ORTAK HİKAYEMİZ İNSAN OLMAK

Çocuklar masalları sever
Büyüklerde hikayeleri
Masal ve hikayelerle öğrenilenler daha kalıcı izler bırakıyor
Kolay kolay unutulmuyorlar.
Masal ve hikayeler neden sevilir?
Ve neden unutulmaz etkiler bırakır?
Sebebini bilmiyorum.
Şöyle bir bakınca;
Hepimiz kendi hikayemizi yaşamıyor muyuz?
Hepimizin farklı bir hayat hikayesi yok mu?.
Evet
Hepimizin bir hikayesi var.
Renkli ya da renksiz
Basit ya da karmaşık
Ne kadar insan varsa o kadar da hikaye var.
Hepimiz kendi hikayemizde başrolü oynarken başkalarının hikayelerinde ise figüranız.
Bu figüranlık bazılarının hikayelerinde etkili uzun olurken
Bazılarında kısa ve önemsiz oluyor.
Peki, bir hikayemiz olduğu ve bunun yaşam boyunca sürdüğünden ne kadar haberdarız.
Hikayemizin kahramanı
Kendi hikayesinin sonunun olduğunu biliyor mu?
Nasıl olacağı kaygısını taşıyor mu?
Hikayelerin sonunu bilmiyoruz ama ya başlangıcı..
Herkesin hikayesi farklı ancak, bütün hikayelerimizin başlangıcı aynı.
Hepimizin hikayesi
İnsan olarak dünyaya gelmekle başlıyor.
Yani hikayelerimizde ortak bir yanımız var
O da ortak hikayemizin adı 
Yani insan olmak.
……
Size kısacık bir hikaye, bir masal anlatacağım
Ancak, eksik yerlerini herkes kendisi tamamlayacak.
Bir gün bir anne bir çocuk doğurmuş
Yok, bin çocuk doğurmuş
Yok yok,yüz yılda doğacak bütün çocukları doğurmuş.
Bu doğan çocuklarda bir kaç soruluk mecalle doğmuşlar.
Bu çocuklar kendilerine verilen soru soracak gücü kullanarak 
Sorular sormaya başlamışlar.
Onlar sormuş 
Anneleri ağlamış.
Ağlamış, ağlamış, ağlamış…….
Annelerinin gözyaşı hiç dinmemiş.
……..
İnsandaki masal ve hikaye sevgisinin sırrı
Dünyaya insan ve çocuk olarak gelip
Soramadığımız sorular
Ve alamadığımız cevapların olması mı?
Hikaye ve masallarda onları mı arıyoruz dersiniz?
Kendi hayatı bir hikaye olan insanların hikayeleri sevmeleri ve etkilenmelerinden daha tabi bir şey olamaz.
Yani hikaye sevgisi yaratılıştan geliyor.
Evet
Çocuk olarak dünyaya geldiğimizde bir soruluk mecalimiz yoktu.
Ama şimdi var.
Artık ne soracaksak şimdi sorabiliriz.
Hem de annemizi ağlatmadan
Kendimize sorabiliriz.
Not:Bu yazı Türkiye Gazetesinde 10-11/01/2018 tarihlerinde iki bölüm halinde “yetenekli kalemler” köşesinde yayınlanmıştır

 

YORUM EKLE