DİNİNİ YIKAN DİĞER YALANCI TANIK UŞŞAKİ MÜRİDİ SELCEN ÖZYURT ULUTAŞ

DİNİNİ YIKAN DİĞER YALANCI TANIK  UŞŞAKİ MÜRİDİ SELCEN ÖZYURT ULUTAŞ
banner604
banner601

            Diğer bir yalancı tanık da 2015 yılı Uşak Üniversitesi rektörlük seçimlerinde  deli saçması  iftiralarla aktif rol oynayan Dr. Öğr. Üyesi Selcen ÖZYURT ULUTAŞ’tı. Aslında seçim sürecinin hemen öncesine kadar bu şahısla ve bağlı olduğu Uşşaki şeyhi olduğu söylenen Muhammet Bakır MUTLU ile oldukça iyi ilişkilerimiz vardı. Yalancı tanığın ifadelerine geçmeden önce, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için, bu iyi ilişkiler sürecini özetlemekte yarar vardır. Bundan da önce bu memleketin bir evladı ve  bir rektör olarak bu yapılara nasıl baktığım ve ne yapmak istediğim konusunda perspektifimi ortaya koymak istiyorum. Zira günahlarım da sevaplarım da bu bakışımda gizlidir.  İstiyorum ki, okuyucularımız da fikir sahibi olsun.

Rektör Sait ÇELİK Olarak Ülkeme ve Olaylara Bakışım

Belli bir kültürde bu ülkenin değerleriyle yoğrulmuş olarak yetiştim. 12 Mart muhtırasından, 1980 darbesine, 28 Şubat sürecinden  çeşitli darbe teşebbüslerine,  manevi değerlerin dışlanması ve başörtüsü olgusunun meydana getirdiği kavgalara kadar bir çok olayla iç içe yaşadım. Gazetecilere, akademisyenlere, askerlere ve çeşitli toplum kesimlerine karşı  suikastlarla kah  ideolojik bölünmüşlüğe yol açan kavgalara kah ülkenin önünü kesme teşebbüslerine şahit oldum.   Yarım asrı geçen ömrümüzde bütün bu birikim ve tecrübelerimizi  değerlendirebileceğimiz bir makama atandığımda, ideallerimi hayata geçirmenin azim ve kararlılığı içerisinde oldum.

Görev Başladığımda Uşak Üniversitesi

Uşak Üniversitesinde göreve başladığımda son derece sorunlu bir sosyal yapıyla karşılaştım. Çalışanlar arasında ciddi bir gerilim vardı. Bu durum ideolojik ayrışmaları tetikliyor ve sosyal hayatı zehirliyordu.  Vara yoğa soruşturma açılıyor ve adeta bir soruşturma terörü estiriliyordu. Soruşturma geleneğini ortadan kaldırmak için ihtilafları karşılıklı görüşerek ve adil çözümler üretmeye çalışarak  ortadan kaldırmaya gayret ettim. Yine toplumun her kesiminin temsil edileceği ve kendini ÖTEKİ hissetmeyeceği bir ortam meydana getirmeye uğraştım. Kişisel, grupçu ve  ideolojik adaletsizliklere geçit vermedim. Bu çerçevede alevi, sünni, sağcı, solcu, sosyal demokrat, milliyetçi  veya İslamcı gruplar gibi herkese ve her kesime  eşit yaklaşmaya çalıştım. Toplumsal yapılara dair bilimsel projelere ve kurumsal oluşumlara   katkıda bulundum. Böylece sosyal barışın oluşturduğu sinerjiyle çalışarak büyük Türkiye hedefi için  elimizden geleni yapmanın gayreti içerisinde olduk.

Uşşaki Şeyhi Muhammet Bakır MUTLU ile Tanışmamız ve İzlenimlerim

Uşşaki şeyhi Muhammet Bakır MUTLU ile rektörlük görevine başladığım ilk aylarda tanıştım. Uşak Eğitim Bir Sen Başkanı Ramazan AKAR “hocam sizi biraz farklı bir avukat  ile tanıştırmak istiyorum, kendisi Uşşaki şeyhi’dir, hakkında pek çok şeyler konuşuluyor ama tanışmakta yarar var” demesi üzerine gittiğimiz avukatlık ofisinde tanıştım. Ortağı Hüseyin Ufuk UĞUR da oradaydı. UĞUR daha sonra Uşak Üniversitesi Geliştirme Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Uşak Belediye Başkan yardımcısı olacak ki hakkımdaki kumpasta aktif rol oynamış ve avukatlığın verdiği formasyon ile savcılıkta ibretlik bir yalancı tanıklık da yapmıştır!

 İlk tanışmanın ardından Muhammet Bakır MUTLU’nun şahsımla yakınlık kurmak için belirgin bir gayret gösterdiği dikkat çekiyordu. Bir süre sonra Ramazan AKAR, Muhammet Bakır MUTLU’nun beni akşam yemeğine davet ettiğini; yemekte Uşak AK Parti İl Başkanı ve bir milletvekilinin de olacağını söyledi.

O sıralarda Avrupa’nın en büyük altın madeni işletmesi olduğu söylenen Uşak’taki TÜBRAG Metal Madencilik Şirketine, bir Fakülte binası yaptırtmak için yoğun bir kulis faaliyeti içerisindeydim. Uşak’ta valilik ve belediye başta olmak üzere her kurum ve kesim, TÜBRAG’ın yardım için ayırdığı bütçenin kendilerine aktarılmasını talep ediyordu. Her kurum kendince haklıydı ancak yeni kurulmakta olan Uşak Üniversitesi’nin daha fazla ihtiyacı olduğunu, projelerimizle birlikte her platformda anlatıyordum. Bu yemeğin de bir fırsat olacağını düşünerek katıldım. Yemeğe katılmayan milletvekilimiz da  zaten fakülte binası yaptırmaktan yanaydı. Yemekte İl başkanı ve diğer milletvekilimizin de ikna olması üzerine  ibre tamamen Fakülte binası yaptırmaktan yana kaydı. Neticede, Uşak Üniversitesi son derece nitelikli bir Eğitim Fakültesi binası kazanmış oldu.

Muhammet Bakır MUTLU’nun Bana Yanaşma Teşebbüsleri

Bundan sonraki süreçte Muhammet Bakır MUTLU ile sürekli karşılaşmaya başlamıştık. Rektör Yardımcısı Sayın DALKIRAN’ın desteğiyle özel öğrenci statüsünde Yüksek Lisans yapmaya başlamış ve bu vesileyle  Rektör Yardımcısı Sayın DALKIRAN’ın ve daha önceden tanıştıkları anlaşılan Genel Sekreter Adil KARAMAN’ın odasına sık sık geliyordu. Şahsımla yakınlık kurmak için bu kişileri de kullanıyordu. Genel Sekreter Adil KARAMAN ile birlikte  ortağı Hüseyin Ufuk UĞUR’un idare hukukunu çok iyi bildiğini söylüyorlar ve  hukuk müşavirliğimize gönüllü katkı yapmak istediklerini ifade ediyorlardı. Böylece hukuk müşavirliğimize kendilerince destek vermeye başladılar.  Önceleri olumlu katkıları hissediliyordu ancak seçim sürecine doğru bu katkıların da birden olumsuzluğa everildiğini gözlemledim. 

Bir müddet sonra Ramazan’ın son günlerinde ben de onu iftara davet ettim. Ramazanın bitmesine 3-4 gün kadar bir süre kalmasına rağmen “hocam itikafa girecektim ama sizin davetinizi kıramam” diyerek icabet etti. İtikafa genellikle Ramazanın son on gününde girildiği için bu sözleri biraz garip gelmişti. Bu işlerin usulünü erkanını bilmeyen bir şeyh(!) profili çiziyordu. Ayıca  hiç oruçlu gibi bir hali de yoktu. Bu ve benzeri gözlemlerimden dolayı, sonradan duyduğum, Ramazan’da oruç tutmadığı yönündeki dedikodular da  bana inandırıcı gelmiştir.

Kendisi evime geldiği halde kendi evine ve dergâh(tekke) dedikleri yere gelmemem için çeşitli bahanelerle özellikle davet etmekten kaçındığını gözlüyordum. Benden hep bir şeyleri gizlemeye çalıştığı izlenimi ediniyordum.  Konuşmaları sırasında sürekli babasına atıf yaparak onun bu yörede çok sevilen bir müftü olduğunu söylüyor, kendisinin de dini konularda hassas olduğunu ima etme gereği duyuyordu. Ancak davranışlarına bu ima ettiği hususlar  aksetmiyordu. Hal ve hareketleri alışıldık veya beklenen  şeyh profiline hiç benzemiyordu. Bizim neslin yabancı olduğu bir şeyhti!  Moda trendine uygun yırtık ve eskitilmiş kot pantolon giyen, kirli sakal bırakan ve sigarayı ağzından hiç düşürmeyen, mahallesinde  kişiliğiyle oluşturduğu tezada rağmen kendini, babasına ve Seyit oluşlarına refere ettirerek itibar devşiren bir kişilik görümündeydi. Bazen lüks bir Mercedes bazen de ultra lüks ciple gezen oldukça varlıklı bir görünümündeydi!  Yüksek lisans yaptığı hocası Sayın DALKIRAN, Şeyh’in sadece Antalya’da iki yüz ’ün üzerinde  dairesi olduğunu söylüyordu.

Muhammed Bakır MUTLU’nun İlk Falsoları ve Rehabilite Çabalarım

Büyük bir varlığının olduğunu  düşündüğüm için  kampüs merkezinde cami yapma düşüncemi kendisine açarak hayırsever yardımı temin edebilir miyiz diye sorduğumda “hocam sen hiç merak etme, temin etmesek bile ben kendim yapar çıkarım“ demişti. Bu yüzden onu  Cami Yapma ve Yaşatma Derneğimiz ’in Yönetim Kurulu’na yazmayı uygun buldum. Ancak sonraki süreçte, hiçbir kuruşu bile nasip olmadığı gibi, Diyanet Vakfından camiye yardım gönderilme sözü aldığım halde, Diyanet İşleri Başkanlığına ulaşarak, “cami için paraya ihtiyacımız yokdemesi yüzünden DİB’in göndereceği paraya dahi mani olduğunu öğrendim. Sonradan  bizzat başkan Pof. Dr. Mehmet GÖRMEZ ile görüşerek  engel olduğu yardımın, camimiz için  tekrar gönderilmesini sağlamıştım. Bu dönemde olduğu gibi bugün de Uşak’ta Birlik Vakfı Başkanlığı’nı yapmaktadır.  Öyle bir ilişkiler ağı vardı ki ummadığım yerlere dahi ulaşarak etki oluşturabildiğini gözledim.

Üniversitelerin bir görevi de yerel değerleri bilimsel yöntemlerle araştırmak ve tanıtmaktır. Bu düşünceden yola çıkarak MUTLU’nun teklif ettiği Hasan Hüsameddin Uşşaki Araştırma Merkezi kurmak fikrine sıcak baktım. Ancak araştırma merkezini diğer tasavvuf alanlarında da çalışmalara imkan verecek şekilde  genelleştirerek “Hasan Hüsameddin Uşşaki Tasavvuf Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi” adı ile YÖK’e teklif ettim.

 Merkezin açılma süreci devam ederken yine MUTLU’nun daveti üzerine Hasan Hüsameddin Uşşaki’nin piri olan Ümmü Sinan hakkında Antalya Elmalı’da düzenlenen sempozyuma katıldım ve  bir konuşma da yaptım. Üç gün kadar süren bir sempozyumdu. Muhammed Bakır MUTLU’nun Uşak Üniversiteden müritleri olan yalancı tanık Selcen Özyurt ULUTAŞ ve Adil ERKEN ‘in de aralarında olduğu Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen müritleri ile birlikte o ekolden gelen kalabalık bir kitleyi burada gözlemleme fırsatı buldum. Sevgi ve ilahi aşk kavramlarını öne çıkarmakla birlikte, kadın erkek ilişkilerinde, dine oldukça mesafeli seküler kesimlerden bile çok rahat olduklarına, İslam’ın emir ve yasakları konusunda epey esnek davrandıklarına tanık oldum. Ümmü Sinan’ın İbnül Arabi’nin öğrencisi olduğunu ve Vahdeti Vücut görüşüne benzer şekilde yaratılanla yaratanın tek ve bir olduğu tezini savundukları izlenimi edindim.

Yine aynı dönemde benzer ekolden gelen Ömer Tuğrul İNANÇER gibi isimlerin Üniversitede konferans vermesini sağladım.(https://www.haberler.com/usak-in-felsefe-ve-tasavvufi-dusunce-ufku-3458008-haberi/ ). İNANÇER gibi daha samimi isimlerin kendince esnek bir anlayış oluşturmaya çalışan Uşşaki Şeyhi MUTLU ile etkileşime geçmesiyle olumlu bir takım fikri  zemin oluşturmasına katkı yapabileceğimi umdum. 

Fitneci Yapısını  2012’de Göstermişti

Muhammed Bakır, bu süreçte üniversitenin idaresinde etkili olmak için bazı teşebbüslerde bulundu. Bazı kişilerin  üniversiteye alınmasını bazılarının makam sahibi kılınmasını talep etti.  Örneğin bir personelimizin bilgi işlem daire başkanlığına atanmasını ısrarla istiyordu.  Elbette uygun bulmadığım için yapmadım.

  2012 yılında bir internet haber sitesinde, 28 Şubat sürecinde başörtüsü düşmanlığı yapan bir kişinin Uşak Üniversitesine öğretim Üyesi olarak alınacağı ile ilgili aleyhimizde bir haber yayınlanmıştı (https://www.usakhabermerkezi.com/amp/egitim-ogretim/28-subat-surecinde-yeni-safakta-elestirilen-mudur-usak-universitesine-mi-geliyor-h3584.html.). Haber sitesinin sahibiyle görüştüğümde “hocam bu haberi bana Muhammed Bakır MUTLU getirdi, ben de yayınladım. Büromda saatlerce çocuğuna bilgisayar oyunu tarif ederken sarf ettiği sözleri çok garibime gitti ve bu nasıl şeyh böyle dedim” diyerek yayını kimin yaptırdığını da söylemişti.

Uşşaki Şeyhi’nin basını kullanma huyu, 2015 yılı rektörlük seçimlerinin hemen öncesinde tekrar depreşerek meslektaşı Fidel OKAN üzerinden Sevilay YÜKSELİR(YILMAN)’e aleyhimde zehir zemberek iftiralarla dolu  bir yazı yazdırdı (https://www.sabah.com.tr/yazarlar/yukselir/2015/03/18/paralel-universitelere-neden-dokunulmuyor ).

Sünni görünümüne rağmen Uşşaki İtikadında Alevilik düşüncesine dair bir takım prensiplerin fazlaca öne çıktığını daha önce tespit etmiştim. Öyle anlaşılıyor ki bu kişiler basındaki alevi kardeşlerimize de etki yapıyor ve bir şekilde manipülasyonlarına alet ediyorlardı. YÜKSELİR’e ulaştığımda “sizde rektörlük seçimleri olduğunu bilmiyordum” diyerek pişmanlığını dile getirmişti. 

İsmail SAYMAZ’ı Dahi Lehlerinde Etkileyecek Araçlara Sahipler

Son dönemde Uşşaki şeyhi Fatih NURULLAH’ın değerlendirildiği bir programda    konu ile ilgili olarak İsmail SAYMAZ’ın Şeyh Muhammed Bakır MUTLU ile irtibata geçtiğini ve Uşşaki dergahından doğrudan bilgi aldığını söylemesi,   bu kişilerin her grubu  kendi amaçları doğrultusunda kullanacaklarını gösteriyor. Zira tarikat ve benzeri yapılara eleştirel yaklaşımlarıyla tanınan  İsmail SAYMAZ gibi bir  gazeteci yazar dahi  Fatih Nurullah gibi bir şeyh hakkında konuşurken Muhammed Bakır MUTLU gibi bir şahsiyeti olumlu görerek konuşması oldukça ilginçtir. Bu nedenle ister Alevi, ister  Sünni,   veya   hangi ideolojik yapıdan olursa olsun her türlü siyasal yapının,  muhatabını ÖTEKİ yapmamak ve görmemek evrensel ilkesinde birleşmesi elzemdir. Bu evrensel ilkede birleşen tüm kardeşlerimizin   bu tip iki yüzlü yapılara karşı   dikkatli olması gerekmektedir. Zira bu yapılar kardeşi kardeşe vurdurma potansiyeline sahip görünmektedirler! 

Muhammed Bakır MUTLU 2011 Rektörlük Seçimlerinde Aday Çıkarmış!

Muhammed Bakır’ın  2011 yılı rektörlük seçimlerinde aleyhimde kulis yaptığı ve ilk dergahlarının bulunduğu yer olan Eşme’li aday Prof. Dr. Alaattin ŞEN’i desteklediğini öğreniyorum. MUTLU bazı konuşmalarının arasında    “beni kıskandıkları için rektörlük seçimlerinde senin aleyhinde çalıştı derler hocam, hakkımda bunun gibi başka şeyler söyleseler de sen inanma” diye   tembihleyerek kendince tedbir almıştır.   Zekamızı hafife alan bu tür konuşmalarından rektörlük seçimlerinde başkası için kulis yaptığını anlamıştım elbet. Ancak bu tür ifadelerini çocukluğuna verdim. Şahsi konulara ve  bu tür dedikodu laflarına takılmadan yolumuza devam ettik.  

Erkânı Olmayan Tarikatların Devlet Yönetme Merakı ve Uşşakiler

Yine Uşşaki Şeyhi’nin daveti üzerine Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen “3. Uluslararası Malatyalı Niyazi-i Mısri" sempozyumuna katıldım (https://www.haberler.com/3-uluslararasi-niyazi-i-misri-sempozyumu-sona-erdi-4062067-haberi/ ).

Bilindiği üzere Niyazi Mısri, Ümmü Sinan’ın en önemli halifelerinden biridir. Sempozyum süresince konuşmacıları dikkatle dinledim. Daha önceleri beyitlerini çok beğendiğim Niyazi Mısri hakkında gerçekte onu övmek için anlatılanlar oldukça dikkatimi çekmişti. Mısri’nin 17. Yüz yılda Padişaha karşı haklı ve  dik duruşundan bahsediyorlardı.

O dönemdeki müritleri ve halk kitleleri, Mısri’nin bahşedilmiş özel gaybi bilgilere sahip olduğunu ve elinde sihirli bir değnek varmış gibi ülkede yaşanan bütün sorunları bir çırpıda çözeceğine inandıkları anlaşılıyordu. Ancak bana, halktan  gördüğü itibarı ve dini duyguları istismar ederek Osmanlı yönetimine isyan eğiliminde olduğu izlenimi veriyordu. Sempozyumda, Padişah ile karşılıklı yazıştıkları mektupları okundu. Örneğin, Mısri ve müritlerinin Viyana seferine katılmakta ısrar etmeleri üzerine Padişah’ın oldukça nezaketli bir üslup ile “siz dua buyurunuz, Anadolu’nun irşadı ile meşgul olunuz” gibi mektuplar yazarak sefere katılmalarını istemediğini, Mısri’nin ise yazdığı cevabi mektuplarda daha üst perdeden ve buyurgan bir üslup kullandığı dikkatimi çekiyordu. Elbette ki çıkılan seferlerde ganimetten pay alma,  devlet denen organizasyonun içinde ve  ordu da güç ve etki sahibi olma amacının  etkili olduğu söylenebilir.  

Mısri, Mehdi ve Hz. İsa isimlerine sık sık atıfta bulunuyor  ve Padişaha: Hz. İsâ aleyhisselâmın, Mehdî’nin çıkmasına sebep sensin. Âli Osman’ın tahtını ber-bâd eden sensindiyordu. Kendisini bazı şiirlerinde ve sözlerinde Hz. İsa ve  “Mehdi” olarak tasvir ediyor, Padişahı ve yönetimi dinsizlikle itham ediyordu.

“Ey dinsüzler murâdınuza ermezsiz. Her ne kadar kalkarsanuz yine izinüze düşersiz mehdinün zuhuri İsâ aleyhisselâmın nüzülı sizün hareketünüz iledür. Sizün de helâkünüze sebeb kendi çalınmanuz iledür”. “Ey Köprülü! Zalim deccâl lâinsin, zalim iken ben ana mehdi ismini tesmiye etsem, Allah Sübhânehü ve Teâlâ seni mehdi etmez. Zalim nasıl mehdi olur.”  benzeri şeyler söylüyordu. Bu devlet otoritesine meydan okumaktı. Bu tarihi tecrübe hepimize Feto’yu hatırlatmalıdır. Kurduğu yapı  devlet tarafından  önce paralel devlet yapılanması sonra da terör örgütü olarak nitelendirildiğinde ve devlet mücadeleye başladığında, bu iddiaları  Fetullah kuyruklu bir yalan olduğunu söylemiş, bunları yapanlar idam sehpalarına götürülürken tükürün yüzlerine diye üst perdeden devleti tehdit etmişti!

Niyazi Mısri’nin aşağıdaki  şiirleri dönemin yönetimine bakışını ve kendini konumlandırdığı yeri ve algısını ortaya koyması açısından yeterlidir sanırım:

Kasab elinde koynum, ya o beni, ya ben onu,

Cellâd önüde boynum, ya o beni, ya ben onu.

Irz u vakâr mal menâl yağma olundu cümlesi,

Soyunmuşum bu yolda ben, ya o beni, ya ben onu.

Habsüm bugün kırk erbâîn oldu tamam Deccâl laîn,

Kıldı beni Rabbim emîn, ya sen beni, ya ben seni.

Vallâhi senden korkmazam dâ’vâyı bâtıl kılmazam,

Haktır yolum yanılmazam, ya sen beni, ya ben seni.

Vardı çıkalı göklere Binaltıyüzdoksanbir’e,

İndim senin için ben yere, ya sen beni, ya ben seni.

Mehdî benim adlim durur, İsâ benim fazlım dürür,

Âhir amel katlim durur, ya sen beni, ya ben seni.

Meydâna çık gel ey kaba avret gibi giyme kaba,

Ben Mısrî’yem geydim abâ, ya sen beni, ya ben seni.

Görüşlerimi Sorguladım

2012 yılında katıldığım bu sempozyum, İslam bilgin ve velilerinin tarih boyunca hep hakkı savundukları ve haklı davalarında zulme maruz kaldıkları, yöneticilerin ise  zalim oldukları yönündeki zihinsel paradigmamı sorgulamama neden oldu!  Tarihi olgu ve olayları değerlendirirken iktidarı ele geçirmek, iktidara ortak olmak ve güç elde etmek için dini konumunu istismar etmeye kalkan kişi ve grupların olabileceğini, bu grupların dış siyasal ve askeri güçler tarafından pekala kullanılabileceğini  de hesaba katmak gerektiğini düşünmeye başladım. Bu zihinsel alt yapımdan ve yönetici de olmamdan hasebiyle, toplumun ve önde gelenlerin önemli bir bölümünün aksine, 17/25 Aralık Yargı/Emniyet darbe girişimi başlar başlamaz safımı belirlemede hiç tereddüt göstermedim. Nitekim 17/25 Aralık sonrası Paralel Yapıya karışı tavrımı tespit eden YARGITAY bunu, hakkımda verilen uydurma cezanın bozma gerekçesi yaptı.

Şahsen ben, sempozyumda Mısri’yi yüceltmek için yapılan tebliğlerden oradaki sevenlerinden çok  farklı bir sonuç çıkarmıştım. Devlet içinde devlet olmaya çalışan bir yapı diye düşünmüştüm. 17/25 Aralık ihaneti ile birlikte bu yapının da dönemin  Paralel Yapısı olduğunu, Osmanlı yönetiminin ise bu yapının çıkardığı sorunları  çözmek için gayret ettiğini düşündüm. Devlet, bir şeyhin tehdit, tekfir ve hakaret içeren kışkırtmalarına karşı, muhtemelen inananlarını ajite etmemek için  çağına göre çok yumuşak bile davranmıştı. Mısri  önce Rodos adasına arkasından da Limni adasına sürgün edilmiş ve orada vefat etmiştir. Günümüz Uşşakileri yıllardır Niyazi Mısri’nin mezarını Türkiye’ye getirmek için   büyük gayret göstermelerine rağmen, devlet aklının buna müsaade etmediğini de bu arada belirtmeliyim.

İslami İlimler Fakültesini Açışımız ve YÖK üyesi  İbrahim HATİPOĞLU İle Yaşadıklarımız.

Yine 2012 yılında İslami İlimi Fakültesinin açılma kararı Bakanlar Kurulunun imzasından çıkmıştı. Daha önce İlahiyat Fakültesi ismi ile  açılmakta olan bu fakülteler şahsımın özel bir tercihi ile yeni ismi ile açılmış, Türkiye’deki ilk fakültelerdendir. Fakülteye dekan atamak üzere yoğun bir gayretin ardından YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. İbrahim HATİPOĞLU’nun önerisi ile Isparta Süleyman Demirel Üniversitesinden Rıfat OKUDAN’ın atanmasını sağladım. Ancak kendisi ailesini Uşak’a taşımaya yanaşmıyordu. Uşak’a gelmekle maddi kayba uğradığını bu nedenle istifa etmeyi düşündüğünü ancak Allah rızası ve İbrahim HATİPOĞLU’nun hatırı için geldiğini sürekli tekrar ediyor ve bizi minnetli kılmak istiyordu.  Halbuki bu durumdan son derece müştekiydim. Genel prensibim Üniversitedeki yöneticilerimizin tam zamanlı olarak çalışması ve birimlerinin başında olmasıydı.   İlçelerdeki MYO Müdürlerimizi dahi tam zamanlı orada bulunmaları şartı ile atamıştım. İbrahim HATİPOĞLU’nun etkisiyle önce Pazartesi günleri Isparta’da derse girmek üzere taviz vermiştim. Sonraki dönemde kardeşinin vefatı, yeni çocuğunun dünyaya gelmesi ve benzeri gerekçelerle  Pazartesi gününe Cuma gününü de ekleterek, haftanın Salı günleri öğleden sonra Uşak’a geliyor Perşembe öğleden sonra ise Isparta’ya dönerek görev yapıyordu. Hastalık, toplantı gibi sebeplerle Üniversiteye hiç uğramadığı haftalar oluyordu!

Dekanımız Uşşaki Şeyhinin Dergahında Bedava Kalıyormuş!

Uşak’ta kaldığı gecelerde Uşşaki şeyhi Avukat Muhammed Bakır MUTLU’nun dergahında ücretsiz olarak kaldığını öğrendim. Bu durum beni rahatsız etti.   Bir dekanın  minnetli duruma düşmesinin doğru olmadığını düşünüyordum. Diğer gruplar ve çevreler de bir İslami İlimler Fakültesi dekanının Uşşaki şeyhine zimmetli gibi olmasından elbette ve haklı olarak hoşnut değillerdi.   Bunun doğru olmadığını dekana da ilettim ve orada kalmaması gerektiğini söyledim.

 Bu ve benzeri bir çok sorunu, dekanı şahsıma öneren HATİPOĞLU’na iletiyordum.   Zannediyordum ki beni anlayacak ve dekana gerekli tembihleri yapacak!  Bana,  28 Şubat sürecinde ilahiyat hocalarına kadro verilmediği için eleman yetişmediği, alternatifi olmadığını, elde olanla yetinmek gerektiğini söylüyor,  bu sorunları YÖK başkanı Prof. Dr. Yekta SARAÇ’a iletmememi  özellikle istirham ediyordu!

Rıfat OKUDAN, rektör yardımcısı Sayın DALKIRAN ile de sık sık sorun yaşıyor ve vaktimizin bir kısmını iki ilahiyatçı profesör arasında gelişen sorunların giderilmesi için harcıyorduk. Rıfat OKUDAN’ın üniversitede yaşanan tüm sorunları HATİPOĞLU’na aktardığı anlaşılıyordu. Zira HATİPOĞLU  dekanın, rektör yardımcısı  Sayın DALKIRAN ile yaşadığı sorunları biliyor, rektör yardımcılarından birinin ilahiyatçı olduğu üniversitelerde böyle sorunların ortaya çıktığını, bizdeki durumun  da buna  benzer bir durum olduğunu  ifade ediyordu. Dekanın vaktinin önemli bir bölümünü Isparta’da geçirmesine dair şikayetlerimizi ise geçiştiriyordu.

Bu Dönemde HATİPOĞLU Hakkında İşittiklerim  

Her ne kadar bir çok rektör,   İbrahim HATİPOĞLU’nun, kendi grubunu da alet ederek, üniversitelere ve İlahiyat Fakültelerine gereksiz müdahalelerde bulunduğunu, nüfuz ve güç elde etmeye çalıştığını, haksız eleman alımı talep ederek kadrolaşmaya çalıştığını söyleseler de, ben Sayın HATİPOĞLU’nun söylediklerinden  nedense ikna olup Ankara’dan dönüyordum. Ayrıca  İbrahim HATİPOĞLU’nun söylediği hususlar da  bana makul geliyordu. Ne de olsa bir hadis profesörüydü, vücut dili ve siması rektörlerin dedikleri gibi yalancı ve entrikacı izlenimi vermiyordu! Dini bir kimliği olan kişinin asla bu denli sinsi entrikaların içinde olabileceğine ihtimal vermiyordum. Veremezdim! İbrahim HATİPOĞLU sürekli temas halinde olduğum ve yakın görüştüğüm birisi olduğundan vaziyeti akışına bırakmıştım. Gönderdiği dekanı rektör olarak atattırmak için her yol ve yöntemi kullanan bir ilahiyat profesörü olduğunu tahayyül etmem bile mümkün değildi.

Henüz seçim sathı mahalline girmediğimiz 21 Mayıs 2014 tarihinde YÖK Yürütme Kurulu üyesi Prof. Dr. İbrahim HATİPOĞLU’nun da katılıp konuşma yaptığı Hasan Hüsameddin Uşşaki Tasavvuf Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezinin açılışını gerçekleştirmiştik (//www.usakport.com/egitim/hasan-husameddin-ussaki-h1200.html ). Rektörlük seçimlerine 3 ay kalana kadar da Uşşaki şeyhi MUTLU ile iyi ilişkilerimiz devam etti. YÖK Yürütme Kurulu Üyesi HATİPOĞLU ile ise seçime birkaç gün kalana kadar bu iyi ilişkilerimiz devam etti.

Din Kardeşlerimizin İçinden Gözlerini Makam Bürümüş İftiracı Kurt Adamlar  Çıktı! 

Seçim sürecine girdiğimizde ise kardeşlerimiz birden kurt adam olup çıktılar. Aniden sistematik bir şekilde bunlar tarafından  Paralelci ilan edilmiştim. Hiç beklemediğim için olacak ki  son zamanlara kadar da kahbece arkadan vuranları anlayamadım. Aslında söyleyenler ikaz edenler oldu. Fakat ben    anlamak istemedim. İnanmadım inanamadım! Bugün kabul ediyorum. İşte benim zaafım din kardeşlerim hakkındaki hüsnü zannımdı! Bu nedenle kuyuya atıldım!

Evet inanamadım. Ta ki  rektörlük seçiminin hemen öncesinde YÖK başkanından habersiz bir şekilde Uşak’a gelerek Dekan Rıfat OKUDAN’ın  destekçileri ile yemek yiyip fotoğraf çektirene kadar da HATİPOĞLU hakkında bende jeton düşmedi.  Meğer bu numarayı daha önce de bir kaç üniversitede yapmış ve bazılarında istediği sonucu almış (//yenicanakkale.blogspot.com/2015/02/canakkale-ve-kutahyadaki-rektorluk.html). Daha sonra, yılların ilahiyat profesörü ve YÖK Yürütme Kurulu Üyesi HATİPOĞLU’nun, kolayca yalan söyleyerek Uşak’a gitmedim, seçim manipülasyonu yapmadım diye Yekta hocaya yalan söyleyerek zelil duruma düşmesine de tanık oldum.

 Dekan OKUDAN  şeyh damadıymış. Teferruatını yeni öğrendim.  Isparta’da İsmail ÇETİN ismiyle tanınan Diyarbakırlı bir şeyhe intisaplı olduğu ve kızıyla evlendiği, ölümü üzerine şeyhin oğlu olmadığı için damat Rıfat Bey’e şeyhliğin devredilerek mülkün yabancıya gitmediğini de işittim! 

            Üniversitede yaşanan bu talihsiz olaylarda şeyh damadı Rıfat OKUDAN açısından etik  yanı da ayrı bir fecaatti. Üniversitelerdeki teamüle göre yönetimi beğenmeyen ve rektör adayı olmak isteyen kişi epey önce dekanlıktan istifasını verir ve sonradan aday olur. Rıfat OKUDAN  hem üniversitenin yönetiminde  olup hem de  rektör adayı olan tek kişidir sanırım.

HATİPOĞLU’nun rektör atattırmak istediği Rıfat OKUDAN’ın oy alma şansı yoktu. Bu yüzden HATİPOĞLU,  YÖK adına geldiği intibaını oluşturarak OKUDAN’ın oy almasını  sağlamaya çalışıyordu. YÖK Yürütme Kurulu Üyesi HATİPOĞLU, acaba daha önce kaç defa Uşak’a gelip Vali ve Belediye Başkanı ile görüşerek rektörlük seçim manipülasyonu yaptı diye düşünmeden edemiyorum. Aday Rıfat OKUDAN’ın destekçileri İbrahim HATİPOĞLU’nun; Dekan Rıfat OKUDAN, Vali Seddar YAVUZ ve Belediye Başkanı Nurullah CAHAN ile çekilmiş fotoğraflarını Öğretim Üyelerine göstererek Sait ÇELİK atanmayacak, Rıfat OKUDAN atanacak diyerek oy devşirmeye çalışıyorlardı. Bir Müslümanın başka bir kardeşine karşı bu kadar hile ve desise içinde olacağını asla düşünemezdim. Yukarıda da itiraf ettiğim üzere galiba bu da benim dindar profil çizenlere karşı hüsnü zannımın sonucu bir saflığımdı! Profile değil öze  dikkat etmek gerekiyormuş!

Sonradan HATİPOĞLU neden böyle yapabildi diye çok düşündüm. Zira onun mensup olduğu grubu veya yapıyı  da çok iyi tanıyordum. İslami konularda ilkeli ve bugün merdiven altı tarikatlar diye tartışılan yapılarla uzaktan yakından ilgisi olmayan   bir yapı mensubunun bu tür adam ve yapılarla ne işi olabilirdi?  İbrahim HATİPOĞLU’nun mensubu olduğu grubu kullanarak güç ve iktidar alanını genişleterek şahsi çıkar sağlamak olduğu kanaatine vardım. Kendisine yakıştıramadığım bu konumu maalesef o kendisine yakıştırdı. Üç kuruşluk dünya menfaati için  kedisini kardeşi zanneden bir adamı elbirliğiyle i betona gömdü. Sözün bittiği yer işte burası! 

Hak Etmişsin Hocam!

Bir kısım okurlar belki de diyecekler ki sen çoktan hak etmişsin hocam. Kantarın topuzunu iyice kaçırmışsın! Senin ne işin var şeyhle onla bunla diyecektir!

Akademik hayatım boyunca ülkedeki resmi ve sivil toplum kuruluşları arasında koordinasyonun hiç de iyi olmadığını, halktan kopuk bir şekilde  her kurumun pek de bir iş üretmeden kendi kapalı dünyalarından memnun bir vaziyette yaşadıklarını görüyordum. Hele üniversite gibi toplumun lokomotifi olması gereken bir kurumun kampüsüne hapsolmasını hiç ama hiç doğru bulmuyorum. Bir rektörün fildişi kulelerde oturarak kendi dünyasında faaliyet göstermesiyle üniversitenin kendisinden beklenen hedefleri gerçekleştiremeyeceği düşüncesi ile üniversiteyi halka açmaya ve toplumla iç içe olmaya gayret ediyordum. Şeyh MUTLU ile yaptığımız faaliyetleri ayrım yapmadan toplumun bütün  kesimleri  ile de mutlaka yapıyordum. Hiç bir  kesim ile hiç bir sorunumuz olmadığı gibi, bu kesimlerin  üniversiteye gönüllü katkı sağlamaları için gayret ediyordum ki 5,5 yıl içerisinde Uşak Üniversitesinin geldiği seviye ortadadır. 

Toplumun her kesimi ile birlikteliğimize dair bir başka örnek verecek olursam, yine Uşak’ın manevi mimarlarından olan  Hacı Bektaş Veli’nin halifelerinden Hacım Sultan’ı anmak, eserlerini yeniden yorumlamak ve topluma anlatmak amacıyla Hacım Sultan Uygulama Ve Araştırma Merkezi kurdum ve Uşak  Alevi Derneği ile birlikte çok sayıda etkinlik gerçekleştirdim. (https://www.star.com.tr/ege/hacim-sultan-arastirma-ve-uygulama-merkezi-acildi-haber-888341/). Uşak Cem evini defalarca ziyaret ettim ve Nazım Dede ile bir çok defa sohbetlerimiz oldu. Her yıl düzenlenen aşure etkinliklerine katıldım ve konuşmalar yaptım( https://www.haberler.com/usak-alevi-kultur-dernegi-asure-etkinligi-6670431-haberi/). Alevi personelimizin haksızlığa maruz kalmamasına ve ayrımcılık yapılmamasına özellikle itina gösterdim. Bu konuda en ufak bir ihmal göstermedim.  Nitekim dekanımızın birisi de alevi kökenliydi. Yine Uşak’taki Aleviler ’in bir kısmının Roman olmasından dolayı Uşak Üniversitesinde Roman Çalıştayı düzenledim ( https://www.hurriyet.com.tr/usakta-romanlar-icin-calistay-37271022 ). Bütün bu etkinliklere temsil görevi gereği ve toplumun hiç bir kesimini ayrı tutmadan, kendi kimlik ve kişiliğimle organize edip icabet ederek katkı sunmaya gayret ettim.

Diğer kişi ve kurumların talepleri gibi Şeyh Muhammed Bakır MUTLU’nun da uygun bulmadığımız taleplerini de asla kabul etmedim. Diğer bölümlerde delilleri ile ortaya koyduğum çalışma prensiplerimizi başta kendime uygulamak üzere bütün toplum kesimlerine de uyguladığımız için reddettiğimiz taleplerinden dolayı alınmadıklarını düşünüyordum. Ancak yanılmışım…!

Şeyh MUTLU ve Tetikçi Haline Getirdikleri Mürit  Selcen

MUTLU kendi dergahında  sahiplendiği ve ağırladığı Rıfat OKUDAN’ın rektör olması durumunda üniversiteden elde edeceği itibarla ne kadar mürit elde edecekti kim bilir. Kim bilir dergahta sabahlara kadar hiç söndürmeden uc uca ekledikleri sigaralarla OKUDAN ve MUTLU karşılıklı ne hayaller kurmuşlardı. OKUDAN’ı aday yapan ve diğer bütün rektör adaylarına Paralelci iftirası atan ekibin içinde Belediye Başkanı Nurullah CAHAN grubu da vardı ve  kumpasın sivil ayağını oluşturmuşlardı. OKUDAN, üniversitede tanınmayan ve pek sevilmeyen biri olduğu için  oy alma şansı da yoktu. Bu yüzden şebeke iftiradan başka bir çıkar yol da bulamıyordu.

İlişkilerimizi özetlemeye çalıştığım şeyh MUTLU’nun müritleri de rektörlük seçimlerinde kendilerine yakışanı yapacak ve ürettikleri  iftiraları sistematik bir şekilde yayacaklardır. Şeyh efendinin küçük bir memnuniyeti ve bir gülümsemesi için neler feda edilmez ki(!) Gözde müritlerden Selcen Özyurt ULUTAŞ da kendinden bekleneni yaptı.  Şeyhinin  desteklediği rektör adayı Rıfat OKUDAN dışındaki bütün rektör adaylarını ve hatta aday olma ihtimali olan üniversitedeki bütün profesörlerin FETÖ’cü olduklarına dair bir ihbar yazısını 09/04/2015 tarihinde yani rektörlük seçimlerinden 11 gün önce kargoya vererek  Cumhurbaşkanlığına göndermiştir.

 İfadesine, Cumhurbaşkanlığına gönderdiği ihbar yazısını kastederek “dilekçemde belirttiğim hususların hepsi doğrudur” diyen yalancı tanık ULUTAŞ, rektörlük seçimlerinde FETÖ’cülerin nasıl kapı kapı dolaşarak mevcut rektör Ekrem SAVAŞ için oy istediklerinden bahsettikten sonra “daha evvel arz olunduğu üzere hem şehirdeki hem de üniversite içerisindeki paralel yapı Rektör ÇELİK’i, aday Prof. Dr. Ekrem SAVAŞ’ı ve Prof. Dr. Halit GÜN’ü ayrı ayrı desteklemektedirler”  diyerek kendi desteklediği Rıfat OKUDAN’ı istisna tutuyordu.

Mahkememdeki ifadesinde “ben 2015 yılı rektörlük seçimlerinde aday Rıfat Okudan 'ı destekledim, aktif olarak desteklediğim aday için seçimlerde görev de aldım, seçim çalışması sırasında görüştüğümüz öğretim görevlilerine üniversitede ciddi bir FETÖ, o tarihlerde cemaat yapılanması olduğunu aktarıyorduk diyerek şahsıma husumetini açıkça ilan ettiği, dahası ifadesindeki tutarsızlıklar ve çelişkiler açıkça göründüğü halde attığı iftiralar koskoca Ağır Ceza heyeti (!)  tarafından mahkumiyetime gerekçe yapılmıştır. Öğretim Görevlileri üniversitede ne olup bittiğinden habersizmiş de  ancak dinini yıkmış ve yerine şeyhini koymuş yalancı tanık ULUTAŞ haberliymiş gibi “seçim çalışması sırasında görüştüğümüz öğretim görevlilerine üniversitede ciddi bir FETÖ, o tarihlerde cemaat yapılanması olduğunu aktarıyorduk diyerek muhtemelen şeyhinin muttali olduğu gaybi bilgileri hocalara aktararak oy istemişlerdir(!)…  Ancak bu iftiraları ve seçim fitneleri işe yaramamış olacak ki şahsım 171 oy alırken bu kadar manipülasyona rağmen destekledikleri aday Rıfat OKUDAN 41 oy ancak alabilmiştir.

“Tanrıyı Kıyamete Zorlamak” diye kitap  yazarak haşa Allah’ı bir işe mecbur bırakmayı düşünen Evangelist tarikatı gibi, bu şebeke de sistematik olarak YÖK’e ve Cumhurbaşkanlığı’na yüzlerce asılsız ihbarlar ve aracılar göndererek Rıfat OKUDAN’ı rektör yapmaya mecbur bırakmak  istemişler, ancak başaramamışlardır. Üniversitede bilim insanları açık farkla şahsımı destekledikleri gibi 21 kişiden oluşan YÖK üyeleri de şahsımı 1. Sıraya koyarak Cumhurbaşkanlığına göndermişler ve sayın Cumhurbaşkanımız da şahsımı yeniden rektör olarak atamıştır. Ankara’yı ikna edemeyen şebeke Uşak Emniyetini ve Adliyesini ikna etmeyi ne hikmetse başarmışlar ve ellerime kelepçeyi taktırıp demir parmaklar arasına attırmışlardır.

ULUTAŞ tıpkı yalancı tanık DASDEMİR gibi  önüne geleni ihanet şebekesi ile ilişkilendirmekten ve üniversitede FETÖ’cü yapılanma olduğu  şeklinde  iftiralar atmaktan çekinmeyen bir karakterdir. 

FETÖ’cü olduklarını ve saydığı isimlerle FETÖ’cü kadrolaşma yaptığımı iddia ederek şahsımı suçladığı Adem DURU (ÖSYM koordinatörümdü ve halihazırda rektör yardımcısı),  Bilal SEZER (benim dekanımdı, daha sonraki dönemlerde de  dekanlık yapmıştır), Ramazan ALTINAY(benim de dekanımdı hali hazırda da dekan), Osman Nafiz KAYA (rektör yardımcımdı), Cengiz SOYKAN (rektör yardımcımdı), Sayın DALKIRAN (rektör yardımcımdı), Ercüment Osman SARUHAN(dekanımdı), Nuray ŞAHİNLER(dekanımdı, daha sonraki dönemlerde de  dekanlık yapmıştır), Cemil ERTUĞRUL(dekanımdı, daha sonraki dönemlerde de  dekanlık yapmıştır), Suat ŞAHİNLER(dekanımdı, daha sonraki dönemlerde de  dekanlık yaptı ve rahmetli oldu) Hakkı ODABAŞ( Yüksek Okul Müdürümdü) gibi pek çok yönetici isim halen akademisyen ve  yönetici olarak üniversitede çalışmaya devam etmektedir. Selcen, yöneticilerim dışında kendi adaylarını desteklemediğini düşündüğü  hemen her hocayı FETÖ’cü diye ihbar eden ve ifadesinde yer veren bir mizaçtır. Bütün bunlar yalan çıktığı gibi 7. Bölümde de izah ettiğim gibi TÜBİTAK projesi hakkındaki yalanları da ortaya çıkmıştır.

Görüldüğü gibi Selcen adlı müfteri  sadece benim için değil yukarıda ismi geçen ve ismini vermediğim pek çok kişiye FETÖ’cü demiştir. Savcı da bu iddialardan sadece bana ait kısmını alıp iddianame yazmıştır.  Selcen’in bana karşı  iddialarını muteber kabul edip iddianame yazan başsavcılığı, dahası bu ne söylediği belli olmayan çelişkiler yumağı yalancı tanığın  ifadelerini mahkumiyetime gerekçe yapan Ağır Ceza  Heyetini önce Allah’a sonra da ilgili devlet kurumlarına ve HSK’ya havale ediyorum. Savcılığa  ve mahkemeye göre  Selcen sadece benim için doğru söylüyor diğerlerine iftira ediyor!  Öyle mi? İlgili  hakimler ve savcılar bunları muhakeme edecek zekadan ve irfandan müstağni olmadığına göre, ne düşünmemiz gerekiyorsa onu düşünüyoruz!

Sayın DALKIRAN’a FETÖ’cülük İsnat Eden Mürit Selcen

2015 yılı rektörlük seçimleri sırasında kendisi de hedefte olan ve ben tutuklandıktan sonra rektör vekili olup bana kumpas kuran çetenin dümen suyuna hemen girerek rektörlük hayali kuran Sayın DALKIRAN, muhtemelen aldığı telkin gereği müfteri Selcen’i  Hasan Hüsameddin Uşşaki Tasavvuf Araştırmaları Merkezi Müdürü  olarak atamış, utanmadan bu ibretlik resmi üniversite   web sitesinde yayınlamıştır.  DALKIRAN, Cumhurbaşkanlığı’na gönderdiği ihbarda kendisini de FETÖ’cü olarak niteleyen müfteriye makam vermiş dahası kabul etmiş,  mutlu mesut poz vermiştir! Ne de olsa üniversiteyi FETÖ’cü rektörden temizlemişler(!) Görüldüğü üzere müfteri de FETÖ’cü diye ihbar ettiği  DALKIRAN ile birliktelikten ve onun müdürü olmaktan son derece mutlu görünüyor! 

Ne diyelim, görelim Mevlam neyler neylerse güzel eyler…

Güncelleme Tarihi: 29 Eylül 2020, 15:18

Kazım ŞEN

banner600
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ramazan Taylan
Ramazan Taylan - 4 hafta Önce

Sayın Rejtör Hocam,başlangıçta Banaz'a soğuk bakmıştınız..Bizleri tanıdıkça da en büyük desteği verdiniz..Yeni bölümler açtınız..Bin yüz öğrenci sayısına kadar ulaştık sayenizde...
Biz bu kadar ayak oyunlarını bilmiyorduk ama Banazlılar olarak arkanızda durduk..Maalesef,kirli siyasetin uşakları sizinle uğraşmış..
Size teşekkür ediyoruz..Umarım iadei iyibarınız yeniden kazandırılır..Saygı ve selamlar..

SIRADAKİ HABER