaldıracak, Devlet düşmanlığına meşruiyet kazandıracak şekilde maksadını aşan sözlerdir.  Bu konuyu,  belge-dilekçeyi   uhdesinde  bulunduran  Adalet Bakanlığı ve HSK gibi birimlere havale ediyorum. Dilekçe şöyle devam ediyor:

“Daha sonra Başsavcılık makamından Başsavcının incelediği bir dosyayı istetti. Başsavcının bilgisi dâhilinde gelen "GİZLİ" ibareli dosyada Yalova’da görevli muvazzaf bir askeri personelin 69 kişi hakkında yapı üyesi olduğuna dair ifadesi vardı. Bazı yerler bana okuyup 2 veya 3 ismi tanıyor musun diye sordu.

            Ondan sonra Milli Eğitimde öğretmenlik yapan Boğaziçi Matematik mezunu bir öğretmenden bahsetti ve ” Ağlayarak ifade verdi. Şu koltukta oturdu. 23 yılımı yediler dedi. Çok üzüldüm.” dedi. Tanıyıp tanımadığımı sordu. Boğaziçi Matematik mezunu bir tek "İbrahim Yıldız’ı tanıyorum.” dedim. "Evet. O” dedi. Sonra anlattıklarından bahsetti ona da elimden gelen yardımı yapmaya çalıştım” dedi.

Sonra üniversiteye nasıl geçtiğimi, bir kişi üniversiteye nasıl geçer, nasıl kadroya alınır diye sorunca ben de anlattım. Daha sonra üniversite tarafından bana verilen ek görevlendirmeleri sordu. Hepsini anlattım. Bunları “Cemaat mi istedi, cemaat lehine mi kullandın” diye sordu. Bende 2008'den sonra cemaatle irtibatım olmadığı sadece bir kaç eski arkadaşımla insani ilişkilerimin olduğunu söyledim, 2008'den sonra Cemaatle aram bozuk dedim.

Bunlardan sonra rektör  Sait Çelik, üniversite yönetim kadrosu ve Yrd. Doç. Dr. Ali Galip Baltaoğlu hakkında sorular sordu. Cemaatle bağları var mı” dedi. 30 Mart 2017 tarihli dilekçemde ifade ettiğim şeyleri söyledim. "Yok, bak Rektör Pennsylvania’ya gitmiş hem de iki defa diyorlar. Sen duymadın mı  dedi, “Haberim yok, net bir bilgi değil, öyle söyleniyor ama kesin olan bir şey değil.” Dedim

Biraz daha konuştuktan sonra "HOCAM BEN SENİ ÇOK İYİ ANLADIM. SEN KİMSENİN HAKKINA, GÜNAHINA GİRMEK İSTEMİYORSUN, KUL HAKKINA GİRMEM DİYORSUN  AMA DUYMUŞSUN GİBİ İFADE VERSEN DE OLUR. BANA YETER “ dedi.

Sonra yine 30/Mart/2017 tarihli dilekçemde belirttiğim gibi üniversitede görevli Yrd. Doç. Dr. Volkan Turan’ı içeri çağırttı. Onunla önceden ne konuşacakları ve soracaklarına dair görüştükleri konuşma ilerledikçe açıkça belli oluyordu. Volkan Turan görüşmeyi ayarlamak için Başsavcı Beyle görüştüğünü sonra Ankara'ya giderek izin alıp geldiğini söyledi. Daha önceki görüşmelerimizde zaten istihbaratla bağlantısı olduğunu defalarca söylemişti. “Görüşmeyi öyle ayarladım. Bu son şansın dedi“  Ankara'dan aldığı izinlerden birinin MİT’ten olduğu ifade etmeye çalışıyordu.

Volkan Bey; ailemi, çocuklarımı ve onların özel eğitime ihtiyacı olduğunu da bildiğinden duygusal baskı yaparak eşimin ve çocuklarımın bana ihtiyacı olduğunu vurguladı. Türkiye’nin neresine gidersem gideyim 10-15 özel öğrencisi ayarlayabileceğimi ve geçimimi sağlayabileceğimi” söyledi. Yani "SEN BİZİM İSTEDİĞİMİZİ VER, BİZ SENİ SERBEST BIRAKALIM. İZİNİ KAYBETTİRİRSİN. BAŞKA BİR ŞEHİRDE HAYAT KUR.” demek istiyordu.

Ondan sonra anlatmamı istedikleri birçok konuyu onlar anlattı. Üniversite içinde yaşandığını ifade ettikleri birçok olaydan bahsettiler. Görüşme bitince koridorda Volkan Turan ve savcı Bey beni yolcu ederken Volkan Turan bana sarıldı. 30 Mart 2017 tarihli dilekçemde de bahsettiğim gibi ifade vermem istendi. Adliye kamera kayıtlarında giriş çıkış ve koridor birlikte olduğumuz kontrol edilebilir…”  Diye dilekçesine devam etmektedir.

Kenan AKARBULUT 10 Ekimde gözaltına alınmış, 14 Ekim’de tutuklanmış, 21 Ekimde savcının odasında iftiraya ikna edilmeye çalışılmış, 28 Ekim’de tekrar ifadeye çağrılmıştır. İkinci ifadesi alındığı sırada  Savcı, AKARBLUT’un  Avukatı vasıtasıyla eşinin de gelmesini istemiş ve AKARBULUT, savcı odasına ifadeye girerken eşini kapının önünde görerek selamlaşmıştır. Artık Kenan AKARBULUT’un önünde iki seçenek vardır. Birincisi, savcının istediği ifadeyi verecek ve kapıda bekleyen eşi ile birlikte evine dönecektir. İkincisi ise savcının ahlaksız teklifini reddedecek ve eşi de tutuklanarak cezaevine geri döneceklerdir! Küçük çocuklarının sahipsiz kalması riski ile karşı karşıyadır. AKARBULUT dilekçesinde bu olayı maddeler halinde şöyle anlatmaktadır

“ 1.  28/Ekim/2016 tarihinde ifade vermeye çağrıldığımda KOM da ifade verirken hazır bulunan Evrim Hanım katılmış, Savcı Bey, Evrim Hanım vasıtasıyla "Eşinde de sıkıntı var. Ona göre” diyerek ifade öncesi yönlendirme yapmaya çalışmıştır. Bu olaya Adana Barosuna kayıtlı avukat olan kuzenim Selçuk AYDINLI da şahit olmuştur.

2.  C. Savcı Bahadır Bey, ifade almaya çağırdığı dönemlerde Adliye'de bazı avukatlara benimle ilgili olan görüşmesinden bahsetmesi, istediğine ulaşacağı yönünde davranması buna o zaman avukatlığımı üstlenmemiş olan avukatım Ayşe AYGÜN hanım şahit olmuştur.

3.  Benzer şekilde Savcılığa çağrıldığım Uşak Üniversitesinde de birçok kişiye duyurulmuştur. Üniversiteden daha sonra gözaltına alınan kişilerin hakkımdaki verilen ifadeleri ve oradaki konuşmada özellikle söylememi istedikleri şeyleri ben söylemişim gibi anlattıkları yönünde olmuştur.

4.  KOM ve Savcılıktaki ifadelerindeki çarpıtmalarla ve bunlarla hazırlanan iddianamedeki tuhaf yaklaşımlar, baskı ve bazı şeylerin üstünü kapatmak amacıyla hazırlandığını göstermektedir.”

Dedikten sonra AKARBLUT dilekçesinin devamında  çarpıtılan ve yanlış yazılan ifadelerini tek tek örnekleyerek açıklamıştır.

Sonuç olarak  Kenan AKARBULUT kendisi ve  vekili  vasıtasıyla  Adalet Bakanlığı’na  ve HSK’ya üç ayrı dilekçe vermiştir.  Bu arada ben de Bandırma Cezaevinde çile doldurmaktayım!  Kenan AKARBULUT’un maruz kaldığı telkin ve psikolojik baskının ne anlama geldiğini ve böyle bir teklife hayır demenin imkansızlığını ancak cezaevi şartlarını bilen birisi anlayabilir ve takdir edebilir. Kendisine bir taraftan özgürlük vaat edilirken diğer taraftan söylenenleri yapmaz ise Eşini de içeri almakla  tehdit edip küçük çocuklarının sahipsiz kalacağı yönünde telkin ve baskılar yapılmaktadır. Bütün bunlara  rağmen AKARBULUT’un iftira atmaya yanaşmaması takdire şayan bir davranıştır. 

Kenan AKARBULUT’un avukatının itiraz dilekçesi ise şöyledir: 

“Müvekkil Kenan AKARBULUT  Uşak Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen soruşturma çerçevesinde yargılanmıştır. Müvekkil hukuka aykırı bir şekilde uzunca bir süre tutuklu olarak soruşturması yürütüldükten sonra dosya kapsamında ifade vermesi için adliyeye getirilmiş  ve çoğu doğru olmayan ifade vermesi adına psikolojik baskı altına alınmıştır. Bu baskı sonrasında müvekkil tarafından istenilen şekilde ifade verilmeyince müvekkile karşı oluşan hırs ve kin ile müvekkilin istenilen ifadeye verene kadar tutuklu kalmasına çalışılmıştır.

 Müvekkil de bu baskı sonucu görevini kötüye kullanan Manisa Cumhuriyet Savcısı, Bahadır Sakaoğlu hakkında 30.03.2017, 14.08.2017 ve 14.12.2017 tarihli dilekçeler ile bu başvuruyu incelemeyi yetkili HSK Birinci Dairesine başvuru yapılmış olup, başvurumuz 24.04.2019 tarih 2019/7381 sayılı karar ile reddedilmiştir.

Bizde iş bu başvuru sonucu verilen kararın hatalı olduğunu düşündüğümüzden kararın kaldırılması amacıyla dairenize yeniden inceleme  talebinde bulunmak durumunda kalmışızdır. Müvekkilin dairenize vermiş olduğu üç dilekçede ayrıntılı olarak anlatılan olaylar çerçevesinde kararın kaldırılması talep olunur” denmektedir. 

Ayrıca bu dilekçe ile  görevini kötüye kullanarak mağduriyete  sebep olan   Bahadır Sakaoğlu hakkında adli ve idari yönden işlem yapılması istenmiştir.

  

Kumpas Bu Değilse Nedir? 

 Evet sevgili okuyucular, bugünün hukuk uygulayıcılarına ve Türk Hukuk Tarihi’nin bugününü yazacak yarının bilim insanlarına buradan soruyorum: Bütün bunlar şahsıma kurulan kumpasın bir parçası  değilse nedir? Kumpas bu değilse nedir?

 Ayrıca ilave edelim de kayıtlara geçsin. AKARBULUT’un yargılandığı  Ağır Ceza Mahkemesi’nde   AKARBULUT,   yaşadıklarını dillendirmesi üzerine  Mahkeme Başkanı Ulaş BURAN’ın “olur öyle şeyler, savcılar konuşturmak için böyle şeyler yaparlar” kabilinden sözlerle geçiştirdiğini  de söyleyelim. Elbette bütün bu kumpas senaryolarını bildiği halde tanıklarımızı dinlemeyen, delillerimizi karartan ve dahası suç icat ederek  şahsımı  7 yıl 11 ay ağır hapis cezasına mahkum edebilen bir mahkemeden bundan başka bir söz beklemek safdillik olur!

Sözde MİT Görevlisi

Evet bütün bunlar Volkan TURAN ve Terör Savcısı Bahadır SAKAOĞLU’nun birlikte yürüttükleri entrikalardı. Saklayabiliriz sandılar! Ancak, sanık olarak kıstırdıklarını düşünüp iftira ettireceklerinden emin oldukları  kişinin erdemli tavrıyla açığa çıktılar…

 Volkan TURAN şahsım tutuklandıktan sonra   Sayın DALKIRAN tarafından Hukuk Danışmanı olarak atanıp kendisine  üniversitenin tüm hukuki evraklarına ulaşma imkânı sağlandı. Kumpasa devam edebilsin diye fırsat sunuldu şeklinde de düşünülebilir.   Ancak iftiracı ve intikamcı arkadaşımız danışman olarak ilk hafta   oda tefriş ettirip sanki  MİT mensubuymuş gibi kendisine çiçek gönderilince/göndertince basında haber olmuştu!  Bu haber üzerine muhtemelen MİT’in de müdahalesiyle  apar  topar hukuk danışmanlığı görevinden azledilmişti.  MİT diye çiçek gönderen kişinin galerici bir arkadaş olduğunu hatta bu konuların emniyet istihbarat birimlerinin de bilgisi dahilinde olduğunu öğrendik. 

Kumpas şebekesine son sözüm: Anadolu irfanı diyor ki; “gizli gizli boğaya gelen  aşikâre  doğurur.” Anadolu irfanını ve bu toprakların erdemli çocuklarını hafife almayın.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER