Yargıtay Birinci Başkanı İsmail Rüştü Cirit:

Yargıtay Birinci Başkanı İsmail Rüştü Cirit:

Yargıtay Birinci Başkanı İsmail Rüştü Cirit:
banner628
Yargıtay Birinci Başkanı İsmail Rüştü Cirit, yargının kabul edilse de edilmese de SOS verdiğini, imdat çığlığı attığını söyledi.
Yargıya güven ve inanılırlık noktasında inanılmaz sıkıntıları olduğunu kaydeden Cirit, "Niye böyledir? Acaba bizim de sorumluluklarımız, bu olumsuz gelişme de bizim de dahlimiz var mıdır? Buna baktığımızda yargı çok ağır işi yükü altında çalışmakta ve Türkiye’de tüm itilaflar yargı içinde çözülmekte ve hakim ve savcı sayımız yetersiz kalmaktadır” dedi.
Adalet Bakanlığı, Danıştay, Yargıtay, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) işbirliğinde, özel hukuk ve ceza hukuku ile idari uyuşmazlık çerçevesinde ‘Alternatif Uyuşmazlık Çözü Yöntemleri’ sempozyumu Antalya’nın Kundu tatil merkezindeki bir otelde devam ediyor. Sempozyumda konuşan Yargıtay Birinci Başkanı İsmail Rüştü Cirit, terörün nihai biçimde toplum hayatından çekilmesini beklenirken bir anda ülkenin yeni bir terör saldırısının hedefi haline geldiğini söyledi.
Fikri silahla susturmak isteyenlerin, devlet ve sosyal hayatı bomba ile şekillendirmek isteyenlerin yeniden sahne aldığını dile getiren Cirit, “Geçtiğimiz hafta Ankara’da meydana gelen bombalama hadisesi sonucunda 100’e yakın yurttaşımızı kaybettik. Terör hiçbir zaman istediği sonuca ve başarıya ulaşamamıştır. Bundan sonra da ulaşamayacaktır. Terör kendi anaforu içinde yok olup gidecektir. Bu bunlara adaletin terazisi ve kılıcıyla, adil bir biçimde gereken sonuçlar verilecektir” dedi.
Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü kuvvetler ayrılığı gibi evrensel ilkelerin çağdaş standartlara uygun şekilde uygulanması, başta ağır iş yükü olmak üzere yargının sorunlarınının çözülmesinde herkese önemli görevler düştüğünün altını çizen Cirit, “Adalet sisteminin daha iyi işlemesi ve adli kalitenin arttırılması için alınması gereken mesafenin farkında olmalıyız. Yıllardan beri süre gelen ve her platformda dile getirdiğimiz bu sorunların çözümünde arzulanan ölçüde çözümünde ilerleme sağlanamamasının nedenlerini araştırıp daha başarılı yöntemler bulmak zorundayız. Sosyal yaşam sürekli bir yenilenme ve değişim içindedir. Toplumsal değişim ve yenilenmenin doğru bir şekilde takip edilmemesi insanlarını hukuki güvenliklerini sağlamakla görevli hukuk sisteminin işlevini zayıflatır ve toplumun gerilemesine neden olur. Sorunlarımızı ancak doğru bir vizyon, iyi bir planlama ve başarılı bir uygulamayla çözebiliriz” diye konuştu.
“AĞIR İŞ YÜKÜ VAR”
Toplumun bilgi edinme hakkına saygı gösterilmesi ve sorunların şeffaf bir şekilde tartışılıp genel bir uzlaşı içinde çözümler üretilmesi adaleti olan güveni arttıracağına vurgu yapan Cirit, “Anayasamızın 9’uncu maddesine göre yargı yetkisi Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Yargı yetkisi asli sahibi Türk milletidir. Sivil toplumunu deneyim ve gözlemlerine dayalı haklı beklentiler ve eleştirileri adalet aktörleri tarafından dikkate alınması gerekir. Devlet ve toplum olarak sorunları çözebilmemiz için insan sevgisine ve hoşgörüye dayalı, tarihsel mirasın üzerinde demokratik değerleri yükseltmemiz uzlaşı kültürümüzü, sivil toplum göz ardı etmeden geliştirmemiz gerekmektedir. Yargının yıldan yıla aktarılan değişmez sorunlarının başında yargı mercilerinin baş etmekte zorlandığı ağır iş yükü gelmektedir. Gerek ilk derece mahkemeleri gerekse temyiz mahkemeleri günden güne artan ve ağırlayan iş yükünün baskısı altındadır" ifadelerini kullandı.
“BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ OLMAYAN TEK ÜLKEYİZ”
Cirit, “2014 yılında Yargıtay Ceza dairelerine 394 bin, hukuk dairelerine 561 bin, cumhuriyet başsavcılığına ise 425 bin dosya gelmiştir. Aynı yıl verilen karar sayısı ceza dairelerinde 361 bin, hukuk dairelerinde 522 bin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında ise 371 bin dosya hakkında işlem tesis etmiştir. Yargıtay üyeleri, hakimler ve cumhuriyet savcıları bu ağır iş yüküne karşı her türlü fedakarlıkla çalışmasına ve kutsal adalet görevini yerine getirme bilincinde olmamıza rağmen zaman zaman bunun üstesinden gelmekte zorlanmaktayız. Düşünün ki, tüm dünya yargıtaylarının toplamından daha ağır bir iş yükü altında çalışılmaktadır. Bir an önce faaliyete geçmesi gereken bölge adliye mahkemeleri çalışma takvimi henüz kesinleşmemesinin yarattığı belirsizlikler. Ama benim şu anda aldığımı bilgiye göre Sayın Adalet Bakanı, gelecek yıl Haziran ayında Bölge Adliye Mahkemelerine hakim ve savcı atamalarını yapılacağını ve gelecek yıl ortasında Bölge Adliye Mahkemelerini faaliyete geçirileceğini müjdelemiştir. Biz tabi gerek Yargıtay gerekse Danıştay olarak bu mahkemelerin kuruluşunun önemsemekteyiz. Çünkü tüm dünyada, ilerlemiş demokratik ülkelerde Bölge Adliye Mahkemesi olmayan tek ülke Türkiye kalmıştır” şeklinde konuştu.
Bölge Adliye Mahkemeleri faaliyete geçtiğinde Yargıtay’a gelen iş yükünün ancak onda birinin geleceğini aktaran Cirit, “Yani 100 bin civarında dosya gelecektir. Biz de bunları sadece hukuk denetimi yapmak suretiyle içtihat mahkemesi haline süratle geleceğiz. Bölge Adliye Mahkemelerinin kurulmuş olması ağır iş yükünü çözmekte midir? Hayır. Bölge Adliye Mahkemelerinin kurulmuş olması ancak Yargıtay’ın ağır iş yükünü çözmektedir. Bunun nedeni yargı kabul etsek de etmesek de, SOS vermektedir, imdat çığlığı atmaktadır. Yargıya güven ve inanılırlık noktasında inanılmaz sıkıntılarımız vardır. Niye böyledir? Acaba bizim de sorumluluklarımız, bu olumsuz gelişme de bizim de dahlimiz var mıdır? Buna baktığımızda yargı çok ağır işi yükü altında çalışmakta ve Türkiye’de tüm itilaflar yargı içinde çözülmekte ve hakim ve savcı sayımız yetersiz kalmaktadır” dedi.
“TÜRKİYE’DE HER 3 KİŞİDEN BİRİ DAVALIDIR, TARAFTIR”
"Türkiye’de adli yargıda 13 bine yakın hakim ve savcı, idari yargıda da, Danıştay da dahil, 2 bine yakın hakim ve savcı var" diyen Cirit, “Türkiye’de her üç kişiden biri yargıyla ilgili taraftır, davalıdır. Biz etkin ve adil bir bilgilendirme sistemi kuramadığımız için bunların hepsi yargı içine gelmektedir. Yargı bunları çözmekte zorlanmaktadır. 2014 yılında Cumhuriyet başsavcılıklarında verilen kararların yüzde 44.6’sı, 2 milyon 977 bininde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş. Yüzde 43’ü yani 2 milyon 928 bini dava açılmasına ilişkindir. Yetkisizlik, fezleke düzenlenmesi, görevsizlik, birleştirme, başka bir büroya gönderme şeklinde de 767 bin karar verilmiştir. Yani toplam 6 milyon 800 bin ihtilaf olmuştur. Bunlardan yarısı dava konusu olmuştur ve bu ihtilafların yüzde 37’si, sayı olarak 1 milyon 455 bini sonunda bir ceza çıkmıştır. Yüzde 20.5’i ise beratla sonuçlanmıştır. Bu sayı 806 bindir. Bu etkin soruşturma ve etkili soruşturma noktasındaki eksikliğimizi göstermektedir. Lekelenmemem hakkının ihlali sonucunu doğurmuştur. Sağlıklı işleyen bir sistem değildir. Diğer taraftan yüzde 17.3’ü de hükmün açıklanmasını geri bırakılması istemidir. Bu sayı da önemli bir sayıdır, bu da bir takım mağduriyetlere yol açmaktadır. Yapılan soruşturma ve kovuşturma sonucunda belli bir dava yürütüldükten sonra hükmün açıklanması sınırları içine getirip, bu şekilde karar verilip temyize gelmediğinde bir takım hak mahrumiyetlerine yol açacağı da bellidir. Türkiye’de uzlaşma oranı ise yüzde 3.1’dir. 880 bin civarında bir dosya uzlaşmayla sonuçlanmıştır” açıklamalarında bulundu..
“40 YAŞINDAN SONRA HAKİM VE SAVCI BULMAK ZORDUR”
Cirit konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Türkiye’de her üç kişiden bir tanesi dava taraf konumundadır. Bu itilafları da 13 bin hakim ve savcının adli yargıda çözdüğünü düşündüğümüzde bunları çözmekte ne kadar yetersiz kaldığımız göstermektedir. Bizim, 40 yaşından sonra sağlıklı hakim ve savcı bulmak çok zordur. Sayın Başkan (Hisarcıklıoğlu) ‘1.5 ay tatiliniz var. Gayet iyisiniz. Biz iş dünyası tatil falan yapamıyoruz’ dedi. ‘Sayın Başkan’ dedim, ‘Biz de 40’ından sonra sağlıklıyı bulamazsınız. Ya midesi rahatsızdır ya böbreği rahatsızdır ya tansiyonu ya da şekeri vardır. Adalet dağıtmak çok da kolay bir iş değil. İnsanını öz dünyasıyla içselleştiğinde olumsuz yansımaları olmaktadır. Gece yarılarına kadar çalışma evlerine dosya götürme gibi durumlarla karşı karşıyayız. Uyuşmazlıklarını hakimler tarafından çözülmesi kural olmakla birlikte meslekten olmayan hakimlere de bazı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi uyuşmazlıkları çözme yetkisi verilmelidir. Gerçek anlamda bir yargı reformu için yargıya ilişkin tüm kurumlarını bütünsel bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gerekir. Yargıdaki üye ve daire sayısının arttırılmasıyla iş yükü sorunun geçmişte halledemediği gibi bugün de halledemeyeceği açıktır.”
YORUM EKLE
banner633
SIRADAKİ HABER