Uşak TV

SAİT ÇELİK YAZIYOR: DİĞER İFTİRACI TANIK İSE BİR VALİ SEDDAR YAVUZ

Hit haberler

Seddar YAVUZ, Türkiye Cumhuriyeti Devleti valisidir. Yine kendisi kürsü konuşmalarında sık sık hatırlattığı üzere ilde Sayın Cumhurbaşkanını, İçişleri Bakanını ve tüm bakanları temsil eden devletin ildeki en üst temsilcisidir. Ancak bu temsilciliğe hiç yakışmayacak bir şekilde yalancı şahitlik yapmaktan da geri durmayan birisidir. Aksini iddia ederse kendisini yargı önünde hesaplaşmaya davet ediyorum.

Uşak ilinin belediye başkanı ve valisi; ildeki üniversitenin rektörlüğüne göz dikmişler, farklı adaylar çıkararak ikisi birden amansız bir rektörlük seçim mücadelesine soyunmuşlardır. Şahsıma kurulan kumpasta başrolü oynayan Belediye Başkanı CAHAN ile birlikte iş tutan valinin temeldeki amaçları zannetmeyin ki aynıdır. Belediye Başkanı CAHAN; meydana Rıfat OKUDAN’ı sürmüş, Vali YAVUZ ise Ekrem SAVAŞ için alenen kulis yaparak oy toplamıştır. Ancak bu amaçlarına ulaşmak için öncelikle Sait ÇELİK’i bertaraf etmeleri gerekmektedir. İşin ibretlik yanı ise bir yandan YAVUZ ve CAHAN birlikte şahsıma karşı iftira üretirken bir yandan da her zeminde birbirleri aleyhinde çalışmakta ahlaken hiçbir beis görmemişlerdir. Rektörlük seçimlerinde giriştikleri her türlü hilelere rağmen her ikisi de başarılı olamamıştır. Yaşadıkları mağlubiyetin ve içine düştükleri destekçilerine karşı olan mahcubiyetin intikamını 15 Temmuz ihanetini fırsata çevirerek almaya kalkışmışlardır.

Fırsatı Kaçırmayan Başsavcı GÜMÜŞ

Ana amaçta değil ancak amaca giden yolda engel gördükleri Sait ÇELİK’i bertaraf etme amacında birleşen CAHAN/YAVUZ ikilisinin, fitnesinden ve iftiralarından çıkacak uygun kumaşları biçme ve giydirme işi de Başsavcı GÜMÜŞ’ün işiydi elbette. O da bu fırsatı kaçırmadı!

Ben tutuklandıktan sonra YAVUZ yalancı tanıklık yapmış, CAHAN da, kanal kanal gezerek davayı bizzat takip ettiğini beyan etmiş, Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Ufuk Uğur’a yalancı tanıklık yaptırmış ve dahası paraya boğduğu Süleyman ÖZIŞIK adlı tetikçisine kendini “Fetöcü Rektörün foyasını çıkaran adam” diye takdim ettirmiştir.

Eski başsavcı Mustafa GÜMÜŞ, kısa bir süre Uşak’ta valilik yapan Seddar YAVUZ’un 2015 yılı rektörlük seçim sürecindeki tavrını ve şahsıma karşı husumetini yakından bildiğinden dolayı, Muş’ta görev yaptığı yere ulaşmış ve hakkımdaki iftiralarının kayda geçilmesini sağlayarak mahkumiyetime gerekçe yapılmasını başarmıştır. Valilik gibi önemli bir makamda olmasından dolayı Seddar YAVUZ’un yalancı tanıklığı şebekeye cesaret vermiş ve belki de bütün bu menfur hadisenin bu aşamalara kadar taşınabilmesini sağlamıştır.

Seddar YAVUZ’un Husumet Sebebi

Kaymakam Seddar YAVUZ, vali olarak 24 Şubat 2014 tarihinde Uşak’ta göreve başlamış ve 1.5 yıl Uşak’ta görev yaptıktan sonra 25 Ağustos 2015 tarihinde Muş iline vali olarak atanmıştır.

İlk geldiğinde hayırlı olsun ziyaretinde bulundum. Kendisi de kısa süre sonra iade-i ziyarette bulundu. Çok geçmeden Vali ile Uşak’ta birlikte güzel işlere vesile olmak ve vali ile daha fazla samimiyet kurmak amacıyla eşini, üniversiteye davet etmenin uygun olacağını düşündüm. Üniversitedeki Kadın Sorunları Araştırma Merkezi Müdürümüz Doç. Dr. Meral EŞLİ, Sağlık Spor Daire Başkanı Gülay SELÇUK ve Eşim; Seddar YAVUZ’un eşini üniversiteye davet ettiler.

Vali’nin eşi üniversitedeki Sosyal tesislerimizin önüne geldiğinde eşim ve diğer hanımlar aşağıya inerek hanımefendiyi tesisin önünde karşıladılar. Kadın sorunları başta olmak üzere birlikte neler yapılabileceği üzerinde kararlar aldılar. Ayrıldıktan sonra Spor Kültür Daire Başkanı ve Kadın Sorunları Araştırma Merkezi Müdürü birlikte yanıma gelerek toplantılarının çok iyi geçtiğini ancak akşama doğru valilik özel kaleminin kendilerini arayarak “vali beyin eşine karşı nezaketsizlik yapıldığını ve bu nezaketsizliğin bir daha yaşanmaması hususunda dikkat etmelisiniz” dediğini ilettiler. Kendi personelime, nasıl bir nezaketsizlik yapıldı dedim. “Hayır hocam hiçbir nezaketsizlik yapılmadı. Güzel ağırladık. Hanımefendi çok mutluydu, çok memnun kaldı; birlikte neler yapabileceğimizi planlamıştık, niye böyle bir dönüş yaptılar anlayamadık” dediler.

Daha sonra vali bey, eşine karşı nasıl bir nezaketsizlik yapıldığını bir çok yerde paylaşmış. Bir milletvekili bana “sizin hanımlar Seddar YAVUZ’un eşini karşılarken sizin eşiniz, vali beyin eşinin makam aracının kapısını açması gerekiyormuş, Eşiniz ise açmamış, Vali’nin husumeti böyle başlamış” dedi.

Evet maalesef kaş yapalım derken göz çıkarmıştık. Hiç bir protokol hatası söz konusu değilken bu tür bir sonuçla karşılaşmak çok canımı sıkmıştı. Bu konuda kendi personelime güveniyordum. Zira bu konuda personelimi eğitmiştim.

Protokol Kuralları Ve Üniversite

Görev başladığım andan itibaren akademik kalite için öğrenci ve personel eğitimine büyük bir önem verdim. Protokolü takan biri olmasam da Devlet işleyişinde protokol kurallarını bilmek ve uygulamak gerekliydi.

Bu nedenle protokol kuralları konusunda Türkiye’nin en iyilerinden birisi olan Nihat AYTÜRK’ü davet etmiştim ve Uşak Üniversitesinde 2012 yılı 8-9 Ekim tarihleri arasında iki gün süren “Protokol Yönetim Semineri” vermişti (https://docplayer.biz.tr/7131070-Nihat-ayturk-u-takip-edin-kendinizi-gelistirin.html). Seminere eşimle birlikte ilgili personellerim ve Uşak’ın bütün protokolü de katılmıştı.

Bu yüzden bütün birimlerimiz; bir misafir nasıl karşılanır, nasıl ağırlanır ve uğurlanır konusunda eğitimliydiler. Dahası Basın Protokol ve Halkla İlişkiler birimimiz çeşitli kurumların talepleri üzerine, bir çok adab-ı muaşeret seminerleri de vermekteydi.

Vali Eşi Hanımefendi’nin Kapısını Kim Açacak

Bu hadise inanılmaz ama gerçek. Bu konuları yazarken bile haya ediyorum ama bunları başta devletimizi yönetenler olmak üzere herkes bilmeli diye düşünüyorum. Sayın vali ilk valiliğini icra ettiği Uşak ilinde muhtemelen kraldan fazla kralcıların telkini ve dolduruşuyla, vali eşinin kapsını rektörün eşi açacak diye yeni bir protokol kuralı uydurmuştu! Oysa protokol kurallarına göre valinin eşini getiren aracın koruması veya şoförü kapıyı açardı. Aslında ilgili kanun ve genelgelere göre vali eşlerinin ve çocuklarının makam aracı, şoför ve koruma hakları yoktur. Maalesef makam sahiplerinin keyfi olarak, eşlerine ve çocuklarına makam aracı tahsisi ülkemizde çok yaygındır. Hizmet araçlarının makam aracı gibi kullanılarak kul hakkına girilmesi neredeyse bir yasal hak gibi görülmektedir. Halbuki hangi makam sahibinin eş ve çocukları dahil olmak üzere ne tür haklara sahip olduğu ilgili yasalarda açıkça bellidir. Başta yasaya önce kurumun en üst yetkilisi uymalıdır. Uymazsa alt yetkililer de uymaz ve uygulamalar teamül haline gelerek normal hale gelir. Sonuçta büyük bir kamu zararı ortaya çıkar. Kamu da çok sayıda bu anlayışta idarecinin olması “görmemişin bir oğlu olmuş” anekdotunu hatırlatıyor insana! Acı ama gerçek!

Bilmezlikten Geldim

Seddar YAVUZ’un büyük bir sorun haline getirdiği böyle bir protokol krizini daha sonra yaşayacağımız bir çok sorunda olduğu gibi duymamış gibi davrandım. Zira üst yöneticilerinin uyumlu bir şekilde eşgüdümle çalışmasının şehir, bölge ve ülke için oldukça önemli olduğunu biliyordum. Ne var ki, böyle bir krizin yaşanması hanımların birlikte yapmayı planladıkları pek çok faydalı projenin yarım kalmasına neden olmuştur.

Önce ve sonra birlikte çalıştığımız bir çok valiye göre Seddar YAVUZ, hastalık derecesinde protokol düşkünüydü. Ancak bu kuralları yanlış yorumlayıp, uyulmasını dayatıyordu. Düşünebiliyor musunuz? Seddar YAVUZ; randevulu olduğu bir kuruma gitmeden önce görevlendirdiği 3-5 kişi, oraya erkenden gelir ve tedirgin edercesine, kurumdaki yetkilileri karşılama için aşağıya indirip bekleterek neyi nasıl yapacaklarına dair uyarılarda bulunurlar ve herkesin hizaya girmelerini sağlarlardı. Dönüşü de ayrı çileli bir merasim olurdu. Halk arasında “at sahibine göre kişner” diye güzel bir söz vardır. Bu süreçte valiliğin halim selim memurları gitmiş yerine şahin ve asgari nezaket kurallarını bile gözetmeyen memurlar gelmişti.

Evinde kendi özel işleri için her birinden birkaç tane olmak üzere aşçı, temizlikçi, çamaşırcı, bahçıvan gibi çok sayıda çalışanı dışında; valilik görevi ile ilgili ziyaretlerde koruma ekibi , fotoğrafçı, haber yapıcı, eskort ve protokol ayarlama ekibi gibi pek çok kişi hummalı bir çalışma içine giriyordu. Çok sayıda memur ve işçinin görev tanımı dışında çalıştırıldığı açıktı. Böyle cafcaflı bir görev ve protokol anlayışını çalıştığım hiçbir Bakanda dahi görmedim.

Bir araya geldiği kişilere sık sık il idaresi kanununu hatırlatarak kendisinin TC devletinin, Cumhurbaşkanının, Başbakanın ve Bakanların Uşak’taki temsilcisi olduğunu söylemeyi ihmal etmezdi. Halka hitap ederken de bu ifadeleri kullanırdı. Bütün bunları çoğu zaman acı bir tebessümle izler, Vali Recep YAZICIOĞLU’nu rahmet ve minnetle hatırlardım. Onun şu sözlerine bakın "Bürokrasi hastalığı; işi yokuşa sürmekten zevk alma, haz almadır. Bunun çok çeşitli örnekleri vardır. Öyle başladık bu işe, sonra el yordamıyla öğrendik. Bir gün birisi eli cebinde langur lungur 'çıkar elini cebinden' dedim. 'Biz Almanya'da dairelere böyle giriyoruz.' diye karşılık verdi. 'Burası Almanya mı? Çıkar elini cebinden' dedim. Sonra düşündüm; demek ki Almanya'da insanlara askerlik yaptırmak gibi bir ihtiyaç yok. Adam işini görüyor, işi görülüyor. Biz de öyle değil. Otur, kalk oturma, hiza, istikamet, emir, komuta. Bu komplekstir, aşağılık duygusunu tatmin etmektir. Bu çok büyük adamlarda da görülür. İnekler, develer, öküzler kesilir. Davullar, zurnalar çalınır. Bir faciadır. Geri kalmış ülkelerde görülür. Batı ülkelerinde böyle adam karşılanmaz. Tabii bu değişecek"

Rahmetlinin 20 yıl kadar önce söylediği bu sözlerden ders almalıydık. Maalesef geçmiş dönemde bir çok alanda olduğu gibi mülki idare alanını da ele geçiren FETÖ, bu alanda da farklı kesimlerden yetenekli ve fedakar insanların yetişmesine engel olmuştur. FETÖ ülkemize yönetim ve organizasyon açısından da büyük zararlar vermiştir.

Bürokrat Değil Mübarek Siyasetçi!

Çeşitli sebeplerle Seddar YAVUZ ile sık sık bir araya geliyorduk. Davetlerine mutlaka icabet ediyordum. Ancak o, bizim davetlerimize icabet etmede oldukça seçici davranıyordu. Konferans için davet ettiğimizde gelecek kişi ile ilgili titiz bir araştırma yapıyor ve uygun bulursa katılıyordu. Örneğin, 2014 yılı kariyer günlerimizin konuğu olan Ethem SANCAK’ın vereceği konferansa katılmadı. Ethem SANCAK’ın açık sözlü kişiliğinden olacak ki, katılmayı uygun görmemiş ve vali yardımcısını göndermişti (https://www.iha.com.tr/tokat-haberleri/ethem-sancak-usakta-kariyer-gunlerine-konuk-oldu-756995/). Düzenlediğimiz etkinliğe katıldığında ise sanki organizasyonu kendisi yapmış gibi şahsını ön plana çıkartıp, beni ve diğer konuşmacıları yok sayarak basına haber yaptırıyordu. Örneğin Üniversitemizde düzenlediğimiz Osmanlı’nın 1. Hakimiyet Döneminde Yemen Sempozyumu ile ilgili şahsımın servis ettiği haber için (https://www.haberler.com/i-uluslararasi-osmanlinin-1-hakimiyet-doneminde-7072138-haberi/) linkini, Seddar YAVUZ’un servis ettiği haber için (https://www.usakhabermerkezi.com/egitim-ogretim/vali-YAVUZ-1-hakimiyet-doneminde-yemen-sempozyumuna-katildi-h9856.html) linkini inceleyerek karşılaştırınız lütfen. Şahsımın servis ettiği haberde vali de dahil olmak üzere sempozyumun açılışında konuşan 4 konuşmacının sözlerine yer verdiğim görülürken, Seddar YAVUZ’un, kendisi ile hiç ilgili olmadığı halde, servis ettiği haberde ise sadece kendi konuşmasına yer verdiği ve bir siyasetçi gibi kendini öne çıkarmaya çalıştığı görülecektir.

Kendince uygun bulmadığı etkinliklerimize ise bir vali yardımcısını gönderiyordu. Gönderdiği vali yardımcısının da bir vali gibi muamele görmesini istiyor ve bu anlayışı resmi programlarda beklemediğimiz sorunlara yol açıyordu. Örneğin, Üniversitemiz Ziraat ve Doğa Bilimleri Fakültesi tarafından Tarım Öğretiminin 168. Yılı dolayısıyla düzenlenen “Dünden Bugüne Tarım Öğretimi ve Tarım Öğretimine Gönül Verenler” adlı konferansa katılan Vali Yardımcısı, plaket vermek üzere şahsımdan sonra çağrılmasını, il dışından da katılanların olduğu bütün dinleyicilerin huzurunda, protesto etti ve plaket vermeyi reddetti (//www.usakolay.com/gundem/universitede-protokol-krizi/3802 ). Oysa protokol kuralları vali il dışında ise vekaleti bıraktığı vali yardımcısını asil vali gibi kabul eder. Bunun dışında vali yardımcısının protokoldeki yeri bellidir. Bu olay üzerine Seddar YAVUZ’un Ordu Valisi olduğu dönemde, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı ile Ordu Emniyet Müdürü arasında yaşanan ve Türkiye gündemini meşgul eden protokol krizini duyduğumda hiç şaşırmadım (https://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-protokoldeki-kavga-icin-bakanlik-devrede-2162017-40529282). Kavganın perde arkasının nasıl geliştiğini tahmin edebiliyorum.

Taziye’ye Davet Bekleyen Vali ve Cenaze Protokolü

Seddar YAVUZ’un nerede nasıl bir alınganlık göstereceğini ve krize yol açacağını bilemediğimiz bir çok olay yaşadık. Örneğin 25 Eylül 2014 tarihinde ikinci eğitim dersinden çıkan Azerbaycan uyruklu öğrencilerimiz eve dönerken saat 22:30 sularında yaptıkları kaza sonucu 3 öğrencimiz vefat etmiş ve iki öğrencimiz de yaralanmıştı (https://www.haberturk.com/gundem/haber/993901-okul-donusu-kanli-bitti ). Acımız çok büyüktü.

 O geceyi öğrencilerimizle birlikte sabaha kadar hastanede geçirmiştik. Ertesi gün Azerbaycan Ankara Başkonsolosluğu Eğitim Müsteşarı Necibe NESİBOVA ve Azerbaycan’dan cenaze sahipleri de gelmişti. Hep birlikte vefat eden öğrencilerimizin geleneğe göre kefenlenmesi, cenaze merasimine hazırlanması ve taziye kabulü ile iştigal ediyorduk. Vali dışında bütün şehir ileri gelenleri ya bizzat makama gelerek ya da telefon ile taziyelerini iletiyorlardı. Uşak’ta yaşadığım en acı günlerden biriydi. İşte tam bu sırada Seddar YAVUZ’un kendisini bizzat aramamı ve cenaze merasimine davet etmemi beklediğini öğrendim. Uşak müftüsü Fuat ALTINTAŞ da cenaze namazını kıldırmak üzere gelmişti. O gençlerin acısını yaşarken Vali’nin sözlerini duyduğumda içimden bir öfke yükseldi. Koyun can derdinde kasap et derdindeydi. Yaşadığımız acının etkisiyle olacak ki; ilk defa kendi kendime valiyi alttan almayarak aramayacağıma karar verdim. Müftü beyle de düşüncemi paylaştım. Diğer daire müdürlerinde olduğu gibi Müftü beye de bir dokunmakla vali hakkında bin ah işittim. Bu arada Protokol birimimize valilik özel kalemine cenaze namazının kılınacağı saati tekrar iletmelerini söyledim.

 Azerbaycan’dan ve ilden katılan misafirlerimizle birlikte cenaze namazı kılmak üzere musalla meydanına çıktığımızda, valilikten beklememizi ve valinin de merasime katılacağı iletildi. Seddar YAVUZ kararlılığımızı görene kadar direnerek tarafımızdan cenazeye davet beklemişti. Dahası son ana kadar davet etsinler diye şartları zorlamaya çalışmıştı.

Nihayet yaklaştığı iletilince Vali beyi karşılamak için misafirlerden epey de öne çıktım. Kendisini biraz daha fazla samimiyet göstererek karşıladım. Üç fidanımızı Rabbe uğurlarken ele güne karşı kırgınlığımı belli etmedim. Tabutların önünde, ölüm gerçeğinin önünde nefislerimizin ne önemi vardı.

Büyük bir kalabalıkla birlikte cenaze namazını eda ettik. (https://www.haberler.com/usak-ta-kaza-3-universiteli-oldu-7-yarali-var-2-6528155-haberi/ ). Akşam Seddar YAVUZ’un daveti üzerine, misafirlerimizle birlikte akşam yemeğine katıldık. Ayrıca vali, naaşların uçakla nakli için bir miktar nakit para da tahsis etti. Arkasından hastaneye geçtim. Cenazelerin uçak ile nakli için özel hazırlıklar yapıldı. Yine sabaha karşı naaşları Uşak’tan, Azerbaycan’a göndermek üzere İstanbul’a uğurladık. Kardeş ülke Azerbaycan’dan gelen acılı misafirlerimizi ve naaşlarımızı yüz akı ile uğurlamak için ecel terleri dökmüş olsak da neticede hep birlikte görevimizi bihakkın yerine getirmiş olduk. Kıldığımız cenaze namazından öğrencilerimizin Azerbaycan’da toprağa verilene kadar bütün aşamalar Azerbaycan televizyonlarında naklen yayınlanmıştı.

Diş Hekimliği ve Tıp Fakültesi Kurma Çabamıza Karşı

Vali’nin Direnci

Bu türden pek çok gerginlik yaşadığımız halde yan yana geldiğimizde perde arkasında hiçbir şey yaşanmamış gibi davranıyordum. Küçük bir istisna hariç aramızda hiçbir olumsuz konuşma geçmemiştir. Şöyle ki:

Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinin açılma kararı Bakanlar Kurulu’nda 19 Aralık 2013 tarihinde onaylanmıştı. Fakülteyi kurmak için yoğun bir faaliyet içine girmiştik. Öncelikle Uşak’ın merkezinde halkın kolay ulaşabileceği bir yerde fakülte binasına ihtiyacımız vardı. Uşak’ta yeni bir devlet hastanesi inşa edilmiş ve taşınma sonucu merkezdeki 5-6 adet hastane binası boşalmıştı. Bu binalardan birinin Diş Hekimliği Fakültesine tahsisi oldukça uygun görünüyordu. Milletvekillerimiz başta olmak üzere bütün Uşak aktörleri de bu tahsise sıcak bakıyorlar ve destekliyorlardı. Ancak görev sürem boyunca pek çok kez karşılaştığım “hayırlı işlerin muzır manileri çok olur” sözü yine tecelli edecekti.

Uşak Kamu Hastaneleri Genel Sekreterliğine bağlı Ağız Diş Sağlığı Merkezi’nin, Diş Hekimliği Fakültesi’nin kurulmasına karşı çıktığı söyleniyordu. Dolayısıyla bu tahsisat için binaların sahibi Kamu Hastanesi Genel Sekreterinin ve onun bağlı olduğu Vali Seddar YAVUZ’un ikna edilmesi gerekiyordu. Diş Hekimliği Fakültesi hocamız Prof. Dr. Mehmet İrfan KARADEDE (hâlihazırda İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektör Yardımcısıdır) ile defalarca Seddar YAVUZ’u ziyaret ettik. Vekillerimiz ve Seddar YAVUZ dahil hep beraber binaları gezdik. Seddar YAVUZ hayır demiyordu ancak tahsiste hiçbir mesafe de alamıyorduk. Oyalayıcı tavırları artık bıkkınlık vermişti. İrfan hoca ile Vali’yi son ziyaretimizde patladı. Ben arayı bulmaya çalışsam da İrfan hoca açtı ağzını yumdu gözünü. Uşak halkının ve bölgenin topyekûn yararlanacağı böyle hayırlı bir işin nasıl ve neden engellenebildiğine şaşıyordu. Ne yapsak Vali’yi ikna edememiştik!

 Seddar YAVUZ, Diş Hekimliği Fakültesinde yaptığı engelleme taktiklerinden daha fazlasını Tıp Fakültesinin kurulması için de yaptı. Diş Hekimliği Fakültesinde olduğu gibi bina desteği yine vermiyordu. Tıp Fakültesine öğrenci alma hakkı kazanabilmemiz için diğer hastanelerle afiliasyon yapmak zorundaydık. Yoksa Tıp Fakültesi kurmak için 10 yıl kadar beklememiz gerekiyordu. Bu amaçla hazırladığımız protokolü de maalesef Seddar YAVUZ imzalamaya yanaşmıyordu. Hastanelerin başı valiydi ve mülküne ortak kabul etmek istemiyordu. Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerini kurduğumuz taktirde Ağız Diş Sağlığı Merkezindeki Diş Hekimlerinin ve Devlet Hastanesindeki Tıp Doktorlarının döner sermayelerinin düşeceği birer bahaneydi.

İmdadımıza Bakanlık Yetişti

Bir mucize oldu ve yol açıldı! Uşak’taki hastanelerin ortak kullanımına dönük afiliasyon protokolünün vali ile rektör arasında imzalanması yönündeki bakanlık yönetmeliğinin değişmesi imdadımıza yetişti. Anında milletvekillerimizle birlikte Ankara’ya giderek Sağlık Bakanlığı Müsteşarı ve Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanı ile birlikte Uşak’taki hastanelerin ortak kullanım protokolünü imzalayarak Tıp Fakültemizi öğrenci alacak duruma getirdik. (https://www.milliyet.com.tr/yerel-haberler/usak/usak-universitesi-tip-fakultesi-protokolu-imzalandi-11577555 ).

Uşak Tıp Fakültesini Vali Seddar Kurmuş Meğer!

Fakültelerimize yardımcı olmak için kılını kıpırdatmayan vali, Muş’ta, Uşak ilinde nasıl Tıp Fakültesi kazandırdığından bahsetmiş ve aynı yolla Muş’a da Tıp Fakültesi kazandırabiliriz deyip umut tacirliği yaparak ön plana çıkmaya çalıştığını gazeteden okuyunca acı acı gülümsedim. (https://www.milliyet.com.tr/yerel-haberler/mus/vali-YAVUZdan-kalkinma-degerlendirmesi-11192848 ). Gerçi biz bu tür küçük kurnazlıklara çoktan razıydık. Ta ki iftiralarıyla 2.5 yılımın betona gömülmesine neden olana kadar. Neyse, Tıp Fakültesi açılması konusunda Muş’un avantajlı olduğunu söylemesine rağmen Uşak’ta gösterdiği performansı Muş’ta göstermemiş olacak ki, Muş’a Tıp Fakültesi kazandıramamıştı!

Görev sürem boyunca yaşadığım bu ve benzeri olaylardan dolayı, kurum yöneticilerinin bir işe katkı vermelerini bırakın, çalışanları kendi haline bıraksalar, takoz olmasalar işler çok daha iyi gider diye pek çok kez düşünmüşümdür. “Gölge etme başka ihsan istemez” sözü kifayetsiz muhterisler için söylenmiş olmalı.

Vali YAVUZ’un Belediye Başkanı CAHAN Ekibiyle İftiraya Çevirdiği Olay

İnişli çıkışlı yaşadığımız bir çok olay dışında rektörlük seçimlerine yaklaşık 5 ay kadar kala yaşadığımız bir olay vardı ki olmamış gibi davranmak pek mümkün değildi. Şöyle ki:

Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığından iki uzman ziyaretime gelmişti. Aslında ziyaretime gelen üç kişiydi. Sonradan öğrendiğime göre üçüncü kişi Uşak havaalanında çalışan Abdullah FURTUNA imiş. Daha önceden tanıştıkları için üniversiteye gitmede rehberlik etsin diye uzmanlar onu da yanlarına alıp gelmişler. Abdullah FURTUNA aynı zamanda Uşak Belediye Başkanı’nın özel kalem müdürü Seyfullah FURTUNA’nın abisidir.

 Yazının devamında komployu açıklayacağım ancak iftiranın ilk üretim aşamasında CAHAN ve FURTUNA kardeşler olduğunu şimdilik belirtmekle yetinelim.

Ankara’dan Gelen Uzmanlarla Ne Konuştuk.

Seddar YAVUZ’un iftiraları, uzmanlarla aramızda geçen konuşma üzerine bina edilmişti. Ben Ankara’dan gelen bu uzmanlarla ne konuştum? Bunu öncelikle diyalog olarak ortaya koyalım. Ne dediler, ne dedim?

UZMANLAR: -Yabancı uyruklu öğrenci kabul ederseniz 100 Suriyeli öğrenciyi eğitim için Uşak Üniversitesine göndermek istiyoruz. Şehri, üniversiteyi yakından görmek ve sizinle görüşmek için geldik.

SAİT ÇELİK: Tam da yerine gelmişsiniz. Elbette kabul ediyoruz, üç binden fazla uluslar arası öğrencimiz var, birazdan gezdiğimizde göreceğiniz gibi alt yapımız da oldukça iyi. Güzel bir Türkçe Öğretim Merkezi kurduk. Gördüğünüz gibi çok nitelikli bir kampüsümüz var ve Uşak da öğrenci için ucuz sayılabilecek bir şehirdir.

UZMANLAR: -Yeterli Öğrenci yurdu var mı?

SAİT ÇELİK -Kalacak yer konusunda öğrencilerimiz bazı sıkıntılar yaşıyorlar ancak şehirde yurt olarak kiralanabilecek binalar var. Siz böyle bir işe girer misiniz?

UZMANLAR- Girebiliriz ancak Suriyeli öğrencilerin hep bir arada kalmaları dil öğrenmeleri açısından uygun olmaz. Türk öğrencilerle birlikte kalmalarını isteriz.

SAİT ÇELİK -Büyük bir yurt binası kiralarsanız Suriyeli öğrenciler Türk öğrencilerle kalırlar ancak 100 öğrenci rahatlıkla Kedi Yurtlar Kurumu Öğrencileri arasına yerleştirilebilir.

UZMANLAR: - Kredi Yurtlar Kurumu ile konuşalım bakalım ne diyecekler.

Aramızda geçen bu diyalogun ardından kendilerine kampüsü gezdirdim ve onları uluslar arası öğrenci birimimize götürdüm. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen öğrencilerle ve aileleriyle tanıştılar. Kayıt işlemlerini yaptıran öğrencileri izlediler. Gelen öğrencilere ve ailelerine çay/kahve, pasta, börek, çörek gibi ikramlarının yapıldığını; harç parası yatırmak için bankanın dahi öğrencilerin ayaklarına getirildiğini görüp şaşkınlıklarını ve taktirlerini dile getirerek kampüsten ayrıldılar.

Seddar YAVUZ /Nurullah CAHAN Yapımı Akıl Almaz İftira

Ancak o günün gecesi akıllara ziyan bir iftira ile karşılaştım. Akşam saatlerinde Ezogelin isimiyle bilinen bir mekanda Uşak basketbol takımına verilen bir yemeğe çok sayıda kişinin yanında Vali Seddar YAVUZ, Belediye Başkanı Nurullah CAHAN, Uşak AK Parti İl başkanı ve milletvekilleri de katılmışlar. Desteğimizle satılmaktan kurtulan, maçlarını üniversite sahasında oynayan ve sürekli ceremesini çektiğimiz süper ligdeki bir basketbol takımı için muhtemelen valilik tarafından verilen yemeğe ben davet edilmemiştim. Bu işte bir bit yeniği var diye düşünmüştüm ki çok geçmeden kokusu çıktı.

Yemek sırasında Seddar YAVUZ “Başbakanlıktan üniversiteye iki uzman gelmiş, rektör onlara hem kötü davranmış hem de uzmanların üniversiteye göndermek istedikleri öğrencileri Paralelcilerin yurtlarında kalmasını söylemiş. Uzmanlar da bu yaşadıkları şokun mutlaka Valiye iletilmesini tembih ederek Ankara’ya dönmüşler” diyecektir.

İl başkanı ve milletvekilleri de “sayın valim böyle bir şey mümkün değil, siz bunu nereden öğrendiniz demişler. Seddar YAVUZ ise anlattığı olayı Uşak Belediyesi Özel Kalem Müdürü Seyfullah FURTUNA’nın Valilik Özel Kalem Müdürü Mustafa ERKEN’e söylediğini ifade etmiş. Yemekten hemen sonra, hakkımda böyle bir konuşmanın yapıldığını bir çok kanaldan öğrendim. Özel kalemler arasında geçen böyle bir iftirayı Seddar YAVUZ’un şahsıma sormadan uluorta paylaşması oldukça ağırıma gitmişti. Paralel Yapı ile mücadelenin zirveye çıktığı bir dönemde Başbakanlık uzmanları yaşadıkları şoku Ankara’da YÖK, Başbakanlık dahil iletecek hiçbir yetkili bulamamışlar ve şahsım hakkında hiçbir işlem yapma yetkisi olmayan vali Seddar YAVUZ’a şikayet edilmesini istemişler! Çok garip değil mi?

Bu iftira üzerine Seddar YAVUZ ile konuşmakta tereddüt ettim. Egosu yüksek, sinirli ve öfke kontrolü de pek olmayan birisi olduğunu düşündüğüm için böyle bir sözle üzerinde gittiğim taktirde ne yaşayacağımızı öngöremediğim için kendisi ile konuşmadım. Onun yerine o zamanlar aramızın oldukça iyi olduğu veya benim safiyetle öyle sandığım, Belediye Başkanı Nurullah CAHAN’ın yanında soluğu aldım. CAHAN özel kalemi FURTUNA’yı kast ederek “abisinden (Abdullah FURTUNA) duyduğu böyle bir sözü bana sormadan nasıl valiliğe aktarırsın diye kendisine çok kızdım, fırçaladım. Acemi çocuk, bu işleri öğrenecek, senin geldiğini duyunca da hemen ortalıktan toz olmuş kerata” diyerek üzüntülerini dile getirmiş ve gönül alıcı sözler söylemişti.

Oysa rektörlük seçimi yaklaştıkça pek çok olayda da gördüm ki aramızda su sızmadığı dönemlerde dahi CAHAN, riyakâr bir biçimde tezgahın tam da ortasındaymış. CAHAN’ın irili ufaklı çok sayıda tezgahı ve iftirası ile karşı karşıya kaldım. Yine çok somut bir örnek olması açısından aşağıdaki olayı paylaşmakta yarar görüyorum:

Nurullah CAHAN Yine İş Peşinde

Seddar YAVUZ’un iftirasına kaynaklık eden Abdullah FURTUNA yine sahnedeydi. Rektörlük seçimine 10 gün kala ÖNDER onursal başkanı İbrahim SOLMAZ, Uşak İmam Hatip Mezunları Derneği’nin davetlisi olarak Uşak’a gelmişti (https://www.onder.org.tr/tr/haber/ONDER-Bolge-Toplantilarina-Devam-Ediyor----12-4-2015 ). İbrahim SOLMAZ ve heyeti, ÖNDER’in desteği ile yurt dışında üniversite okuyan Abdullah FURTUNA tarafından Uşak havaalanında karşılamış ve doğrudan Uşak Belediyesine, arkasından da ağırlanmak üzere Belediyenin Kayaağıl termal tesislerine götürülmüş. Yemek sırasında Belediye başkanı CAHAN ve ekibi tarafından ÖNDER heyetine, benim oldukça tehlikeli bir Paralelci olduğum anlatılmış. Heyetin üniversite ziyaret programını iptal ettirmek için uğraşılmış.

İbrahim SOLMAZ kendisine verilen aşırı gayretkeş bilgileri hiç inandırıcı bulmamış ve Uşak’ta güvendiği pek çok kişi ile istişare etmiş. Uşak İmam Hatip Mezunları Derneği Başkanı İsmet ÇAMBEL’e ve Yönetim Kurulu Üyeleri ile de bu hadiseyi paylaşmış. Sorduğu kişilerin hemen hepsi CAHAN ekibinin Rıfat OKUDAN’ı rektör adayı olarak çıkardığını, seçimi kendi adaylarının kazanması için art niyetli olarak iftira attıklarını ifade etmişler.

 İbrahim SOLMAZ 10 Nisan 2015 tarihinde beni makamımda ziyaret etti ve şahsıma karşı CAHAN’ın iftiralarına üzüldüğünü, belediye başkan adaylığı sırasında Nurullah CAHAN’a kendisinin kefil olduğunu ifade etti. Bu desteğinden dolayı da özellikle üzüntü içindeydi.

Böyle çok sayıda tanıklıkla Nurullah CAHAN ekibinin arkamdan entrika çevirdiği artık ayan beyan ortaya çıkmıştı. Bu ekip aramızın çok iyi olduğunu zannettiğim günlerde bile kendilerinden birinin rektör olmasını sağlamak amacıyla epey önce mensup olduğu yapıyla grup kararı almışlar ve arkamdan sinsice tezgah kurmuşlar. Bu ekip sadece rektörlüğü değil aynı dönemde milletvekilliği ve Organize Sanayi Bölgeleri Başkanlıkları başta olmak üzere Uşak’taki tüm resmi ve sivil toplum kuruluşlarını anti demokratik yollarla ele geçirmek üzere aç gözlü faaliyetlere giriştiler.

Neticede, kısa süreli başarılar elde etseler de dimyata pirince giderlerken evdeki bulgurdan da oldular. Ellerindeki Belediye Başkanlığını da büyük yolsuzluk iddialarını, yüz kızartıcı müfettiş raporlarını ve ağır bir şaibeyi geride bırakarak, mensubiyet duyduğu grubunu da rezil rüsva ederek kaybetmişlerdir. Yerine aday gösterilen mevcut belediye başkanı Mehmet ÇAKIN da, aynı şebeke tarafından FETÖ’cü ilan edilmiştir. (https://www.usak.tv/ortaya-karisik-sizma-fetoculer-mehmet-cakina-saldiriyor-ahlaksizlik-zirvede-makale,201.html). Sonuç olarak CAHAN grubunun tüm siyasi rakipleri ve göz koydukları makamların sahipleri FETÖ’cüdür! Nokta….!

Yerel seçimlerde, AK Partinin aday gösterdiği isimlerden sadece üç ilin adayı FETÖ’cü ilan edilmişti. Bunlardan birisi sürekli TV haberlerinde ve gazetelerde FETÖ’cülüğü konu edilen Uşak Belediye Başkan adayı Mehmet ÇAKIN’dı. O dönem cezaevindeydim ve Cezaevinin kısıtlı ortamında bile Belediye Başkanlığı adaylığını kaptırdıkları Mehmet ÇAKIN’ı hedef alan şebekenin, şahsıma kumpas kuran şebeke ile aynı olduğundan hiç tereddüt etmemiştim. Muhtemeldir ki büyük paralar aktararak ve grubunu kullanarak medyada sürekli kirli haberler yaptırıyorlardı. Aynen benim için yaptırdıkları gibi!

Halbuki adaylar resmen açıklanmıştı. Tekrar CAHAN’ın aday gösterilme ihtimali yoktu. Ak Parti’ye zarar vermek ve intikam almak için yaptıkları aşikardı. Bu organize iftiralarıyla şebeke, Mehmet ÇAKIN’ı halk nezdinde gözden düşürüp seçim kaybettirerek CAHAN’ın aday gösterilmemesinin intikamını almak istiyordu, ancak başaramadılar.

CAHAN’ın Yediği Herzeler Saymakla Bitmez

FETÖ gerçeğine rağmen, antidemokratik yollarla Uşak’ın bütün kurumlarını ele geçirmeye çalışan CAHAN grubunu anlamakta ve keşfetmekte çok geç kaldım.

Aklını hırsının gerisine atan CAHAN ve ekibinin yediği herzelerinden hangi birini anlatayım? FETÖ’cü olarak karalayıp yerine ekibinden birini seçtirmeyi düşündükleri milletvekillerini mi, OSB başkanlarını mı, vakıf ve dernek yöneticilerini mi yazayım? Bütün bunlar Uşak halkının gözü önünde yaşandı.

Ona buradan söylemek istiyorum. Ey hırsı aklını örtmüş CAHAN. Bu aziz millet 15 Temmuz ihanetini göğsünde söndürürken sen fırsatı ganimet bilerek, FETÖ’cülük bahanesiyle belediyeden 49 kişiyi anında görevden uzaklaştırarak, 5 işçinin de iş akdine son vererek FETÖ’nün ekmeğine yağ sürmekle meşguldün! (https://www.sabah.com.tr/gundem/2016/07/22/usak-belediyesinde-49-kisi-gorevden-uzaklastirildi ). Hiç mi Allah’tan korkmadın? Anne, baba ve eşinin akrabalarından belediyede işe almadığın ve açıkta olan birileri kaldı mı ki? Adını batırdığın grubundan da açıkta kimse kaldığını zannetmiyorum. Bu masumları açığa almanın, hem de FETÖ’cü diye iftira ve karalama ile atmanın sebebi ne ola diye düşündüğümde aklıma tek ihtimal geldi. O da, özellikle iyi kadroları boşaltasın da yerlerine yakınlarını terfi ettiresin! Öyle mi? Yazık…

O gün bile devlet CAHAN’ın FETÖ tüccarlığı yaparak masum insanların istikballeri ile oynadığını biliyordu. Dönemin Uşak Emniyet Müdürü İbrahim ERGÜDER’in makamında, İstihbarat Şube Müdürü Hüseyin ÖZEN; CAHAN’ın attığı 49 kişinin FETÖ’cü olmadıklarını, FETÖ istismarı yaptığını ve bunları Ankara’ya raporladıklarını bizzat bana söylemişti. Aradan geçen yıllardan sonra o bilgilerin tamamen doğru olduğu ortaya çıkmış ve mağdurların hepsi CAHAN hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardır. Sonuçlarını hep birlikte göreceğiz.

FETÖ’cü İftirasıyla Atılanlar Hakkında Müfettiş Raporu

Bu yasadışılık o kadar açıktır ki, müfettiş raporlarına dahi girmiştir. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin bu konuda hazırladığı rapor da aynen şu tespit yapılmış: “Uşak Belediyesinde görevden uzaklaştırılan (49) memurdan (47)’sinin, oran olarak da % 96’sının idari ve adli yönden kısa zaman içinde FETÖ/PDY ile herhangi bir irtibatı ve iltisakı olmadığının ortaya çıktığı,

Somut bir bilgi ve belge olmadan, hatta bir ihbar dahi olmadan yapılan bu görevden uzaklaştırma karar ve işlemlerin, Danıştay 5. Dairesinin 16.02.1966 gün E. 1965/6051 K. 1966/564 sayılı kararında da açıkça hüküm verildiği üzere ağır hizmet kusuru olduğu,

Bu noktada 15 Temmuz sonrası Belediye Başkanlığı tarafından yapılan görevden uzaklaştırma işlemlerinde FETÖ/PYD Terör örgütü ile mücadelede hükümet ve Devlet Kurumlarının güvenirliğini zedelemeye matuf olduğu…”

Ne diyelim devlet unutmaz, ya adili mutlak olan Cenabı Hak unutur mu dersin CAHAN? FETÖ ile mücadeleyi sabote etmen bir tarafa, sadece bu kişileri, ailelerini ve çocuklarını kasıtlı olarak lekeleyip işsiz bırakarak istikbaline kast etmenin vebali bile yeter sana CAHAN.

Zikrettiklerim ve Etmediklerim.

Daha önceki yazılarımda YÖK Yürütme Kurulu Üyesi İbrahim HATİPOĞLU’nun çevirdiği entrikalardan bahsetmiştim ve grubunun ismini zikretmemiştim. Kendi grubunu kişisel ihtirasları için kullandığını yazmıştım. Göz altına alınmamla birlikte aniden şebeke ile ortak hareket etmeye başlayan rektör yardımcım Sayın DALKIRAN’ın da grubunu zikretmemiştim. Ancak şahsıma kurulan kumpasta yer alan Uşşaki tarikatı olarak bilinen grubun adını açıkça zikretmiştim. Çünkü sözde şeyh Muhammed Bakır MUTLU şahsıma kurulan kumpasın içinde kurumsal olarak yer aldı. İsmini zikretmediğim diğer gruplar gibi CAHAN grubunun da kurumsal olarak şahsıma kurulan kumpasta yer aldıklarını düşünmediğim için ismini vermiyorum. Ancak CAHAN grubunun Uşak’taki elebaşları iftiraların içinde aktif olarak yer almışlardı. Hatta yurtlarında kalan öğrencileri dahi aleyhimde kullanmışlardır.

Bunlarla birlikte grupların hemen hepsi kendilerinden bir rektörün olmasını isterler ve bunun olmasından onur duyarlar. Hatta falan efendi hazretlerinin gaybi işaretlerine ve kerametlerine yorarak bir kutsiyet dahi atfedenler çıkacaktır.

Kumpasta kurumsal olarak yer almadıklarını düşündüğüm için bazı isimleri anmıyorum. Çünkü derdi günü İslam düşmanlığı olan kesimlere de gün doğsun istemiyorum. Ayrıca yüz yılı aşkın bir süredir ötekileştirilmiş, dışlanmış ve horlanmış mütedeyyin insanlarımızın da rencide olmasını istemiyorum. Bu kesimler yeni yeni devlette kenarından köşesinden yer almaya başlamışlardı. Ancak bir kısım insanımız keşke sonradan görme gibi davranmasalardı! Ah keşke dini mübini ellerinin tersiyle itip hep eleştirdikleri kesimlerin ahlakı ile ahlaklanmasalardı. Hırsızlıklarını ve ahlaksızlıklarını İslam’ı kullanarak yapmasalardı. Liyakat ve adaleti gözetselerdi de belgesellerdeki vahşi köpekler gibi sürü halinde saldırıp yakaladıkları avlarını diri diri yemeselerdi. Neyse ki imtihan dünyasındayız ve “cennet ucuz değil cehennem dahi lüzumsuz değil.”

Bazı dostlarım, zülfü yâre dokunmamak için özellikle bazı şeyleri yazmadığımı ve bunun bir zaaf olduğunu söylüyorlar. Stockholm sendromu yaşadığımı söyleyenler de var. Kişiler, kurumlar kim ne yaptıysa hepsini açıkça yaz diyorlar. 1980 darbesini, kara 93 yılını, 28 şubat zulmünü, 27 Nisan e-muhtırasını iliklerine kadar yaşamış birisiyim. Bütün bunlardan ders almadığımıza şaşıyorum. Allah adına aldatanlardan ve din tüccarlarından artık iyice gına etmiş olsam da bu tarihi bagajımızdan olacak ki reflekslerimiz yine de İslam düşmanlarının ekmeğine yağ sürmemek yönünde oluyor.

Yine de olabildiğince açık yazıyorum. Belki de bir ilki yapıyorum. Arifler anlasın da gereğini yapsın diyorum. Toplumsal aydınlanmaya ve arınmaya vesile olsun istiyorum. Rabbimin kardeşlerime feraset ve basiret vermesi için nezaketle gerçekleri yazmaya gayret ediyorum ki grup bağnazlığından kurtulsunlar, şeffaflaşsınlar ve kul hakkı yemekten vaz geçsinler. Ne yapalım yazamadıklarım da benim zaafım olsun. Bizler beşeriz, zaaflarımızla varız. Yıkmadan, dağıtmadan, bozmadan, kardeşliğimize zeval getirmeden özeleştiri yapmaya ve üzüm yemeye gayret ediyorum. Yaşadıklarım yeter ki günahlarıma kefaret olsun. Bu ve benzeri günahların içinde bulunan fakat hatasını anlayarak samimi olarak tövbe eden herkesi affetmeye hazır olduğumu da belirtmek istiyorum.

Ülke olarak arınmaya ihtiyacımız var. Toplumun bütün kesimleri samimi olarak nefislerini sigaya çekmeli. Bu konuda gerçek anlamda bir özeleştiri yapacaksak, Allah tarafından görevlendirilmiş yüce/kutsal lider ve tarikat hastalığının sadece dini görünümlü yapılarda olmadığını, dine uzak görünen seküler kesimlerin de benzeri yapılarının ve kültlerinin olduğunu kabul etmemiz gerekir. Toplum olarak biraz az, biraz fazla ama yok aslında birbirimizden farkımız. FETÖ gerçeğinden ders çıkararak ve önce kendimize bakıp özeleştiri yaparak ancak büyük Türkiye idealini hep birlikte gerçekleştirebiliriz.

Şebeke Rektörlük Seçiminde Başarılı Olamadı Ama!

Rektörlük seçimi sırasında yaşanan somut olayda şebeke, dini kılıfla ve organize bir şekilde iftira attı. Kendi adaylarını rektör olarak atattırmak için bütün hileli yolları denediler. Ancak başarılı olamadılar. Devletin sahih kaynakları buna izin vermedi. Ankara’dan istediğini alamayan şebeke, FETÖ darbe teşebbüsünün meydana getirdiği kaosu kullanarak yerelde maalesef menfur emellerine ulaştı.

Vali’nin Yemekte Konuştuğu Mevzuya Dönelim

Yemekte bu konuşmayı duyan bazı kişilerle ve her iki milletvekilimizle de bu olayı ayrı ayrı konuştum. Başbakanlıktan gelen kişilerin isimlerini verdim ve kendilerine valinin söylediği şekilde bir konuşmanın aramızda geçmediğini, uzmanların üniversiteden oldukça memnun ayrıldıklarını ifade ettim. Milletvekilleri başta olmak üzere hemen herkes böyle bir olayın yaşandığına inanmadıklarını, rektörlük seçimleri öncesi şahsımı yıpratmak için kasıtlı çıkarılan bir iftira olduğunu düşündüklerini söylediler. Benzer iftiralara kendilerinin de maruz kaldıklarını ifade ettiler. Bu olayı kapatmak gerektiği ve artık üstüne gitmenin yarar getirmeyeceği konusunda milletvekillerimizle mutabık kalarak konuyu kapattık.

Seddar YAVUZ’dan tamamen soğumuş olsam da aramızda hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmak yine bana düşmüştü. Devlet terbiyesi neyi gerektiriyorsa onu yaptım. Kayıkçı kavgasına girmedim. Yine davetlerine katılmaya devam ettim. Örneğin Seddar YAVUZ başkanlığında yapılan İl Milli Eğitim Müdürlüğü 1. dönem Danışma Kurulu Toplantısı katılarak Milli Eğitim Müdürlüğü ile olan projelerimizden bahsettim. Görüş ve önerilerimi paylaştım. Nitelikli bir Eğitim Fakültemiz vardı ve Uşak İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile birlikte yoğun bir işbirliği halindeydik. Her dönem protokoller imzalayarak çeşitli projeleri hayata geçiriyorduk (https://www.mynet.com/usak-universitesi-ve-il-milli-egitim-mudurlugu-arasinda-protokol-imzalandi-180100712965 ). Ancak toplantı sonrası Seddar YAVUZ, yine baştan sona sadece kendini ön plana çıkarıcı bir “icraatın içinden” haberi servis ettirmişti (https://usak.meb.gov.tr/www/il-milli-egitim-mudurlugu-1-donem-danisma-kurulu-toplantisi-valimiz-seddar-YAVUZun-baskanliginda-yapildi/icerik/4203 ). Toplantıda, her ne kadar “nasıl tensip buyurursanız sayın valim; siz Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Cumhurbaşkanının, Başbakanın ve Bakanların Uşak’taki temsilcisisiniz; siz bizim liderimizsiniz” demesem de, Emniyet birimleri vasıtasıyla ilköğretim okullarının önündeki kötü niyetlilere karşı aldıkları tedbirleri taktir etmiş olmam, Seddar YAVUZ’un oldukça hoşuna gitmişti. İlköğretimde çocukları olan bir baba olduğum için empati yaparak dile getirdiğim taktir sözleri Vali Bey’de büyük bir memnuniyet oluşturmuştu. Belki de içinden şahsıma karşı haksızlık ettiğini düşünmüş olacak ki, 2-3 hafta kadar şahsıma karşı bütün şirinliklerini takınmıştı. Bilmiyorum!

Aslında Seddar YAVUZ’un bu tür tavırları sadece şahsıma özgü değil bütün Uşak aktörleri için de benzer şekildeydi. Örneğin bu toplantıdan üç gün önce Ulubey Kanyonu Cam Terası’nın temel atma törenine katılmıştık. YAVUZ’un Uşak’a gelmesinden önce, özellikle milletvekillerinin gayreti ile Cam Teras projesi hazırlanmış ve temel atılacak hale gelmişti. Dünya’nın en büyük ikinci kanyonu olan Uşak Ulubey Kanyonu’na yapılacak Cam Teras için en uygun arazi üniversiteye aitti. Göreve geldiğimden beri Uşak’ın bir değeri olan kanyon ile ilgili çeşitli projelerin içerisinde olduğumuz için hiç tereddüt etmeden arazimizin bir bölümüne çam teras yapılması onayını vermiştim. Neticede mutlu sona yaklaşmıştık. Temel atma töreninde sırayla protokol konuşmaları yapıldı. Sanırım törende en içten konuşmayı da kendi doğduğu ilçesi olmasından ve projeye büyük emek vermesinden olacak ki Milletvekilimiz Mehmet ALTAY yapmıştı. Sesinin tınısı; duygularını, heyecanını ve içtenliğini gösteriyordu.

Böyle bir merasimde uygun olan; emeği geçen herkesi taktir etmektir. Ancak Seddar YAVUZ’un servis ettiği habere bakınız lütfen (https://www.cnnturk.com/haber/turkiye/ulubey-kanyonunda-yapilacak-olan-cam-teras-icin-temel-atildi ). Haberde katılımcılar ve cam teras hakkında bilgiden sonra Seddar YAVUZ’un konuşmasından başka hiçbir katılımcının konuşmasının servis edilmediği görülmektedir. Onlarca sitede aynı haberin çıktığını görseniz siz ne hissedersiniz sevgili okurlar? Taktir edersiniz ki bu konuda yaptığı icraatları halka anlatmak valinin değil, halka karşı hesap verecek olan siyasetçilerin hakkıdır. Seddar YAVUZ’un kör göze parmak misali yersiz partizan tavırlarından iktidar ve muhalefet bütün Uşak milletvekilleri şikayetçiydi. Özellikle iktidar milletvekilleri sık sık kendilerine valinin zarar verdiği serzenişinde bulunuyorlardı.

Üst düzey kamu yöneticiliği yapmış birisi olarak, bürokrasiye göre ülkemizdeki siyasetin daha şeffaf ve hesap verebilir bir konumda olduğunu düşünmekteyim. Zira siyasetçi sonunda halkın önüne gelmek ve onay almak zorundadır. Yaptığı hatanın bedelini eninde sonunda öder. Bürokrasi ise hem deneyimli hem de oldukça organizedir ve siyasete göre daha dokunulmazdır. Bürokratik oligarşi, bu ve benzeri avantajlarını ustalıkla kullanarak siyasetçiyi günah keçisi olarak halkın önüne atmaktadır.

Yakınlarda yaşadığım bir olay ile konuya açıklık getirmekte yarar var diye düşünüyorum. Başka bir ilde olan bir haksızlığa mani olmak için eski ve yeni milletvekilleri o ilin İl Sağlık Müdürüne adeta yalvardılar. Ancak İl Sağlık Müdürü güya haklı gerekçelerle milletvekillerinin talebini yerine getirmeyip ilgili yazıyı çıkardı. İş olup bitmişti. Bu aşamadan sonra bir iş adamı vasıtasıyla o ilin valisine ulaştım ve çıkan yazıyı Vali Bey anında iptal etti. Bir haksızlık da böylece önlenmiş oldu. Peki halkın seçtiği milletvekillerini bu duruma düşürmeye gerek var mıydı? Bu olayda olduğu gibi bürokrasi, işine gelmediği hususlarda halka ve vekillere kırk dereden su getiriyor ancak işine geldiği bir hususta da deveyi iğne deliğinden geçirmeyi başarıyor maalesef.

FETÖ’cü Olduğunu Düşündüğün Biri İle Sık Sık Bir Araya Gelmek!

Seddar YAVUZ rektörlük seçimine bir ay kala bile şahsıma ve konuklarıma Uşak Emniyetine ait Hasbahçe tesislerinde yemek verme lütfunda bulunmuştur(!) Ancak yaptırdığı haber yine kendi ekseninde olacaktır

(https://www.haber7.com/guncel/haber/1320403-1-uluslararasi-osmanlinin-1-hakimiyet-doneminde-yemen-sempozyumu ).

Şahsen ben o dönemde (2015 yılında), bir rektörün veya herhangi bir kimsenin FETÖ’cü olduğunu bilsem veya düşünsem; asla onunla bir araya gelmem, onu davet etmem ve onunla fotoğraf vermem. Böyle davranışlar FETÖ’cülere itibar ve meşruiyet kazandırır diye düşünürüm. Seddar YAVUZ’un her ne kadar tam bir konjonktür adamı olduğunu düşünsem de aleyhimde FETÖ’cü diye yalancı tanıklık yapacağını bilmiş olsaydı, birlikte fotoğraf vermekten o da kaçınırdı. Böylece iftirası daha inandırıcı olurdu. Yalancı şahitliğinde söylediği gibi FETÖ’cü olduğumu düşünseydi şahsımla sık sık bir araya gelmezdi.

Belediye başkanı Nurullah CAHAN kendisine danışmayarak bir hadsizlik etmiş ve başka bir rektör adayı çıkarmıştı! CAHAN sayın valiye usulen de olsa danışarak aday çıkarsaydı yine sorun olmayacaktı ama böylesi hazmedilebilir bir şey değildi!

Seddar YAVUZ da haklı olarak tıpkı paralel yapının Türkiye’yi ele geçirmeye çalıştığı gibi CAHAN grubunun da Uşak’ı ele geçirmeye çalıştıklarını düşünmüş hatta bu gruba FETÖ’nün cahilleri demiş ve kendisi de başka bir adayı destekleme kararı almıştı. Bu yüzden sayın Vali’nin desteklediği adayın başarılı olması oldukça elzemdi. Kendi desteklediği adayının rektör olarak atanması için elinden ne gelirse yaptı.

Bir Rektör Adayı Valinin Makam Odasını Seçim Merkezi Olarak Kullandı

Maalesef Seddar YAVUZ, valilik makamını ayağa düşürürcesine, üniversiteden Prof. Dr. Murat ÖNTUĞ ve Prof. Dr. Sadiye TUTSAK gibi hocaları makamına çağırıp Ekrem SAVAŞ’a oy vermelerini söyleyecek kadar rektörlük seçimlerine müdahale etmiştir. Dahası atanmayacağım hususunda makamına davet ettiği hocalara teminat vermiştir. Aday Ekrem SAVAŞ ise cep telefonundan Seddar YAVUZ’un kendisine attığı mesajları göstererek oy talep etmesine çok sayıda hoca tanıktır.

Bütün bu olaylar, konuyla ilgilenen Uşak aktörlerinin ve halkının bildiği hususlardır. Uşak’ın sevilen sayılan duayyen gazetecisi rahmetli Taşkın ÖZLER, o dönemde yanıma gelerek “Vali’nin yaptığı sadece sana özgü değil hocam; Ankara’ya çok şikayet gitti, bu vali yakında Uşak’tan gider” demiştir.

Nihayet seçim günü gelmişti. Seçimde oy sayımı tamamlanmasının hemen ardından, Vali Yardımcıları seçim sonucunu tebrik etmek üzere şahsımı aradıklarında aday Ekrem SAVAŞ’ın, Seddar YAVUZ’un yanına olduğunu da söylemişlerdi. Seçim süresince olduğu gibi seçim sonuçlanır sonuçlanmaz da Ekrem SAVAŞ, soluğu Seddar YAVUZ’un yanında almıştı.

Seçim sonuçlarını değerlendirip şahsımın 171 oy almasına karşılık kendilerinin 51 oy almasının atanma açısından pek de önemli olmadığını konuşmuşlardır. Oy her şey demek değil, işin bir de Ankara boyutu var düşüncesiyle Ankara’da mühim adamları olduğunu birbirleri ile adeta yarışırcasına paylaşıp, nasıl neler yapılması gerektiğine ilişkin birbirlerini yüreklendirici konuşmalar yapmışlardır.

Seddar YAVUZ, bütün dinamiklerini harekete geçirmiş ve kendince somut bazı verilere ulaşmış olacak ki; seçimden 6 gün sonra, İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün bahçesinde düzenlenen “Uşak’ta En Güzel Buzağı Yarışmasında”, basın mensuplarına yeni rektörün müjdesini vermiştir (https://www.hurriyet.com.tr/usak-ta-en-guzel-buzagi-yarismasi-duzenlendi-37099583). Anadolu ajansı Uşak muhabiri Soner KILIÇ’ın eşi Filiz Kılıç(kendisi Basın Protokol Halkla İlişkiler Birimimizde haberlerimizi yapan ve basına servis eden kıymetli bir görevlimizdi) vasıtası ile bu haber bana iletilmişti. Ben de gülerek “aç tavuk kendini buğday ambarında görürmüş” diye cevap vermiştim.

Tekrar Rektör Atandığımda Vali’nin Tepkisi

Nihayet, 14 Mayıs 2015 tarihinde Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Uşak Üniversitesi rektörlüğüne yeniden atandım

(https://www.haber7.com/guncel/haber/1368001-usak-universitesi-rektorlugune-celik-tekrar-atandi ). O gün Seddar YAVUZ il dışında bir düğün törenindeydi. Yanında da Kayseri rektörlerinden birisi oturmaktadır. Kendisini telefonla arayan kişiden atanmamla ilgili kara haberi almış, atama kararına önce inanamayıp, hep böyle spekülatif haberler çıkıyor diyerek tekrar tekrar teyit ettirme ihtiyacı duymuştur. Gerçeği kabul etmek zorunda kaldığında da sonra faturayı bakanlara ve siyasete kesmiştir. “Uşak’ı bilmeyenler Uşak hakkında karar veriyorlar” diye yakınmıştır. Belediye başkanı CAHAN’ın, Ekrem SAVAŞ aleyhinde Ankara’da çalışmasını eleştirmiş ve yine kendince karizmayı çizdirmeye çalışmıştır. Beylik cümleler kurarak durumu kurtarmaya çalışmıştır. Ancak ne söylese de izahı zor bir durumdur. Çünkü zaferini çoktan ilan etmiş ve müjdeyi çok önceden pek çok kişi ile paylaşmıştır. Uşak’ı çok iyi bildiğinden olsa gerektir ki hemen bütün toplum kesimleri ile kavga edip aldığı tepkilerden dolayı Uşak’ta ancak 1.5 yıl görev yapabilmiştir!

Atanmamdan dolayı hayırlı olsun ziyaretleri ve tebrik telefonlarının ardı arkası kesilmiyordu. Ancak Seddar YAVUZ’dan hiçbir ses yoktu. Çünkü yine hatalı bir protokol değerlendirmesiyle kendisini ziyaret etmemi bekliyordu. Bu şaka değil, ironi değil, bu işleri bilen ve içinde yaşayanlar ne dediğimi çok iyi anlıyorlardır. Yeniden rektörlüğe atanmamdan dolayı kendisini makamında ziyaret etsem yine hiçbir sorunumuz kalmayacaktı. Ancak gerek adabı muaşeret kurallarına göre gerekse yaş itibariyle de büyük olmamdan dolayı onun beni ziyaret etmesi gerektiği çok açıktı. Diğer yandan İlmiyeyi temsil ediyorduk. Hem bu sebeplerden hem de seçim sürecindeki iftiralarından ve açık olarak taraf tutup seçime antidemokratik yollarla müdahil olmasından dolayı bunu yapmadım.

Mezuniyet Törenlerine Gelmedi ve Daire Müdürlerini de Göndermedi!

Yeniden atanmamdan yaklaşık bir ay sonra mezuniyet törenimizi yapacaktık. Anadolu’daki üniversitelerde mezuniyet törenleri bir bayram havasında geçer. Bütün şehirde bir karnaval havası eser. Aynı zamanda bu günler turizm günleridir. Şehrin bütün aktörlerinin, halkının ve öğrenci yakını misafirlerimizin coşku ile katıldığı ve kutladığı mezuniyet törenleri yapılır. Vali başta olmak üzere her kuruma davetiyelerimizi gönderdik. Kurum amirlerinden mezun olacak öğrencilerimizin akrabaları vardı. Yakınlarına diploma vermek isteyenlerin isimlerini tek tek belirlemiştik. Tören‘e yaklaşık 1-2 saat bir süre kalmıştı ki, bir vali yardımcısı şahsımı arayarak “Vali bütün kurum amirlerine üniversitenin mezuniyet törenine katılmama talimatı verdi. Kusura bakmayın sayın rektörüm, durumu siz biliyorsunuz, çok üzgünüm, yeğenime diploma veremeyeceğim” diyecektir. Arkasından diğer iptaller geldi. En mutlu günümüzün son dakikasında yine arkadan vurmuştu Seddar YAVUZ. Kısa sürede yine ecel terleri dökerek yeni bir organizasyon yapmak zorunda kalmıştık (//www.radikal.com.tr/usak-haber/usak-universitesi-mezuniyet-toreni-1378334/ ). Artık bardak taşmıştı. O ana kadar hiç yapmadığımı yaptım ve yaşananları Ankara’da İçişleri Bakanlığı ile paylaştım.

Seddar YAVUZ, kısa bir süre sonra kararname gibi bir ibare belirtmeksizin, atama kararı şeklinde duyurulan karara göre Uşak'taki görevinden alınarak Muş valiliğine görevlendirildi (https://www.trthaber.com/haber/gundem/4-ilin-valisi-degisti-200203.html ). Böyle bir değişimi hiç beklemiyordu. Son anlara kadar bile en az 3 yıl Uşak’ta kalacağını söylüyordu ki bana da söylemiştir. Kendisine “sürpriz oldu sayın valim böyle bir yıl gibi kısa bir görevin ardından tayin hiç beklemiyorduk” diyenlere, yok bir buçuk yıl oldu ancak kritik bir süreçte benden rica edildi diyerek(mahkemedeki ifadesinde tayini FETÖ’nün Türkiye Kamu İmam Yardımcısı olduğu değerlendirilen Hazım SESLİ’nin çıkardığını ima etmiştir) yine yanını yere vermemeye çalışmıştır. Ancak Uşak rahatlamıştır. Bu kararı çok sayıda kişi sabahın erken saatlerinde şahsımı arayarak iletti. Duayen gazeteci Taşkın ÖZLER’e “bak dediğin çıktı” dediğimde “hocam ben 50 yıllık gazeteciyim, Uşak çok gerildi, devlet buna müsaade etmez” demiştir.

Bu arka plandan sonra gelecek yazımda Seddar YAVUZ’un tanık olarak mahkemeye gönderdiği iftiralar üzerinde satır satır duracağım inşallah. Bir vali nasıl iftira atmış, tarihe geçirecek ve kendisini tarihe emanet edeceğiz.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.