SAİT ÇELİK YAZIYOR: UYDUR KAYDIR YAZ MUSTAFA GÜMÜŞ! BURASI MUZ CUMHURİYETİ Mİ?

SAİT ÇELİK YAZIYOR: UYDUR KAYDIR YAZ MUSTAFA GÜMÜŞ! BURASI  MUZ CUMHURİYETİ Mİ?
banner599

Bu bölümde de  eski başsavcı Mustafa GÜMÜŞ’ün uydurduğu suçlara  ve akıllara durgunluk verecek manipülasyonlarına   kaldığımız yerden devam edecek, FETÖ usulü hilelerini tüm boyutlarıyla okuyucunun dikkatlerine sunacağız.  Okuyanlar sormadan edemeyecek.  Bu kadar da olmaz, burası Muz Cumhuriyeti   mi?  

Uydurulan Suç 1:

KHK İle Kapatılan Derneğe Destek Verdiğim İddiası

Eski başsavcı Mustafa GÜMÜŞ’ün hazırladığı iddianamenin değerlendirme ve sonuç kısmının devamındaki paragrafını aynen sunuyorum.

Başsavcı burada KHK ile kapatılan Bizim Yuva Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği tarafından hazırlanan projeye Uşak Üniversitesi Öğretim üyelerinin katılımını sağlayarak destek verdiğimi iddia etmektedir.

           

Sanırım bu proje, FETÖ iltisaklı Bizim Yuva Derneği tarafından 2011 yılında Hakan GÜLVEREN adlı Öğretim Üyesinin proje yöneticiliğinde   hazırlanarak Kalkınma Bakanlığı,  ZEKA (Zafer kalkınma Ajansı) hakemleri tarafından değerlendirilmiş ve ZEKA Yönetim Kurulunca kabul edilmiştir.  Üniversite idari kurullarının (BAB, dekanlık, rektörlük) bu projeyle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ayrıca proje ben rektörlük görevine başlamadan önce hazırlanmış ve yine muhtemelen 2011 yılında tamamlanmıştır.     

Bekâ mücadelesi veren bir  devletin, FETÖ mücadelesi  yetki  ve sorumluluğunu  yürüten  ey Uşak eski başsavcısı!   Kamuoyunun ve ülkenin tüm yetkili kişi ve kurumları önünde şu sorulara cevap vermelisin?

Bu projede FETÖ ile ilgili isnat edilecek suç unsuru var ise:

  1. FETÖ iltisaklı olduğu açık olan Bizim Yuva Derneği projesini bizzat hazırlayan ve uygulayan Öğretim Üyesi Hakan GÜLVEREN hakkında niçin FETÖ’den hiçbir işlem başlatmadın?
  2. FETÖ iltisaklı olduğu açık olan Bizim Yuva Derneği projesine eğitim desteği veren Kenan GÖKÇE hakkında soruşturma yaparken aynı fiili işleyen Sayın DALKIRAN’ hakkında neden soruşturma yapmadın?

  1. Projeye yeterli puanı vererek kabul eden  Kalkınma Bakanlığı hakemleri hakkında FETÖ’den  niçin işlem başlatmadın?

  1. Bu projeyi kabul eden ve yine 2011 yılında sonuç raporunu onaylayan ZEKA Yönetim Kurulu’na niçin müzekkere yazmadın ve haklarında işlem başlatmadın?

  1. Yine projeye katılan ve eğitim desteği veren  Kenan GÖKÇE’yi  benimle birlikte gözaltına alıp serbest bıraktığın ve  daha sonra da  kovuşturmaya yer olmadığı  kararı verdiğin halde, niçin iddianameye  bu konuyu aldın ve bile bile konuyla  uzaktan yakından ilgisi olmayan   beni suçladın?

  1.  Şahsım gözaltına alındıktan sonra bu konuda üniversiteden istediğin bilgi ve belgeler eline ulaştığı  ve bu projenin üniversiteyle ilgisi olmadığı resmi olarak  belirtildiği halde buradan bana nasıl suç isnat edebildin?      

  1. Ayrıca 2011 yılı şartlarında FETÖ diye bir olgu mu vardı Mustafa GÜMÜŞ?  Dönemin şartlarında bir Bakanlık projesinin hesabını niçin benden hangi hukuki kriterlere göre sordun?  

Neye göre ve  nasıl hesap yaptın?   Şahsımı, 17/25 Aralık darbe süreci öncesi bütün devlet yetkililerinin katıldığı gibi benim de temsil yetkisiyle katıldığım ve o günlerde itibar gören  adıyla “cemaat” diye bilinen bu yapının  2-3 etkinliğine katılmış olmaktan dolayı  FETÖ’cü ilan ettin öyle mi?  Neyin intikamını aldığını açıkça söyler misiniz?

 

Terör savcısı  Bahadır SAKAOĞLU,  kurduğu kumpası örtmek amacıyla,  “bizim için 17/25 Aralık milat değil, bizim için milat 29 Ekim 1923” diyordu!

 

Öyle anlaşılıyor ki kendi ideolojsini (ki ideolojisinin de adamı değildir!)  etik dışı davranışlarına paravan yapıyor, mevcut iktidarla benim üzerimden hesaplaşıyordu. Bu nasıl bir işti  ey Mustafa GÜMÜŞ?  Bilmediğimizi sanma! Aslında senin yaptığın   aynen FETÖ’nün  yaptığı gibi mevcut iktidar ile hesaplaşmaktan başka bir şey değildi! Hazırladığınız FETÖ çatı iddianamesine milletvekillerinin isimlerini  sokmuştunuz. Hazırlıklar ikmal edilmişti.  Bilgiler sosyal medyada sahte hesaplar üzerinden  akmağa başlamış ve operasyona kamuoyu hazırlanmaktaydı!  Ne de olsa terör savcısı  Bahadır SAKAOĞLU, haysiyet celladı  Hasan Rıza İLBEYLİ (Sezayi DAŞDEMİR), Başsavcı vekili Hacı Aykut AYDIN, haysiyet celladı   Murat KOPARAN  gibi hesaplarla arkadaşlık edecek kadar bilgi akışını alenileştirmişlerdi! Milletvekilleri hakkında soruşturma yetkisi elinizden alınıp Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verilmeseydi kim bilir daha ne skandallara imza atacaktınız!

Yaptıklarınızı FETÖ ile gerçekten hesaplaşmak için yapmadınız. Başka başka  ve  FETÖ’yü hoşnut edecek eylemler içine girdiniz.  Zira sizler FETÖ ile mücadele edenlerle mücadele ettiniz. Alakasız insanlar için FETÖ dosyaları hazırladınız. Böylece FETÖ mücadelesini sulandırdınız.  Gerçekten FETÖ ile mücadele diye bir derdiniz ve samimiyetiniz olsaydı bunu en iyi siz yapardınız. Zira  FETÖ’cülerle çok bir arada bulunmuşsunuz.  

 

Ceza ve Tevkif  Evleri Genel Müdürlüğü’nde görev yaptığınız  dönemde  sizinle birlikte görev yapanların hemen hepsi  FETÖ’den tutuklanmış. FETÖ döneminde terfi etmiş, başsavcı olmuş, iyi yerlerde başsavcılık yapmışsınız. FETÖ’nün yargı imamı Ahmet Cemal GÜRGEN’le  ilişkiniz olduğu, 2014  HSYK seçimleri sırasında bu kişiyle  beraber  hareket ettiğiniz  mevzuları basında dillendirilmiş.  FETÖ’nün başta yargı ayağı  olmak üzere her şeyini biliyorsunuz. Maarif diliyle   söyleyecek olursak onların rahle-i tedrisinden geçmişsiniz. Onları en iyi tanıyanlardan biri olarak şayet  isteyesediniz bütün  FETÖ’cüleri tek tek bulup çıkarırdınız.

Böyle yapsaydınız sizi, bir ara bunların içinde bulunmuş ve bunların tehlikesini görerek cephesini belirlemiş, devleti ve milleti için mücedele eden  bir vatan evladı  sayardık.  Böyle yapsaydınız,  ne şahsımın, ne Uşak eşrafının ve STK’larının ne de  vekillerin  size bir itirazı asla olmazdı!   Mesele şu ki; böyle yapmadınız!

Herkes biliyor ki FETÖ bütün siyasal  partiler, kurumlar ve sivil toplum örgütleri içinde   yuvalanmış hain bir istihbarat örgütüdür. FETÖ’yü yuvalandığı yerden çıkarmak sizin görevinizdi. Siz ne yaptınız?   Uşak’ta Ak Parti içinde yuvalanmış Ak Parti düşmanı  bir takım mahfillerle birlikte öyle bir yapı kurdunuz ki; emniyet içinde muhafaza edilmiş FETÖ’cüler  ve bir takım sefih hayat mensubu emniyet görevlileri ile  FETÖ soruşturması yaptınız. Kurduğununuz yapı emniyette henüz  çökmedi. Yargı da izleriniz sürüyor. El altında sinsi sinsi çalışmaya at izini it izine karıştırmaya devam ediyorlar. Örneğin Ak Parti’nin kurucusu Nuri ASLAN’la ilgili FETÖ soruşturması yapılmaya ASLAN’ın   FETÖ ile ilgisi kurulmaya çalışılıyor!   FETÖ ile ilgi kurulmaya çalışılan  Nuri ASLAN benzeri bir çok isim Uşak’ta  dikkat çekiyor. Neden?  Nuri ASLAN  Milli Görüş kökeninden gelen MÜSİAD başkanlığı da geçmişiyle çok iyi  tanınan bir isim.     

Neyse  şehri tanıyanlar ve tarihini bilenler biliyor. 2002’de Ak Parti  Uşak İl Teşkilatı’nı  kuran Nuri ASLAN ismi FETÖ ile anılmayacak kişilerden biridir. Bunu herkes bilir!  Arkanda öyle bir Uşak bıraktın ki Mustafa GÜMÜŞ, insanlar doğruya tanıklık etmekten korkuyor! Sonuçta FETÖ ile insanlar terörize ediliyor ve FETÖ’cüler korunup masumlar yakılıyor. Mirasınla övünebilirsin!

Uydurulan Suç 2:

Mesut KESKİN‘in Kızı’nı 2016’da Ücretli Öğretim Elmanı Olarak Görevlendirdiğim İddiası:

Yine eski başsavcı hazırladığı iddianamenin değerlendirme ve sonuç kısmının devamındaki paragrafta:

yazmaktadır.

Uşak’ta gazeteci olarak tanınan ve bilinen Mesut KESKİN’in kızı 2016 yılında dışarıdan ücretli İngilizce dersi vermek üzere üniversitede görevlendirilmiştir.  Eski başsavcı, gazeteci Mesut KESKİN’den bahsederken, “FETÖ ana davasının sanıklarındandiyerek  güya tehlikeli bir FETÖ’cüden bahsetmekte ve böylelikle benim büyük  bir suç işlediğimi, bu tür abartılara başvurarak  anlatmaya   çalışmaktadır.

Rektörlük yaptığım dönemde doğal olarak  Uşak’ta bir çok gazeteciyi tanıdım. Bu çerçevede Musut KESKİN’i de tanıdım. Bir kişiye bile  rastlamadım ki, Mesut KESKİN’e FETÖ’cü desin!  Gazeteci Abdurrahman YAVUZ için de kimse FETÖ’cü demiyordu. Zira bu kişiler FETÖ’cü değildi.  Eski başsavcı yönetimindeki adliyede, bir çok masum olduğunu düşündüğümüz kişi gibi gazeteci  Mesut KESKİN de,  Abdurrahman YAVUZ da  FETÖ sanığı yapıldı. Neticede  hem Abdurrahman YAVUZ  hem de Uşak Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mesut KESKİN bu davadan beraat ettiler.

FETÖ’cü KESKİN’in Kızı Bağlamında Başsavcı’nın  Hukuk Formasyonu

            Ey Başsavcı GÜMÜŞ…Velev ki Mesut KESKİN FETÖ’cüdür!   Ne yapacağız? Babasından dolayı kızına ceza mı keseceğiz? Ceza hukukunun en önemli ilkelerinden biri suç ve cezanın şahsiliği ilkesi değil midir?   Anayasamızın “suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesinin 7. fıkrasında, “Ceza sorumluluğu şahsidir” düzenlemesi,  Türk Ceza Hukuku’nda cezaların şahsiliği ilkesinin kabul edildiğini göstermektedir. Ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun “Ceza Sorumluluğunun Esasları” başlıklı ikinci kısmında yer alan 20. maddede “Ceza sorumluluğu şahsiliği” konusu Anayasayı teyiden  ifade edilmiştir. Ayrıca evrensel hukukta suçun şahsiliği prensibi vardır. Bu ilke ve yasalar  cezanın sadece suçun failiyle sınırlı kalması ve cezadan  sadece suçun failinin  etkilenmesinin gerekliliğini anlatmaktadır.  

Başsavcı payesini edinmiş  bir hukuk adamının cezaların şahsiliği ilkesini çiğnemek bahasına iddianame yazması ne anlama gelmektedir?   Başsavcı GÜMÜŞ’ün  hukuk formasyonunun evrensel hukuktan bu denli uzak olması Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Adalet Bakanlığı ve HSK gibi yargıyı şekillendiren ve denetleyen kurumlarının en önemli ve ciddi meselesi olması gerektiğini düşünüyorum.

Ayrıca Başsavcı “öğretim elamanı” kavramıyla bir başka saptırma yapmaktadır.  Mesut KESKİN’in kızı Merve KESKİN üniversitenin Öğretim Elemanı değildir. Dışarıdan 2 dönem ücretli derse girmiştir.  

Eski başsavcı Mustafa GÜMÜŞ, gerçeğin ortaya çıkmasını istiyor olsaydı, Merve KESKİN’i görevlendirmek için sınavı yapan jüri üyelerini ve Yabancı Diller Yüksek Okulu Yönetim Kurulunu dinler ve şüphe görür ise haklarında işlem başlatırdı. Çünkü adaylar  aldıkları  puanlar  ve taşıdıkları bazı kriterler değerlendirildikten  sonra Yüksek Okul Yönetim Kurulu tarafından kabul edilmişlerdir.    Görevlendirmeyi yüksek okul yönetim kurulu teklif eder ve rektörlük makamı onaylar.  Eski başsavcı herhangi bir suç şüphesi görmediği için olacak ki Yüksek Okul Müdürü  ve yönetim kurulu hakkında   da hiçbir işlem başlatmamıştır. Ayrıca bu görevlendirmeyle ilgili son  onay  imzası rektör yardımcısı Sayın DALKIRAN’a aittir. Ancak  başsavcı DALKIRAN hakkında da FETÖ’den hiçbir işlem başlatmamıştır. Çünkü  eski başsavcının amacı üzüm yemek değil bağcı dövmektir. Uçandan kaçandan suç icat edip üzerime atmaktadır. 

Uydurulan Suç 3:

Avukat Hakan DURU’nun 2010-2015 Tarihleri Arasında Üniversitede Görevlendirildiği İddiası 

            Mustafa GÜMÜŞ iddianamesinin değerlendirme ve sonuç kısmının devamındaki paragrafı şöyledir.

Burada hakkında terör örgütü üyesi olmaktan soruşturma yürütülen Hakan DURU’nun 2010-2015 tarihleri arasında  hukuk dersleri vermek üzere görevlendirdiği iddiası suç haline getirilmiştir. Rektörlük görevine 18 Mayıs 2011 tarihinde  başladım. Benden önceki dönemde yani 2010 yılında ücret karşılığı derse görevlendirilmeye başlayan avukat  Hakan DURU hakkında 2015 yılında olumsuz bir haber çıkınca (ki daha önce böyle bir kişinin ücret karşılığı derse girdiğine dair hiçbir bilgim yoktu) fakültenin dekanına konu ile ilgili tahkikat yapmaları talimatını vermiştim.  Bu talimatımdan sonra görevlendirmeyi yapan birim olarak İİBF  Dekanlığı, avukat Hakan DURU’nun görevlendirilmesini iptal etmiştir.

Mahkemede bu konuyla ilgili  görevlendirmeyi talep eden bölüm,  dekanlık ve Fakülte Yönetim Kurulu’nun  tanık olarak dinlenmesi gerektiğini defalarca ifade ve talep etmeme rağmen maalesef  kabul görmedi.  Ancak başsavcı  gerçeği zaten çok iyi biliyordu.   Şayet böyle bir işlemi yapmak FETÖ’cülük ise görevlendirmeyi talep eden Bölüm Başkanlıkları hakkında öncelikle işlem başlatması gerekirdi. Arkasından ilgili Dekanlık ve Fakülte Yönetim Kurulu hakkında  geriye doğru (2010/2015 arası) yıllara sari işlem başlatması gerekirdi.

Sonuç olarak bir rektörün 200 ye yakın bölümde, yüzlerce hocanın ve 33 bin öğrencinin bulunduğu yerde hangi fakültede kimin derse girdiğini bilmesi imkânsızdır.  Fakat başsavcı sorumlular hakkında gereğini yapmak yerine  şahsım hakkında suç uydurma yolunu seçmiştir?

Başsavcının Mantığına Göre Uşak Adliye Bahçesinde  Kenevir Yetiştirmenin Sorumluluğu da  Mustafa GÜMÜŞ’e Aittir

Üniversitedeki bütün iş ve işlemlerden şahsımı sorumlu tutan eski başsavcıya soruyorum: Başsavcı olarak görev yaptığın dönemde Uşak adliyesindeki bütün iş ve işlemlerin sorumlusu sen miydin ey   Mustafa GÜMÜŞ? Şayet bir kurumda bütün iş ve işlemlerin sorumlusu kurumun en üst yöneticisi  ise,  Uşak Adliye bahçesinde uyuşturucu ticaretini yapmak veya kullanmak amacıyla kenevir yetiştirilmesinin baş sorumlusu da sensin başsavcı!

(https://www.usak.tv/adliyejanpolis/adliye-bahcesine-kenevir-ektiler-h39111.html).

Olaya bu açıdan baktığınızda şahsıma karşı müfteri konumunda olduğunuzu kabul eder misiniz? Zira ben sizin bana açıkça yasal konumuzun ve yetkilerinizin  arkasına sığınarak iftira ettiğinizi yaşayarak öğrendim.  Sözgelimi şöyle bir senaryo yazıp hakkınızda  iddiada bulunsam ne kadar doğru olur?

 

 “Başsavcı Mustafa GÜMÜŞ  adliye bahçesinde otopark için  yer darlığı  gerekçesiyle avukatlarla kavgaya tutuşarak adliye bahçesinde otopark alanın genişletilmesine engel oldu. Zira başsavcı, adliye çalışanı olan bazı hükümlüleri organize ederek adliye bahçesinde kenevir yetiştiriyordu.  Bahçede otoparkın genişletilmesine  izin verdiği takdirde kenevir alanları daralacak, kârı düşecek ve suçun ortaya çıkma ihtimali çoğalacaktı.”

Nasıl beğendiniz mi? Alın size, Mustafa GÜMÜŞ usulü bir  iddianame!

 Mustafa GÜMÜŞ. Böyle dedikoduları bir araya getirerek hakkınızda bir iddianame yazsam ne hissedersiniz. Komik bulur ve bana müfteri dersiniz değil mi?  İşte  eski başsavcı GÜMÜŞ, sizin bana yaptığınız bundan  daha vahim, daha çirkin, daha kara  iftiralardır. Çünkü ihanet şebekesi ile ilişkilendirilmek, kenevir yetiştirme suçuna göre kat be kat daha ağırdır!

Bununla birlikte, Uşak Adliyesi otopark davasıyla ilgili  gerçekler de  oldukça vahimdir (https://www.hurriyet.com.tr/ege/usak-adliyesinde-otopark-krizi-40118689).  Yönetiminizde olan cezaevindeki mahkûmlara, husumet beslediğin avukatlar hakkında suç duyurusunda bulundurup mesnetsiz dava açtırdığınız basında yazıldı (https://www.haberler.com/usak-tbb-baskani-feyzioglu-otopark-krizinde-sanik-10706448-haberi/)!  Bana reva gördüğünüz türde bir iddianameyi de avukatlar için hazırlattığınız anlaşılıyor.

 

Avukatlar  aynı meslek grubundan  olmalarından dolayı   senin   geçmişini  çok iyi biliyordu. Bu nedenle olsa gerek, Uşak Barosu avukatları, başsavcısı olduğun Uşak Adliyesindeki mahkemeleri sırasında senin FETÖ’cü olduğunu delilleriyle ifade ettiler  ve zabıtlara girmesini sağladılar. Ancak avukatlar haklarında iftira davası da açmadın? Niçin açmadın Mustafa GÜMÜŞ? Neyin deşilmesinden ve ortaya çıkmasından korktun?

Doğrusu bütün bunlar yenir yutulur şeyler değil. Mahkemede baskı ile şikâyetçi yapıldığı iddia edilen yönetimindeki hükümlülerin itirafları  bir skandal. Fakat en kötüsü de   avukatlara beraat kararı veren hakime hanımın Jandarma Komutanı eşini    FETÖ’cülükten tutuklatman!  

Basında yer aldığı şekliyle, hakime hanımın eşi olan jandarma komutanının gözaltına alındığı gün, Uşak Barosu Başkanı Gürcan SAĞCAN bir açıklama yapmıştı.  Sizin, hakime hanımdan intikam almak amacıyla eşine operasyon yaptığınızı söylemişti. Yani Mustafa GÜMÜŞ’ün yeni bir kumpasından bahsediyordu   (https://www.usakhabermerkezi.com/amp/guncel/usak-ta-gorevi-basinda-fetoden-gozaltina-alinan-yuzbasi-tutuklandi-h30485.html).

 

Bir Avukat Ekle Bir Avukar çıkar!

Avukatları da FETÖ torbasına sokmak için olay yerinde bulunmayan fakat FETÖ’cülükle ilgili hakkında iddialar olan  avukat Ali Osman GÜRMEN’i de avukatlar grubuna katmanız ayrı bir skandal. Olay yerinde olduğu halde eski belediye yönetimi ile (oğlunu belediyede işe soktuğu için) arası  iyi olan  avukat Hamza KALE’yi olayın içinde göstermeyerek ona dava açmamanız ise ayrı bir skandal.   Bunları duyduğumda hiç şaşırmadım!  Memleket ihanetin can havlini yaşarken fırsatı ganimet bilenlerle beraber çalıştığınızdan hiç kuşkum yok sayın başsavcı. 

Orada olmayan FETÖ ile irtibatlı gösterilen avukatı olayın içine katmak ve  avukatların FETÖ’cü olduğunu söyleyerek suçlarınızı örtmek ve ihtiraslarınızı  savunmak daha mı kolay oluyordu acaba?  FETÖ’nün sırtından geçinmek diye buna denir sanırım.  Belki de FETÖ’cü olmak budur! Kim bilir?

Başsavcının Avukatlara Beraat kararı Veren Hakime Bir Başka Husumet Nedeni! 

Başsavcının  avukatlara beraat kararı veren  hakim hanıma bir başka husumet nedenini duyduğumda şaşırmadım. İlgililer lütfen bu konuyu da araştırsınlar. Şöyle ki;   Gazeteci Kazım ŞEN’le bir başka gazeteci arkadaşının dağa kaldırılıp darp, gasp ve silahlı tehdide uğratıldığını bütün Uşak bilir.  Bu konuda bir hatırlatma olması açısından

Bize Utaş Tarafından Tuzak Ve Kumpas Kurulan Çiftlik Bakın Kimin Çıktıhttps://www.usak.tv/adliyejanpolis/bize-utas-tarafindan-tuzak-ve-kumpas-kurulan-ciftlik-bakin-kimin-cikti-h38433.html başlıklı haberi sunuyorum.

banner595
İşte bu olayda savcılığın suçluları korumak ve hafif cezalar verilmesini sağlamak için  davayı Asliye  Ceza Mahkemesinde  açtırmak istediği iddiası Uşak basınında  çıkmıştı.  Nitekim Savcılığın Asliye Ceza Mahkemesine gönderdiği dava dosyasını,    mahkemenin hakimi,   davanın  ağır cezada görülmesi gerektiği savıyla yetkisizlik kararı  vererek   Ağır Ceza Mahkemesine göndermiş. Savcılığın bu karara itirazını, itiraz mercii diğer bir Asliye Ceza Mahkemesi   reddetmiş savcılığın arzusu hilafına  dava   Ağır Cezada Mahkemesinde açılmak zorunda kalınmış. 

Biliyorsunuz  Belediye Başkanı ve belediye şirketi UTAŞ’la   ilişkilendirilen  bu davanın   sanıkları 18 kusur yıl gibi cezalar almışlardı.  İşte bu davada başsavcı Mustafa GÜMÜŞ idaresinde asliye ceza mahkemesine gönderilen dosyada yetkisizlik kararı vererek Ağır Ceza’ya gönderen yürekli hakim,  aynı hanım hakimmiş! Çok büyük suç işlemiş!  Başsavcı GÜMÜŞ’ün   belediye şirketi UTAŞ kaynaklı suçluları koruma kollama operasyonuna hayır demiş ve hukuku işletmiş.  Ben duyumlarından bu kadarını söyleyeyim de gerisini yetkililer  düşünsün!

 Neticede eşi tutuklanarak intikam  alınan  hakim hanımın eşi  jandarma komutanı da beraat etti.   En kutsal aile değerlerine bile  dokunmaktan çekinmeyen bir kişiliksiniz eski başsavcı! Bir hakimin eşine FETÖ’den işlem yaparak diğer mesai arkadaşlarınıza göz dağı vermekten ve  gözünüzü kırpmadan zarar vermekten çekinmeyen  bir başsavcıdan kim korkmaz? Haksız/hukuksuz kararları Uşak Adliyesinden çıkarmak için acaba ne tür entrikalara ve dalaverelere başvuruldu diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz! Bırakalım normal hakim ve savcıların kendilerini güvende hissetmelerine, önceki yazılarımda bahsettiğim gibi iki ayrı Uşak Adalet Komisyonu Başkanı da  gadrinize uğramaktan kurtulamamıştı. Oluşturduğun korku atmosferinde ne hukuk cinayetleri işlendi ve ne  canlar yandı!... Senin gibi insanların olduğu bir yargı sisteminde vatandaşlarımızın kendilerini nasıl güvende hissedecek?  Haksız mıyım? 

Avukat Hakan DURU’nun Terör Savcısı Bahadır SAKAOĞLU Tarafından Serbest Bırakılması!

Bu süreçte kafamdaki soru işaretlerinden birisi de şudur: Eski başsavcının hakkımda FETÖ’cü suçlaması yapmasına  gerekçe yaptığı  avukat Hakan DURU ile birlikte göz altına alınmıştık. Hakan DURU, Emniyet KOM’da ifade vermeyip susma hakkını kullanmıştı. 9-10 günlük göz altında tutulmanın arkasından Adliye’ye  beraberce sevk edilmiştik. Terör savcısı Bahadır SAKAOĞLU’na ifade veren ve hakkında çeşitli FETÖ’cülük iddiaları bulunan Hakan DURU, ifadesinin arkasından muhtemelen tutuksuz yargılanmak üzere  hemen serbest bırakılmıştı. Aylar sonra Bahadır SAKAOĞLU’nun tayini çıkıp Uşak Adliyesinden ayrıldıktan sonra ancak Hakan DURU tutuklanmıştı. Hakkındaki iddialardan dolayı Hakan DURU’nun serbest bırakmasında bir bit yeniği olduğunu düşünmüştüm. Ancak Hakan DURU’nun dosyasında ne olduğunu bilmiyorum. Terör savcısının, şahsımın tutuklanmasını talep ederken kendisi ile suçlandığım Hakan DURU’yu serbest bırakması ciddi anlamda şüphemi  ve dikkatimi çekmişti.  Cezaevinde iken  şüphelerimi de ifade eden ve Hakan DURU ile dosyalarımızın karşılaştırılmasını içeren şikayet dilekçemi HSK’ya iletmiştim. İnceleme sonucu bir skandal daha ortaya çıkarsa hiç sürpriz olmaz diye düşünüyordum. Ancak o gün için bir FETÖ tutuklusunun iddiası ve talebi ciddiye alınmamış olabilir!  Bugün tekrar soruyorum. Bu örgütle yakın ilişkisi birçok kişi tarafından bilinen Hakan DURU    o gün nasıl serbest kalabildi?  SAKAOĞLU’nun işlemleri kanaatimce araştırılmaya sıkıntılı ve araştırılmaya değerdir. Sicil dosyası hayli kabarık olan bu terör savcısının daha önce de Uşak’ta çalıştığı için  yeniden Uşak’a atanmasının bir hata olduğu  dillendirilmişti!

Uydurulan Suç 4: Teknokent Protokolü İmzalama

Yine Mustafa GÜMÜŞ’ün hazırladığı iddianamenin değerlendirme ve sonuç kısmının devamındaki paragrafta şöyle denmektedir:

Başsavcı diyor ki; USİAD , AFSİAD , HÜRSİAD gibi terör örgütünün amaç ve ideolojisi doğrultusunda faaliyet gösteren ve KHK ile kapatılan STK'lar ile KHK ile ihraç edilen dönemin Uşak Valisi Mehmet Ufuk ERDEN'in (Vali, Uşak’tan erken ayrıldığı için akıbetini bilmiyorum ancak onun yanında çalışmış vali yardımcısı ile cezaevinde aynı koğuşu paylaşmıştık. Vali Yardımcısı da eski başsavcının gadrine uğramıştı!  6 ay kadar cezaevinde yattıktan sonra  başka bir ilde  vali yardımcılığı  görevine döndü.

 Halen tutuklu bulunan OSB Başkanı Ali YILDIRIM'ın, dönemin Belediye Başkanı tutuklu Ali ERDOĞAN'ın (bir başka yazının konusu olabilecek nitelikteki Ali ERDOĞAN’ın başına gelenlerin de şahsımla aynı merkezli bir başka kumpas örneği olduğu görülüyor. Eşi ile birlikte 1.5 yıl civarında tutuklu kaldıktan sonra beraat etmişlerdir), dönemin USİAD Başkanı firari Hasan YILDIRIM'ın da aralarında bulunduğu kişilerle Uşak - Afyon Zafer Teknoloji Geliştirme Bölgesi (TEKNOKENT) protokolünü imzalamak!   Dahası,  protokol kapsamında koordinasyonu sağlamak üzere Mehmet Emin YÜKSEKKAYA'yı görevlendirmek!  

Bu çerçevede başsavcının uydurduğu iki büyük suç: 1. protokol imzalamak, 2.  koordinatör görevlendirmesi yapmak! 

Öncelikle 14 Ağustos 2016 tarihli başsavcının ortak çalıştığı aşikar sahte hesabın iki paylaşımına bir bakın.


İddia makamı, TEKNOKENT’in nasıl kurulması gerektiği ile ilgili resmi bilgi ve belgeler elinde olduğu halde yine suç uydurmuştur. Elindeki belgeleri dikkate almadan kumpas kuran sayın başsavcı, kumpasçı ortaklarından aldığı deli saçması iftiraları iddianameye dönüştürmüştür!  Şöyle ki;

TEKNOKENT’ler üniversite başta olmak üzere Valilik, Belediye, İl Özel İdaresi, Ticaret Sanayi Odası, Organize Sanayi Bölgeleri, işadamları kuruluşları ve şirketlerle birlikte kurulması bir gereklilik ve hatta  başarılı olabilmesi için bir zorunluluktur.

Başsavcı, dönemin valisi, belediye başkanı, Organize Sanayi Bölge Başkanları vb. diyerek ve bunları FETÖ’cü ilan ederek tuzağını kurmuş ve beni de bu daire içine ustalıkla monte etmiştir!  

O Tarihten İmzalanan Neydi?

2012 yılında, Uşak’taki resmi kurumlar, OSB’ler ve bütün işadamı kuruluşlarıyla  Teknopark için başlangıçta sadece bir iyi niyet protokolü imzalanmıştır.  Başsavcının bahsettiği hadise budur.

  FETÖ’nün sinsi niyetini gizlediği  17-25 Aralık öncesi dönemde Türkiye gerçeğinden hareketle adı geçen kurumlarda birileri  FETÖ’cü olabilir. 17/25 Aralık sonrası süreçte şirketin kuruluşu yine aynı kurumlarla gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte Uşak valisi, belediye başkanı ve iki OSB’den birinin başkanı da değişerek yerlerine başka isimler geçmiştir. İşin doğrusu böyle olduğu biline biline, bu gerçekler başsavcı tarafından   gizlenerek suç icat edilmiştir. 

Teknokent projesinin Uşak ve Afyon olmak üzere iki ayağı vardır. 17/25 Aralık sonrası gereken tedbirler alınmış ve projede  ilerlenmiştir.  Kurulum altyapısını hazırladığımız TEKNOKENT’te, FETÖ’ye yakın kişi ve kurumlar olsa idi ne biz ne Afyon ve ne de Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, kuruluşunu gerçekleştirmezdi. Neden bu gerçekleri bildiğiniz halde çarpıttınız eski  başsavcı GÜMÜŞ?  

Teknokentten FETÖ’ye Finas Sağlamak ve Adil Erken Faktörü

Bu iftiranın temeli daha önceden hazırlanmış ve Uşak’taki FETÖ çatı  iddianamesine Başsavcı Vekili Hacı Aykut AYDIN imzasıyla sokulmuştur. Üniversite rektörlük seçimlerinde açıkça, aday Rıfat OKUDAN’ın yanında yer alın  Adil ERKEN isimli araştırma görevlisinin İlyas EROL adlı öğrenciyi yönlendirmesiyle, KOM’da ifadesi alınmıştır. İfadenin aşağıdaki  kısmını dikkatle okuduğunuzda deli saçmalarının nasıl iddianame haline getirildiğini anlayacaksınız:

İki yıllık Meslek Yüksek Okulu öğrencisi İlyas EROL “Sait ÇELİK'in cemaatçi olduğunu ben basına yansıyan Tanzanya gezilerinden dolayı biliyorum. Bu attığım mail ile ilgili Siz beni şubenize davet ettiğinizde 02.06.2015 günü karaağaç Mahallesinde Adil ERKEN hoca ile buluşarak konuştum ve elindeki belgeleri bana vermesini, gidip ifade vereceğimi söyledim, önce kabul etti ve buna Uşak OSB, Uşak Üniversitesi, Afyon OSB ve Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesinin birlikte düzenlediği Teknokent projesi olduğunu, bunun protokolünün  imzalandığını, Uşak ilinde Fethullah GÜLEN cemaatine hizmet eden Ali YILDIRIM ile Üniversitede hoca olan Ali Galip BALTAOGLU isimli şahısların bu projenin büyük payının ortakları olduğunu söyledi bu şahıslarında Fethullah GULEN cemaati mensubu şahıslar olduğunu ve buradan kazanacaklarını parayı cemaate aktaracaklarını anlattı

Bir Öğrenci’yi Kullanarak Savcıya Malzeme Sağlayan  Müfteri Adil ERKEN Kim?

Tıpkı yalancı tanık Selcen Özyurt ULUTAŞ gibi rektör adayı Rıfat OKUDAN’ın atanması için mesnetsiz ve çirkin iftiralar atmaktan çekinmeyen Adil ERKEN,  öğrenci İlyas EROL’u kullanmış, şahsımın FETÖ’cü olduğunu söyletmiş ve Teknokentten FETÖ’ye para aktarılacağını ifade etmiş! 

İşin tuhaf yanı, şahsıma kurulan kumpasta ve bir çok provokasyonda etkin rol oynayan müfteri Adil ERKEN ismi, 15 Temmuz sonrası Emniyet Birimlerinden şahsıma gelen resmi istihbarat raporunda FETÖ’cüler listesinin en  başında yer alıyordu!     Üniversite sendika temsilciği seçimlerinde FETÖ’cülerin adayı olarak çıkan Adil ERKEN meselesi ileriki bölümlerde  belgeleriyle ortaya konacak ve işlenecektir.

Peki Teknokent üzerinden FETÖ’ye Para Aktarmak Mümkün mü?

Oysa, Teknokentlerde  yasa gereği kurucu ortaklar hisse oranlarına göre şirkete işletme sermayesi verdikleri halde, şirket kâr etse dahi kurucu ortaklar kârdan pay alamamaktadır. Velev ki kurucu ortaklarda FETÖ’cü kişi ve şirket olsun,  hissesi oranında işletme sermayesi  vermenin dışında kârdan pay alamayacaktır. Yani böyle bir yapıda FETÖ istese de kendine finans kaynağı sağlayamaz. Sonuç olarak söz konusu ben olduğum için başsavcı tekeden süt çıkartmış, ateş topu gibi bir suç daha icat etmiştir! 

            Yazılarıma eski başsavcı Mustafa GÜMÜŞ’ün  bitmek tükenmek bilmeyen  başka skandalları ile devam edeceğim inşallah.  

Güncelleme Tarihi: 30 Ağustos 2020, 10:11

Kazım ŞEN

banner592
YORUM EKLE
banner591
SIRADAKİ HABER