SAİT ÇELİK YAZIYOR: KUMPASIN DELİLLERİ

HAKKIMDAKİ İDDİANAME, SAVCI MÜTALAASI VE MAHKEMENİN GEREKÇELİ KARARI YÖNÜNDEN KUMPASIN DELİLLERİ

SAİT ÇELİK YAZIYOR: KUMPASIN DELİLLERİ
banner599

Doğrusu altıncı  bölümün gerek üst başlığı gerekse “İddianame ve Savcı Mütalaası Yönünden Kumpas” gibi alt başlığı,   ciddi tepki alır ve bu konular sonuna kadar takip edilir diye düşünüyorum.  Açıkça  yargı tarafından  kurulan ve emniyet ve sivil ayaklarla beraber organize edilen bir kumpas iddiasının sahibiyim. Yazdığım ilk beş bölümde ortaya konan gerçekler ve deliller de kumpası açıkça deşifre etmektedir.  Bağımsız Türkiye davasına baş koyan hukuk adamları,  bu belgeler üzerinden giderek, bir çok pisliği devletin sindirim sisteminden temizler ümidindeyim…

İddianame ve Savcı Mütalaası Yönünden Kumpas

Yazılarımı sorumluluğumun farkında olarak akademik bir titizlikle hazırlıyorum. Hakkımdaki yargısal  süreçte bizzat savcılar ve hakimler tarafından işlenen cürümlere dair  gerçekler,  başta yargı kurumları olmak üzere her kurumun ve kesimin   anlayabileceği bir açıklıkta ortaya konmaktadır.  

Daha önceki bölümlerde ve bu bölümde belgeleriyle beraber tüm yazdıklarım gerek siyasetin ve Adalet Bakanlığı’nın gerekse de HSK’nın birinci dereceden gündemi olması gereken temel bir ülke meselesidir.  Zira  yargıyı kişisel çıkar ve husumet aracı yapanlar FETÖ’cü  olmasalar bile FETÖ’ye  hizmet etmenin yanında, FETÖ gibi ülke bekâsını yakından ilgilendiren bir konuda idare gemisini karaya oturtma tehlikesiyle karşı karşıya  bırakmaktadırlar.

Sait ÇELİK 2.5 yılını ve  4 yıldır izahı mümkün olmayan yaşadıklarını ülkesi için seve seve yok sayar, ülkemizin istiklali ve istikbali için gayret edenlere de hakkını helal eder. Ancak bu yapılanlar kişisellikten ve  sadece kişiler arasında geçen adi suçlar kategorinden  çoktan çıkmıştır. Vatana ihanetle eşdeğer organize eylemlerdir ve affedilebilir şeyler değildir. Failler bilerek, isteyerek, tasarlayarak ve taammüden hukuku katletmişledir. Uşak’ta daha bir çok skandallara imza atmışlar ve arkalarında ağır faturalar bırakarak halkın yargıya güven endeksini  çok ciddi oranda aşağı çekmişlerdir. Bu dahi tek başına  affedilir bir şey değildir. Bakın neler yaptılar! 

 Savcılık ve Son Mütalaa

Mahkemede  savunmamı yaptım. İddianamede ileri sürülen iftiraları tek tek çürüttüm. Bir kısmını çürütebilmek için ilgili mercilerden  delil toplama ve tanık dinletme taleplerinde bulundum. Daha önce  cezaevinden yazdığım elli civarındaki  dilekçedeki   her bir talebim  yeni yeni bilgileri ve delilleri içeriyordu. Mahkemede hepsini derli toplu tekrar ettim ve taleplerimi tekrar tekrar yeniledim.  Savunmamda da ileri sürdüğüm somut belgelere ve ortaya çıkan yeni durumlara  rağmen Uşak başsavcılığı üzerinde hiç çalışmadı. İlgili mercilere müzekkere yazmadı. Lehimdeki delilleri toplamadı, duymadı görmedi bilmedi!

Yargılanmam, bir hafta arayla yangından mal kaçırırcasına iki celsede tamamlandı. Savcılık son mütalaasında sanki mahkeme yapılmamış,   bir çok husus tarafımdan somut belgelerle çürütülmemiş, yaptıkları fahiş hata ve kasti cürümler ortaya konmamış gibi,   daha önce yazılan iddianame üzerinde hiç çalışma  yapma ve oynama  gereği dahi duymadan, başsavcının hazırladığı iddianamenin aynısını kopyala yapıştır metoduyla  tekrar etti. Kopyaladı, yapıştırdı al sana mütalaa!

Halbuki, hiçbir mesai harcamadan ve mesleki bir  nosyon göstermeden, yokluğu varlığından çok daha hayırlı böyle bir duruşma savcılığı için Hukuk Fakültesi okumaya gerek yoktu! Bunu bilgisayar işletmeni   bir memur zaten yapabilirdi! İsmini zikretmiyorum. Duruşma savcılığının hukuk nosyonu gerektirip gerektirmediğini   düşünmesini, özeleştiri yapmasını bunca yıllık akademisyenliğime güvenerek kendisine tavsiye ediyorum.  Sanıyorum duruşma savcılığı konu mankenliği değildir!

Mamafih, gerek  savcılık ve gerekse hakimlik bunu ilk defa yapmıyordu. Cezaevinden her ay FETÖ’cü olmadığıma dair  bilgi ve belgeler eşliğinde yaptığım tahliye talepli dilekçelerime de kopyala yapıştır metodu ile ret kararları vermişlerdi.   Hangi belgeyi sunarsam sunayım  ve her ne yazarsam yazayım, tahliye taleplerim hep aynı cümlelerle reddedildi. Öyle ki, kopyala yapıştır yapılırken eski metne ait tarihleri  bile değiştirmediklerini  kahrolarak gördüm. Derdinizi duvarlara anlatıyordunuz. 

Biz cezaevinden derdimizi savcılığa ve hakimliğe anlatmaya çalışırken, polis ve savcılık tarafında kendine garanti verildiği anlaşılan,  şifresi birkaç ayrı kişide olan,      Hasan Rıza İLBEYLİ hesabının Sezayi DAŞDEMİR’in 0531 *****07  nolu  telefonuna ve  e-posta adresine bağlı olduğunu tespit ettiğimiz şaibeli memur Sezayi DAŞDEMİR, kendi gerçek hesabında şöyle bir paylaşımda bulunabiliyordu. İbretle inceleyiniz.

Başsavcı ve terör savcısı sözde gizli soruşturma yürütüyorlardı. Ancak yazdığım dilekçelerden Sezayi’nin haberi vardı.

Üzülerek söylüyorum.  Savcılığın  kes/kopyala/yapıştır,  metoduna dayalı çalışmaları   benim için tam bir hayal kırıklığı olmuştur.   Bizler  akademisyen ve hoca kimliğimizle kopyala yapıştır yapan öğrenciyi affetmez, kırık notla dersten bırakırız. Zira kopyala yapıştır, öğrencinin sorumluluğunu yerine getirmediğinin, verilen araştırmayı  yapmadığının ve  savsakladığının en somut  göstergesidir.  Karşı karşıya bulunduğumuz durum tam da budur…  

Dersini çalışmayan, kendisine sunulan belge ve bilgileri umursamayan, değerlendirmeyen bir Adliye ile muhatap oluyorduk.   Dahası lehimdeki delilleri görmezden gelmekten çok öte bir durum yaşıyorduk.  Kötü niyet içeren uygulamalarıyla bir Adliye ile   değil, yetkilerini kötüye kullanan bir  hasımla  karşı karşıya olduğumuz açıktı.  Ve ben kimi kime şikâyet ediyordum veya edecektim?

Sonuç olarak, Cezaevinden savcılığa ve hakimliklere defalarca yazdığım dilekçelerde, lehimde olan delillerin toplanmasını ve araştırılmasını istediğim hiçbir  talebimin yerine getirilmediğini, mahkeme sırasında üzülerek gördüm. Öyle ki, dilekçelerim ya  hiç okunmuyordu, ya da dikkate alınmıyordu!  Beni ellerimi kelepçeleyip diri diri mezara gömmüşlerdi. Mahkemedeki yargısız infaz sürecinde yaşadıklarım, savcılık ve mahkeme bağlamında  “al birini vur ötekine” gibi bir garabetle karşı karşıya olduğumu göstermişti. 

 Daha da kötüsü tüm sorumlular  bu hukuksuzluklara  her nasılsa ikna ediliyordu? Uşak’ın eşrafı, siyasi aktörleri  ve birçok sivil toplum kuruluşuna kadar çok sayıda kişi ve kurum bu rektör FETÖ’cü değil diye feryat edip kefaletini açıkça ortaya koyarken bütün bunlar yaşanabiliyordu!  İşte beni kahreden ve ülkem adına yeise düşüren en can acıtıcı gerçek buydu!

 Bir  FETÖ şüphelisine  üniversiteden Volkan TURAN adlı bir öğretim elamanıyla beraber   şahsıma  iftira attırmak için  baskı yapan terör savcısı Bahadır SAKAOĞLU’nun eylemleri,  basında açıkça (yer saat tarih verilerek)  ayrıntılarıyla yazıldı. Şüphelinin  ve iftira ettirilmek istenen    bir başka  akademisyenin  bu yolda şikayetleri  ilgili mercilere ulaştı.  Bu suç ihbarı devletin kayıtlarına ve arşivlerine girdi.  Binlerce yıllık devlet tecrübesi olan kadim bir devlette  yapılan cürümlerin karşılıksız kalacağını düşünmek abestir. Bu fiilin sahibi terör savcısı sosyal medyasında “bizim için milat 17/25 Aralık değil, 29 Ekim 1923’tür” mugalatasıyla hukuksuzluklarına hepimizin ortak değeri devletimizin yeniden doğuş tarihini alet edecek kadar da  uyanıktır. Yaptığı zulme ideolojik kılıf uydurmayı çok iyi bilmektedir.

  

Ekim 2016’da yani tutuklanmadan yaklaşık 2 ay önce terör savcısı Bahadır SAKAOĞLU, geçirdiği kopya soruşturmasından dolayı şahsıma husumeti açık olan  Volkan TURAN  ile birlikte aleyhime  delil oluşturma eylemini  ileride ayrıntısıyla ortaya koyacağım inşallah.   Ancak Mayıs 2017’de ifşa olan bu gerçeğe rağmen, kumpas olduğu açık olan soruşturma dosyası üzerinden, yargısız infaz ve tiyatro niteliğinde bir mahkeme yapılmış,  907 gün cezaevinde tutulabilmiştim. Empati yapınız lütfen, bu  nasıl bir zulümdür!

Evet dönelim konumuza.  Öğrencilerimizde bile  mazur görmediğimiz hatalar zincirinin bir memurumuzda veya hocamızda  olmasına göz yummayan benim idari anlayışım, Uşak adliyesinde yaşananları anlamlandıramıyordu ve halen de adli duyarsızlıkları anlamlandıramıyor! Ancak İddianame yazarı sayın başsavcının yönetiminde maalesef her şey mümkündü.  Türkiye Barolar Birliği Başkanı Sayın Prof. Dr. Metin FEYZİOĞLU’nun aşağıdaki twiti,  Uşak Adliyesi yönetiminin içler acısı halini ortaya koymakta, konuyu  başsavcının bir başka skandal vukuatı  üzerinden(eski başsavcının başka bir çok skandallarını da   ileriki bölümlerde  yazacağım inşallah)  ulusal gündeme taşımaktaydı:

İddianamenin Sonuç ve Değerlendirme Bölümü:

Lütfen dikkatinizi toplayınız ve ortaya koyduğum belgeye odaklanınız. İddianamenin değerlendirme ve sonuç bölümünün ilk paragrafının fotoğrafını sunuyorum:

denilmektedir.   Başsavcı bu değerlendirmesiyle  iddianamesinde  hiçbir belge ve delil koymadığı bir konuda alenen yalan söylüyor ve  olayın rektörlük seçimleri   yüzünden yaşadığımız kumpas operasyonu  olduğu  gerçeğini örtmeye çalışıyordu.

Şöyle ki;  şahsımın FETÖ’cü olduğuna dair iddiaların 2013 yılından itibaren basın ve BİMER’e yapılan müracaatlarla  başladığını iddia  ediyordu. Allah’tan korkmuyor, kuldan utanmıyor, açıkça yalan söylüyordu.

Şimdi  buradan açıkça soralım. Başsavcı  yapılan aramalardan ele geçen…”  hangi basındaki yazıdan bu sonuca ulaşmıştır?   FETÖ’cü olduğuma dair 2013 YILINDAN İTİBAREN  BASINDA ÇIKAN YAZILARI ele geçirmek için devletin üniversiteyi emanet ettiği bir rektörün konutuna gece baskını yapmaya gerek olmadığını sanırım her normal insan bilir.

Şimdi bu yazıyı  okuyan herkes  ama herkes  basit bir internet araştırması ile başsavcısının şahsıma  açık iftirasını tespit edebilir.  

Basında çıkan yazılarla ilgili iddianamede hiçbir belge ortaya koymadığı halde “yapılan aramalar sırasında el konulan belgelerden…” denilerek, sanki baskın sırasında  FETÖ’cü olduğuma dair bir delil elde etmiş  algısı meydana getirerek,  iftirasını meşrulaştırmaya çalışan bir başsavcıdan kim korkmaz?  

Bunu yapıyor çünkü o bir başsavcı!  Devlette kritik bir görev icra ediyor ya… Neden inanılmasın?  İddianamenin pek çok yerinde yaptığı gibi burada da böyle bir yalanı ve çarpıtmayı bulunduğu makama nasıl yakıştırabilmiştir. Bu nasıl  bir cürettir!  Bu kadar ucuz mudur bu işler?  Devletimim sorumlu tüm makamlarına maruzatımı ve suallerimi bu vesileyle iletmiş olayım.

 Hakikat şu ki; bu iddia   tamamen asılsızdır. Başsavcı gerçeklere aykırı  beyanlarda bulunmaktadır. Zira ben  rektör atandıktan sonraki ilk dört yıl  yani 2011, 2012, 2013 ve 2014 yıllarında basında beni  “FETÖ/PDY” ile ilişkilendiren  tek bir yazı dahi çıkmamıştır. Basında böyle bir veri de  yoktur. Savcının baskınında da böyle bir veri ele geçirilmemiştir! Böyle bir veriyi elde etmek için ayrıca gece  baskına da gerek yoktur! Google taraması yeterlidir!

 Basında  şahsıma  dair FETÖ ile  ilişki iftirası 20 Nisan 2015 yılında yapılan rektörlük seçimleri sathı mailinde   ortaya çıkmaya başlamıştır.   Şöyle ki,

Aleyhime yalancı tanıklık yapan Dr. Öğretim Üyesi Selcen Özyurt ULUTAŞ  kendi desteklediği rektör adayının atanmasını sağlamak amacıyla, rektörlük seçiminden sadece 11 gün önce, 9 Nisan 2015 kargo tarihli Cumhurbaşkanına  bir ihbar yazısı göndermiştir.  Bu deli saçması ihbar savcılık iddianamesinde  (İddianame sf.91-101) önemli bir yer tutmuştur. Selcen Özyurt  ULUTAŞ isimli  müfterinin gönderdiği yazı    kendi içinde  tutarsız ve çelişkilerle doludur.  Desteklediği rektör adayı Rıfat OKUDAN dışında diğer tüm rektör adaylarını, hatta aday olma ihtimali olan üniversitedeki tüm profesörleri FETÖ’cülükle suçlamış ve  bu saçma sapan ihbar, iddianamenin önemli bir parçası olabilmiştir! 

Dahası şahsıma husumeti açık olan bu hastalıklı düşüncelerin sahibi, bu vasfıyla tanık özelliği taşımadığı halde  savcılık tanığı yapılmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi de  bu kişinin tanık olma vasfını haiz olmadığını bile bile  dinlenmiş ve ilgili kısmın  fotoğrafını aşağıda sunduğum üzere, cezalandırılmama gerekçe yapmıştır. 

Soruşturmanın Açılma   Tarihi Manidar!  

Eski başsavcı ve dahil olduğu ekip rektörlük seçim mağlubiyetini içine sindirememiş ve tekrar rektör atanmamdan sadece 16 gün sonra,  2 Haziran 2015’te UYAP’a kaydettiği dosya ile  hakkımda FETÖ soruşturması başlatmıştır (İddianame, sayfa: 20).

Üstelik o sıralar rektörlüğe atanmamla birlikte Uşak Adalet Komisyonu Başkanı ile birlikte şahsımı tebrik etmek üzere makamımda ziyaretime gelerek atanmamdan duyduğu memnuniyeti dile getirmişti! Hatta ziyaretinde, rektörlük seçimlerinde dışarıdan yapılan  müdahaleleri de konuşmuştuk. İlginçtir ki eski başsavcı, Uşak Adalet Komisyonu Başkanı ile birlikte kısa süre önce de Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri İzleme Kurulu Başkanlığına beni seçmişlerdi! Bu tarz bir sinsilik size tanıdık geliyor mu?  Gelmesi lazım! Zira bu tür sinsiliği artık tüm ülke  hem de çok ağır bir bedel ödeyerek öğrendi!

Başsavcının Adliye’yi Dizaynı

               Eski başsavcı birlikte çalıştığı, Adalet Komisyonu Başkanını da sıkboğaz etmiş, ekibi vasıtasıyla HSYK’ya şikayet edilmesini de sağlamıştır.    Sayın başkan bizzat bana    “bu hukuk anlayışındaki bir başsavcı ile çalışılamaz” demiş ve  tayinini alıp Gaziantep’e gitmek zorunda kalmıştı. Eski başsavcı bununla da kalmamış,  onun yerine atanan Adalet Komisyonu Başkanını da diğer başkan gibi alicengiz oyunları ile bunaltmış ve   onun  FETÖ davalarına bakan Ağır Ceza Mahkemesi’nden başka bir Ağır Ceza mahkemesine kaydırılmasını sağlamıştı!  Ancak FETÖ’cülerin yapabileceği bu tür istiskallere ve sıkıntılara maruz bırakıldıklarını her iki başkanın da kendisinden dinlemelisiniz.

Başsavcının tutuklama yetkisini haiz mahkemeler üzerindeki operasyonları hakkında bilgi sahibi değilim. Ancak yukarıda izah ettiğim operasyonlar çerçevesinde    FETÖ davalarında at koşturacağı bir  Ağır Ceza Mahkemesi yapısı oluşturduğunu gayet net biliyorum!  Sonuç olarak sayın başsavcı  FETÖ davalarına bakan kendi anlayışına   uygun bir başkan atanmasını bir şeklide sağlayarak kendi ekibini kurdu. Nitekim FETÖ davasına   bakan Ağır Ceza Mahkemesinde bu odaklanma sebebiyle yargısız infaza uğratıldım. Böylelikle hukuk ayaklar altına alınabildi ve kim bilir daha nice kumpaslar kurudu!  Nice canlar yakıldı… Yargısız infazla bana, aileme ve Uşak’a büyük zararlar verdiğini düşündüğüm  Ağır Ceza Başkanı’nın, Yargıtay üyeliğine atanma  beklerken,  2018 yaz kararnamesinde tenzili rütbe ile İzmir hakimi  olarak tayin edildiğini  duyduğunda sinir krizi geçirdiği ve adliye kapıları yumrukladığı  rivayetini de zikretmiş olayım. Yazık…

Kesin Olan Şey!

Rektör adayı olmasaydım FETÖ’cü olmayacaktım! Yeniden atanmasaydım eski başsavcı ve ekibi  hazımsızlık yaşayıp soruşturma başlatmayacaktı. Kesin  olan şey  budur ki  Uşak Adliyesinde yukarıda bahsettiğim kadrolaşma ve odaklanma yaşanmasıydı şahsıma operasyon düzenlemeye cesaret dahi edemeyecekti!

Eski başsavcı, Sayın Cumhurbaşkanımızın beni  yeniden atamasının hemen ardından hakkımda işlem başlatmıştır? Rektör olarak atanmamı, organize iftiralara ve en üst düzeyde  müdahalelere rağmen,  engelleyememişlerdir.   Bu aşamadan sonra B planına geçtiler ve Ankara’yı da ikna edecek hile ve desiselerle kumpas organizasyonunu başlattılar ve başarılı oldular.  BU TAKTİK FETÖ TAKTİĞİ DEĞİL Mİ sevgili okurlar? 

Dört yıldır ailecek inanılmaz süreçler yaşayan birisi olarak şu  soruları sormaya hakkım var sanıyorum: Eski başsavcının FETÖ’cü olduğumdan şüphesi var ise:

  1. Cezaevleri İzleme Kurulu Başkanlığı gibi kritik bir göreve,  FETÖ ihanetinden sonra, niçin beni  seçmiştir?  Neden bu seçimde bir mahzur görmemiştir?
  2. Rektörlüğe atandıktan sonra hayırlı olsun ziyaretine gelmekte neden mahzur görmemiştir   
  3. Madem ki FETÖ’cü olduğumdan şüphesi vardı, niçin Sayın Cumhurbaşkanımızın yeniden rektörlüğe atamasının hemen ardından hakkımda işlem başlatmıştır? Daha önce neden  böyle bir işlem başlatmak aklına gelmemiştir?                                          

Binlerce yıllık kadim bir devletin hukuk  sistemindeki bir başsavcının bu kadar keyfi davranmaya ne hakkı var ey necip milletim, ey aziz devletim!

Şu an resmi yetkim olmasa bile, devletin verdiği  resmi yetkiyi paravan olarak kullanan eski başsavcı ve ekibi gibi yalancı ve iftiracı değilim. Ne söylediğimin farkındayım ve yazdıklarımın gerçekliğini  devletime ve milletime taahhüt ediyorum. Yazdıklarımda en küçük bir hilafı hakikat bulsalardı bir kaşık suda fırtına koparacak şekilde şebekenin elemanlarına anında açıklama yaptırmaktan kaçınmazlardı… Aksini iddia eden varsa  hodri meydan!

Rektörlük Seçimleri Neden Kaldırıldı

Üniversite rektörü; üniversite, YÖK ve Cumhurbaşkanlığı olmak üzere üç aşamada yapılan seçimle belirlenmekteydi. Dışarıdan bakanlarca demokrasi göstergesi gibi algılanan rektörlük seçimlerinin,  üniversitelerde onulmaz yaralar açtığı, çalışma barışını bozduğu, üniversite çalışanlarınca çok  iyi bilinmektedir. Bu nedenle üç aşamalı olan seçimlerin ilk ayağı olan üniversitedeki seçimler kaldırılmıştır. Birileri demokrasi iddiasıyla bu seçimleri savunsa da yaşananlar demokrasiye değil akademik hayatı karıştırmaya fitneye ve sistemi felç etmeye hizmet ediyordu.  Yeni uygulama üniversitelerde  huzur ve çalışma barışını tesis etmek  amacıyla tasarlanmıştır.  

7 Temmuz 1992’den beri yapılan rektörlük seçimlerinde dönemin icabına göre adayları destekleyen gruplar  birbirlerine iftiralar atarak diğer adayların oy almalarını ve atanmalarını engelleme teşebbüslerinde bulunmuşlardır. Seçim sonrası da husumetler  maalesef devam edip gitmektedir.  Otuz yılı aşkın akademik hayatım boyunca çok sayıda rektörlük seçim süreci gördüm. Seçim öncesi ve sonrası akademik hayata  yakışmayan bir çok  olaya tanık oldum. Zaman oldu rektörlük seçimlerine askerler müdahil oldu. Özellikle 28 Şubat sürecinde bu etki zirveye çıktı. Bu dönemde diğer bir adayı  karalamak için    irticacı, PKK’lı, İrancı  gibi iftiralar atılırdı. 17/25 Aralık ihanet sürecinde ise doğal olarak FETÖ’cü/Paraleci iftirası atarak rakip adayların atanması engellenmeye çalışıldı.

Benim başıma gelenler de tamamen rektörlük seçimleri yüzdendir. Bazı yetkililerin, yeniden rektör atanmamdan dolayı  bu sonucu, demokrasi dışı yollarla ortadan kaldırmak için, görevini kötüye kullanılmasından başka bir şey değildir. Kendilerini   hiç alakadar etmediği halde bazı  devlet kurumları başındaki kişilerin rektörlük  seçimlerine müdahil olmaları  ibretliktir. Yaşananlar Cumhurbaşkanımızın şahsımı yeniden rektör olarak atamasının hazımsızlığından başka bir şey değildir. Bir başka açıdan bakıldığında bilim insanlarının, YÖK’ün ve Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesi sonucu ortaya çıkan sonucu, hile ve desise ile   yok ederek  Sayın Cumhurbaşkanının iradesini ortadan kaldırma projesidir.  Maalesef başarılı da olmuş görünüyorlar!  

FETÖ İnceleme ve Soruşturma Komisyonu

15 Temmuz hain işgal girişiminden hemen sonra üniversitedeki FETÖ’cüleri tespit etmek ve haklarında gerekli disiplin işlemleri yapmak amacıyla FETÖ İnceleme ve Soruşturma Komisyonu kurmuştuk. Görev, oldukça hassas ve zor bir görevdi.  Komisyonun üniversitedeki disiplin işlemlerini iyi bilen profesörlerden oluşması gerekiyordu. Akademik camiada,  asli görevi olmayan bu tür işlemleri yapacak gönüllü hoca bulmak oldukça zordur.  Kimse bu tür görevleri yapmak istemez.  Bu yüzden komisyonda görev alacak ve görevi hakkı ile yerine getirebilecek isimleri üç rektör yardımcımızla birlikte titiz bir çalışma sonucunda tespit etmiş ve resmi yazı ile kendilerine iletmiştik.

Komisyon hızlı bir şekilde ve fedakârca çalışmaya başladı. Mesai  sonrası akşamları geç saatlere kadar, hatta hafta sonları da çalışmaya devam ediyorlardı. Bu çalışmalar FETÖ’cüleri ve bazı mihrakları oldukça rahatsız ediyor olacak ki komisyon aleyhinde algı oluşturma ve yıpratma amaçlı iftiralar  çok geçmeden başlamıştı. Üniversitede disiplin dosyası hayli kabarık bir memur olan Sezayi DASDEMİR, twitinde aşağıdaki gibi paylaşımlar yapıyordu. Yukarıda kısaca bahsettiğim ileride tafsilatlıca savcılık ve emniyet bağlantıları ile yazacağım DAŞDEMİR savcılıktan aldığı bilgiler doğrultusunda bu yayınları yapıyordu!  31 Ekim 2016 tarihli bu paylaşım, ben tutuklanmadan çok önce yapılmıştı. Savcılık  iddianamesinin dayanaklarını kendince belirlemiş, DAŞDEMİR’i yıpratma amaçlı kullanmaktaydı!  Kanaatim bu yönde…

Bu memurun şehirden yakın arkadaşı Muhterem KURUÇAY da FETÖ İnceleme ve Soruşturma Komisyonu’nun  FETÖ’cülerden oluştuğunu ve FETÖ’cüleri koruyup kolladığını iddia ederek arka arkaya gürültülü basın toplantıları düzenliyordu (//www.usakajans.com/flas-haber/bu-sorular-cevap-bekliyor-h53222.html). 

Fedakarca çalışmalarına rağmen, arka arkaya ağır iftiralara uğrayan komisyon üyeleri, kendilerini sürekli baskı altında hissediyordu. Toplu olarak veya ayrı ayrı makamıma gelerek görevden aflarını talep ediyorlardı. Kendilerine, ülkemizin bekâsı için önemli bir görev yaptıklarını, bunu bugün siz yapmazsanız kim yapacak, güvendiğimiz için bu görevi size verdik, yapmak zorundayız, diyerek ikna edip gönderiyordum.  Bu süreçte FETÖ’cü olmadığından emin olduğum bir komisyon üyesi hakkında Hatay Başsavcılığı’nca  işlem başlatıldı. İşlem sebebini bildiğim için suçsuzluğundan emindim ama bu gürültülü algı operasyonları karşısında onu komisyonda tutamazdım.   Kendisini teselli ettikten sonra komisyondan ayrılmasının daha etik olacağını ifade etmem üzerine hemen istifasını sundu. Bu arkadaşımız hakkındaki FETÖ iddiası BERAAT kararıyla     sonuçlanmış olup,  halen Uşak Üniversitesinde profesör olarak çalışmaktadır. Ancak   yaşadıklarının telafisinin mümkün olduğunu sanmıyorum. Sezayi DAŞDEMİR gibi haysiyet  cellatlarıyla aynı kurumda çalışıyor olmanın  bile bu gibi arkadaşlarıma oldukça ağır geldiğini biliyorum!  

Şahsım tutuklandıktan sonra da  FETÖ İnceleme ve Soruşturma Komisyonu hakkında iftiralara devam edildiğini  görüyoruz. Aşağıdaki twitler bunlarla ilgili somut örneklerdir:

Hüseyin Ufuk UĞUR ve İLBEYLİ

Bu paylaşımları yapan kişilerin eski başsavcı ile çok yakın ilişkiler içinde olduğunu biliyorduk. Yukarıda ifade ettiğim gibi Hasan Rıza İLBEYLİ hesabı Sezayi DAŞDEMİR adına kayıtlı şifresi birkaç  kişide birden olan bir hesaptı. Şifre sahiplerinden birinin Hüseyin Ufuk UĞUR olduğunu, siber uzmanı olduğunu söyleyen Mustafa MANAV adlı bir kişi  ben cezaevindeyken tespit etmiş ve sosyal medyasında yayınlamıştır:

Hüseyin Ufuk UĞUR’un, şahsım hakkındaki iddianameyi eski başsavcı ile birlikte sabahlara kadar hazırladığını söyleyerek övündüğünün bir çok tanığı vardır. Bu kişi aynı zamanda protokol üyelerinin olduğu bir etkinlikte, rektör olarak konuşma yaptığım sırada, yanındaki kişilerin duyacağı bir sesle “konuş konuş  15 gün sonra tutuklanacaksın” diyen,  dediği de aynen çıkan kişidir. Bu kişi Uşak Belediye Başkan Yardımcılığı da yapmaktaydı. Bu işlerin belediye içindeki organizasyonuna dahildir. Savcılığın hazırladığı iddianamede tanık sıfatıyla, avukatlığın da verdiği ince bir işçilikle, iftira edenlerin başında gelen bir kişiliktir.  Bu arkadaşı  ve bağlantılarını daha sonraki bölümlerde tafsilatıyla ele alıp iftiralarını belgeleyeceğim inşallah.

            Ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada bizler, üniversitede FETÖ’cüleri tespit etme ve haklarında işlem yapmak üzere görevlendirdiğimiz FETÖ İnceleme ve Soruşturma Komisyonu hakkında iftira atan,  çalışmasını engellemeye çalışan şebekenin arkasında eski başsavcının olduğunu net olarak  gördük. Olayları sıcak olarak yaşarken bunu tam olarak görmek mümkün değildi. Tutuklandıktan ve soruşturma dosyasına vakıf olunca gördüm ki, bu çete üyelerinin   Uşak basını önünde yaptıkları iftiraların  aynısı başsavcının hazırladığı dosyada da vardı. Dosya bu çete üyeleri açısından hiç bir gizlilik  taşımıyordu!  Başsavcı hazırladığı iftira nitelikli iddialarını bu çete vasıtasıyla dillendirmiş ve bir FETÖ klasiğiyle kamuoyu oluşturmuştu. Bu sırada haklarındaki iddialardan oldukça rahatsız olan FETÖ İnceleme ve Soruşturma Komisyonu üyeleri baskı altında rahat çalıştırılmamıştı. Aslında başsavcı bu yolla da FETÖ’ye hizmet etmişti! Nasıl mı?

Bakınız! başsavcının hazırladığı iddianamenin değerlendirme ve sonuç bölümünden ilgili paragrafın fotoğrafı çekerek sunuyorum. Dikkatle okuyunuz..

Temel Fıkrası ve Eski Başsavcı  Mustafa GÜMÜŞ!

Temel'in meşhur bir fıkrası vardır. Temel otoyolda ters yöne girer. Temel'i gören trafik polisi, sürücüleri uyarmak için radyodan anons yapar: "Dikkat ters yönde ilerleyen bir araç var." Bu anonsu duyan Temel bağırır: "Ne bir tanesi hepsi hepsi...” 

Başsavcının İddianamedeki bu değerlendirmesini okuyunca  aklıma bu fıkra geldi. Doğru yapılan her şey başsavcı için suçtu!  Doğru istikamette giden işlerin hepsini suç ilan etmekte ve alenen  suç uydurmaktaydı HUKUK NOSYONU ve HUKUK BİLİMİ adlı  otoyolda  ters giden başsavcının bizzat kendisiydi.  Başsavcının bu  değerlendirmesinin ve iddiasının  nasıl bir hile ve desise olduğunu  tahmin ve tasavvur edemezsiniz   

 

Örneğin;

  1.  Eski başsavcı Mustafa GÜMÜŞ  “Komisyonun oluşum tarzı” cümlesiyle ne kastediyor olabilir? Komisyonun oluşum tarzı savcı için  bir delilse, bu oluşum tarzındaki sorunu açıklaması gerekmez mi? Açıklamıyor…! 

Halbuki bu komisyon  2547 sayılı YÖK kanununa göre kurulan bir komisyondur. Oluşum tarzı ve  görevleri bellidir.

  1. Eski başsavcı Mustafa GÜMÜŞ   “tanıkların seçiliş biçiminde” de sorun görmüş.

FETÖ İnceleme ve Soruşturma komisyonu, tanıkların seçiliş biçiminde nasıl bir yanlışlık yapmış?  Ne gibi bir suç işlemiş? Başsavcı neden şüphelenmiş?  Açıklama yok.  Sorun varsa açıklaması gerekmez mi? Hiçbir örnek yok. 

  1. Eski başsavcı Mustafa GÜMÜŞ’e göre  “tanıklara yöneltilen soruların mahiyeti”  de uygun değil!  Sorunlu!  Peki sorun nedir? Nasıl sorunlu? Neden  sorunlu? Hiçbir örnek yok..

Savcıya göre komisyonun oluşumutanıkların seçiliş biçimi, tanıklara yöneltilen soruların mahiyeti uygun değil, işte o kadar!  Neden, niçin  önemli değil. Böyle buyurdu Zerdüşt! Hikmetinden sual olunmuyor! Kim bu adam? Böyle  kritik bir dönemde bir ilin başsavcısı! 

Bir üniversitenin rektörü hakkında uydur kaydır  iddianame yazıyor ve bunların fark edilmeyeceğini, tarihe geçirilmeyeceğini düşünüyor. Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır!

Sonuç olarak 7 adet profesörden oluşan komisyonun vahim yanlışlar yaptığını söylüyor. “Komisyonun oluşum tarzı, tanıkların seçiliş biçimi, tanıklara yöneltilen soruların mahiyeti şeklinde başlıkları veriyor.  Fakat komisyonun   hangi yanlışlıkları yaptığına, bu yapılanların nasıl suç oluşturduğuna dair en ufak  somut bir örnek vermiyor. Vermeli değil miydi? Mesnetsiz iddiaların üstüne iddia makamı, niyet okuyarak veya art niyetle iddia mı kurar? Kurarsa bunun adı savcılık mı olur?  

Başsavcının Komisyon’a Aleni İftirası

Şimdi gelelim bu uydurma gerekçeler üzerine savcının FETÖ İnceleme ve  Soruşturma Komisyonuna yaptığı bühtana..!  İftiraya desek gençler de anlar herhalde… Aynen Şöyle diyor eski başsavcı…  “…oluşturulan komisyonun FETÖ ile ilişkili kişileri açığa çıkarmaktan ziyade kamuoyu ve yetkili makamlar nezdinde FETÖ ile mücadele ediliyor algısını oluşturmak amacını taşıdığı, örgüt ile ilişkili kişileri gizlemeye yönelik olduğu  sonucuna ulaşmıştır…

Soruyorum… Ey eski  başsavcı! İddian çok büyük  ve yukarıda yazdığım gibi şebekenin iftiralarının aynısı! Tesadüf değil herhalde! Hiçbir somut gerekçe sunmadan bu sonuca nasıl ulaştın ve niçin sivil iftiracı elemanlarına servis ettin? Ahlakın ve  vicdanın bunu söyleyebilmene nasıl izin verdi? Torunlarına nasıl bir soy isim bırakıyorsun? Hiç mi Allah’tan korkmaz, kullarından utanmazsın? Yoksa sonuca ulaşmak için her yolu mubah gören sinsi bir  FETÖ’cü müsün? Zihniyetin FETÖ zihniyeti. Kimliğin de elbette er ya da geç gerçek haliyle ortaya çıkar. Sana göre;

  1. Oluşturulan komisyonun FETÖ ile ilişkili kişileri açığa çıkarmaktan ziyade kamuoyu ve yetkili makamlar nezdinde FETÖ ile mücadele ediliyor algısını oluşturmak amacını taşıyor.
  2. Komisyon örgüt ile ilişkili kişileri gizlemeye yönelik davranmış. 

Yani komisyon FETÖ’cüdür? Öyle mi?  Peki öyle ise bu 7 kişilik komisyon hakkında ne işlem başlattın? Başlatmadı isen neden başlatmadın?

Bu soruların başsavcı açasından tek bir açıklaması var.  Bu suçlamaların kendi iftirası olduğunu gayet iyi bildiği için komisyon hakkında hiçbir  işlem başlatmamış, başlatamamıştır. Cezaevinden, iddialarınızın  gereğini  yapın diye  defalarca yazdığım ve talep ettiğim halde  işlem başlatamadılar!   Somut gerçek budur.  

Şimdi  tekrar soruyorum: Üniversitede  FETÖ ile mücadelede fedakarca çalışan komisyonu kasıtlı olarak zan altında bırakarak,  baskı altına alarak, ve komisyonla ilgili iftiraları bir ilin başsavcısı sıfatıyla üreterek  kime  hizmet ettin Mustafa Gümüş?   Böyle bir fiil,    bir ilin başsavcısı için iddia edilip  geçiştirilebilecek  bir husus olabilir mi?  FETÖ ile mücadele eden Profesörler hakkında bırakalım sorumsuzca terör örgütü üyesi suçlaması yapmayı, bin defa düşünmeli ondan sonra bir söz söylemeliydiniz.  O bilim adamlarının bir çoğunun neredeyse senin yaşın kadar akademik tahsil ve terbiyesi var.  Bu saygın bilim insanlarının yanında  haksız ve hukuksuz olarak    canını yaktığın bir çok kişi dünya  ve  ahirette  ebediyen kâbusun  olacak senin! 

 Sayın Başsavcı, FETÖ İnceleme ve Soruşturma Komisyonunun FETÖ’cüleri koruduğunu iddia ediyor, ancak ilgili kişiler hakkında en asgarisinden FETÖ’ye yardım ve yataklıktan işlem başlatmıyor.  Çamur at izi kalsın diyor!  

Ancak, Rektör FETÖ’cü  değil diyerek doğruya şahitlik eden  basın  mensuplarını, FETÖ ile örgütsel bir bağ tespit edilememekle birlikte  FETÖ’ye bilerek isteyerek yardım suçlamasıyla, üstelik de tutuklanmayı gerektirecek bir sebep olmadığı halde tutuklatıyor.  Görevi başında hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan  komisyon üyelerini çalıştırmamak için 7 Profesörümüzü FETÖ’cü ilan ediyor. Buna da  devlet görevi  yaptım diyor! Öyle mi?

  

FETÖ ile alakası olmayan kişileri FETÖ’cü ilan etmek bir FETÖ karakteridir. Bunu herkes bilir.  Devletin en kritik yetkilerini kullanan bir başsavcıya böyle bir tutum asla yakışmaz.  Lakin bizim başsavcının  maksadı üzüm yemek değil bağcı dövmekti! Dövdü de nitekim..

 Komisyonun Çalışmaları Mahkumiyete Nasıl gerekçe Yapıldı!

Başsavcının kasıtlı iddiaları ve  buna dayanan FETÖ İnceleme ve Soruşturma Komisyonu işlemleri,  maalesef mahkemede  mahkumiyetime   gerekçe yapıldı. Ağır Ceza Mahkemesinin, komisyon bahanesiyle aldığı gerekçeli kararın ilgili kısmının fotoğrafını çekerek sunuyorum: Dikkatle okuyunuz lütfen.

Haydaaaa demenin tam yeri! İddia makamı, Komisyon soruşturmaları sırasında elde edilen sonuçların adli mercilerle paylaşılmadığı suçlamasını  yapmış!     Mahkeme de verdiği ağır cezaya bu konuyu gerekçe yapmıştır. Suç olmayınca suç işte böyle uyduruluyor!

2547 sayılı yasa gereği  soruşturma komisyonu savcılık  gibi tamamen bağımsız  çalışmaktadır. Sonuçlarını kimle ne zaman paylaşacağını yasaya uygun olarak komisyon kendisi karar verir.  Başsavcıya ve Ağır Ceza Mahkemesi heyetine öncelikle şunu sormak gerekiyor. Komisyon yanlış yaptıysa bunun hesabını komisyondan değil de niçin benden sordunuz? Ötekinin hesabını berikinden soran ve bunu karara yazan böyle bir hukuk düzeni olur mu?    

Velhasıl Mahkeme heyetinin yaptıkları Karakuşi kadı fıkralarından daha öteydi, ama fıkra değil gerçekti…  

 Bununla birlikte  ben  rektör olarak FETÖ konusunda komisyon marifetiyle veya farklı birimlerimiz vasıtasıyla   yaptığımız bütün iş ve işlemleri HER GÜN AMA HER GÜN YÖK’e ve FETÖ ile mücadelede maksadıyla ilde koordinasyonu sağlamak üzere kurulan Uşak Valiliği Olağanüstü Hal Birimi’ne yazılı olarak mutlaka  iletiyordum.   Uşak Valiliği Olağanüstü Hal Birimi  de vazifesi gereği gönderdiğimiz  bütün bilgileri,  Uşak Adliyesine gönderiyordu. Zaten valilikteki o birim kurumlar arası koordinasyonu sağlamak için kurulmuş bir birimdi. Sonuç olarak  Savcılığın bu bilgiler bize iletilmedi diye bir sorunu asla yoktu ve olamazdı! 

Eski başsavcı bütün bunları bildiği halde  diğer iddialarında olduğu gibi bu iddiasında da suç uydurmuştur.  Söyleye söyleye dilimizde tüy  bittiği halde Uşak valiliğine bir müzekkere yazarak günlük gönderdiğimiz belgeleri talep  edip dosyaya koymadı. Zira işlerine gelmiyordu!   Gönderdiğimiz belgelerin günlük olarak Uşak Valiliği Olağanüstü Hal Birimi tarafından Uşak adliyesine iletildiğini çok iyi bilen savcılık böyle bir işlemden ısrarla kaçındı.  

Şeytani Bir Oyun: İsminizi Rektör Verdi!

Bizler nasıl bir adliye ile muhataptık, biliniz.   FETÖ’den işlem gören bir çok sanığa “sizin isminizi rektör verdi” diyerek başka bir alicengiz oyunu oynayan Uşak Başsavcılığı ve ekibi nasıl bir oyunun içindeydi?   Adliyeye  düşmüş FETÖ’cülere  rektör FETÖ’cü dedirtmenin bir taktiği de buydu galiba!  Ya da bir taşla iki kuş vurmak istiyorlardı. Ama FETÖ’cüleri aleyhimde nasıl ikna edip söylediklerinize inandırdınız şaştım kaldım doğrusu! Nasıl bir kumpas ile karşı karşıya kaldığımızı düşünebiliyor musunuz sevgili okurlar. Ben cezaevinde, ailem ve çoluk çocuğum ise dışarıda yapayalnız! FETÖ’cülerin üzerimize kışkırtılması ile ne sıkıntılar yaşadığımızı  ve ailem için duyduğum derin endişe ve üzüntüyü tarif etmem  mümkün değil! Bu süreçte ailem  daha güvenli olacağı düşüncesiyle bir dostumuza ait bir apartın bodrum katına taşındı.

Bu konu, Bandırma cezaevi yönetiminin de tanık olduğu bir gerçektir. Bu kışkırtmalar yüzünden koğuş değiştirmek zorunda kaldım. Ancak hiçbir koğuşta da kendimi güvende hissetmedim. Çünkü   cezaevinin bütün  koğuşlarında hakkımdaki dedikodular almış yürümüştü. Ailemi de tedbirli olmaları konusunda sürekli uyarıyordum.

FETÖ’nün  CIA/MOSSAD aleti olduğunu bilen ve ona göre konuşlanmış  FETÖ  düşmanı bir rektörü,  FETÖ’cü diye mahkum ederek FETÖ’cü koğuşlara atmak!  Sonra aleyhime FETÖ”cüleri kışkırtmak ve sahte delil oluşturmak için adliyeye düşmüş FETÖ’cülere  senin ismini rektör verdi diyerek husumetlerini artırmak!    Bu kişilerde bizi rektör yaktı biz de onu yakalım duygusu oluşturmak ve FETÖ’cülerden, rektör FETÖ’cüdür  diye ifade almaya çalışmak!   Aleyhime ifade veren iki kökten FETÖ’cüyü, salıvermek!  Bu şeytanlıklara hangi akıl erer sizce?  Yazık ki ne yazık! 

Sonuç olarak, “Komisyon savcılığa bilgi vermedi”  şeklinde  icat edildiği  çok açık, suç olmayan bu uydurma suç, Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından    mahkumiyetime gerekçe yapılmıştır! 

Başsavcı paslayacak, Ağır Ceza Heyeti röveşataya çıkacak sonra da  ortaya çıkan sonuca biz ve devletimiz yargı hatası mı diyeceğiz?  Değerlendirmede yapılmış ufak tefek  isabetsizliklerdir  mi diyeceğiz?   Rahmetli Mehmet Akif “Edepsizliğin başladığı yerde edebiyat biter,” demiş. Bu teşhis bana edep ve adalet kavramları arasında da  bu tür  bir ilişki var mı, edebin bittiği yerde adalet de biter mi acep  diye düşündürmüştür doğrusu!

Bu ülkenin bir bilimi insanı olarak,  eline düştüğümüz/düşürüldüğümüz öğrencimiz yaşındaki kamu görevlilerinin,  görevi suiistimalde  beis görmeyen kibir  abidesi davranışlarını,  FETÖ’ye hizmetlerini, devletimize  ve milletimize   ihanetlerini, dahası   suç uydurmadaki ve işlemedeki   küstahlıklarını görmekle, altmışa dayanan yaşımda birkaç yaşıma daha girdim…Sabahlara kadar gazino ve pavyonda eğlenerek mesai ’ye sarhoş gelen kritik kamu görevlilerini gördükçe, içim yanıyor ve FETÖ’ye  tekrar tekrar lanet okuyorum…Nitekim, içeri atılmamda savcıyla ortak iş tutan  kolluk müdürünün pavyon önlerinde sık sık kör kütük sarhoş halde kavga ettiği için görevden alındığını duymuştum.  O şimdi tekrar sıyrılıp Uşak emniyette üst düzey bir göreve terfi etmiş… Ne diyelim? Altında  imzası olanlar düşünsün. Hele ki resmi üniformaları altında FETÖ’cüleri koruyup kollayanlar kara kara düşünsün. Gerçeklerin ortaya çıkma diye bir huyu vardır.

Evet kumpas mı yargı hatası mı?  Altı  bölümde KUMPAS olduğuna  hâlâ ikna olmayanlar için daha   ikna edici delillerim var. Bekleyelim  ve hep beraber görelim. 

banner595

Güncelleme Tarihi: 05 Ağustos 2020, 22:53

Kazım ŞEN

banner592
YORUM EKLE
banner591
SIRADAKİ HABER